
Trump yönetiminin politika hamleleri 600’den fazla davaya konu olurken, yüzlerce karar yargı denetimi altında uygulanıyor
Mahkemeler 150’den fazla dosyada politikaları geçici olarak durdurdu; Yüksek Mahkeme kritik başlıklarda devrede
Hukuki tablo, ABD’de yürütme–yargı dengesinin en sert sınavlarından birine işaret ediyor

The New York Times’ın kapsamlı derlemesine göre, Trump yönetimi bugüne kadar 600’den fazla dava ile karşı karşıya kaldı. Yönetimin göçten enerjiye, fon kesintilerinden anayasal haklara uzanan geniş politika değişiklikleri, federal mahkemelerde eşi benzeri görülmemiş bir hukuki yoğunluk yarattı.
Habere göre davaların 350’den fazlasında mahkemeler, yargılama süreci devam ederken yönetimin politikalarının yürürlükte kalmasına izin verdi. Buna karşılık 150’den fazla davada, politikalar geçici durdurma kararları veya ihtiyati tedbirlerle kısmen ya da tamamen askıya alındı. Bu tablo, Trump yönetiminin attığı adımların önemli bir bölümünün hukuki sınırlar içinde kalıp kalmadığına ilişkin ciddi soru işaretleri doğurdu.
The New York Times, Yüksek Mahkeme’nin şimdiye kadar 28 davada doğrudan işlem yaptığını, dört davanın ise hâlen inceleme aşamasında bulunduğunu aktarıyor. Bu durum, hukuki çekişmenin yalnızca alt mahkemelerle sınırlı kalmadığını, anayasal düzeyde bir hesaplaşmaya dönüştüğünü gösteriyor.
En dikkat çeken başlıklardan biri, 18. yüzyıldan kalma Yabancı Düşmanlar Yasası kapsamında yürütülen sınır dışı işlemleri oldu. Savaş dönemlerinde yürütmeye geniş yetkiler tanıyan bu yasanın, barış zamanında uygulanması anayasal bir tartışmaya dönüştü ve kritik davaların merkezine yerleşti.
Eyalet–federal gerilimi de yargıya taşındı. Illinois’te Ulusal Muhafızların, eyalet ve yerel yetkililerin itirazına rağmen konuşlandırılmasına yönelik girişim, Yüksek Mahkeme kararıyla engellendi. Bu dosya, federal yürütmenin eyalet yetkileri üzerindeki sınırlarının yeniden çizilmesine neden oldu.
Vatandaşlık politikaları da yargının radarına girdi. Doğuştan vatandaşlığın sınırlandırılmasına yönelik başkanlık kararnamesi, ABD Anayasası’nın 14. Değişikliği kapsamında açılan toplu davalarla yargı denetimine alındı. Bu süreç, vatandaşlık tanımının yeniden şekillendirilip şekillendirilemeyeceğine ilişkin tarihsel bir tartışmayı tetikledi.
Mali cephede ise federal fonların dondurulmasına yönelik girişimler öne çıktı. The New York Times’a göre 20’den fazla eyaletin açtığı davalar sonucunda, bu adımlar mahkemelerce hukuka aykırı bulundu. Benzer şekilde rüzgâr enerjisi izinlerini durdurmaya yönelik bir başkanlık kararnamesi de federal bir yargıç tarafından yasalara aykırı sayıldı.
Bağımsız kurum yöneticilerinin görevden alınmasına ilişkin işlemler, farklı davalar kapsamında hem federal mahkemeler hem de Yüksek Mahkeme tarafından ele alındı. Göç politikaları, sınır dışı uygulamaları, sığınma süreçleri ve öğrenci vizeleriyle ilgili çok sayıda dava ise hâlen devam ediyor.
The New York Times, tarifeler, çevre düzenlemeleri, ifade özgürlüğü, medya erişimi ve federal programların iptali gibi başlıklarda da ek davaların açıldığını vurguluyor. Ortaya çıkan tablo, Trump yönetiminin yalnızca siyasi muhalefetle değil, aynı zamanda sistematik bir yargı denetimiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Bu hukuki yoğunluk, ABD’de politika yapım sürecinin hızını ve öngörülebilirliğini doğrudan etkileyen bir risk başlığına dönüşmüş durumda. Yürütme kararları her adımda mahkemelere takılırken, yatırımcılar açısından belirsizlik artık yalnızca ekonomik değil, kurumsal ve anayasal bir değişken hâline geliyor.
