
Donald Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun yakalanmasını sadece bir askerî ve siyasi operasyon olarak değil, küresel ölçekte sahnelenmiş bir güç gösterisi ve kişisel şov olarak sundu. Açıklamaların tonu, içeriği ve ardı ardına gelen mesajlar, Washington’un Caracas hamlesini klasik bir rejim değişikliği girişiminin ötesine taşıyarak, “Trump tarzı yeni emperyal anlatının” vitrini haline getirdi.

Trump’ın konuşmalarında dikkat çeken ilk unsur, operasyonun insani ya da hukuki gerekçelerle değil, doğrudan güç ve mülkiyet diliyle anlatılması oldu. “Venezuela’yı düzgünce, profesyonelce yöneteceğiz”, “Venezuela’yı biz yöneteceğiz”, “Venezuela’daki petrolü satacağız” gibi ifadeler, müdahaleyi geçici bir güvenlik hamlesi olmaktan çıkarıp, fiili bir idare ve kaynak kontrolü ilanına dönüştürdü. Trump’ın “Venezuela’yı yönetmek bize bir şey mal olmayacak, yerin altından gelen para var” sözleri ise, operasyonun ekonomik mantığını açıkça sahneye koydu.
Maduro’nun yakalanma anı ve sonrasının anlatımı da bu şov dilinin merkezindeydi. Trump, operasyonu “televizyon şovu izler gibi izledim” diyerek aktarırken, Maduro ve eşinin “helikopterle güzel bir uçuşla” USS Iwo Jima’ya götürüldüğünü söylemesi, askerî bir baskını adeta sinematografik bir sahneye çevirdi. “Eminim çok sevmişlerdir” ifadesi, operasyonun ciddiyetinden çok, Trump’ın anlatıyı kişiselleştirme eğilimini yansıttı.
Konuşmanın bir diğer dikkat çekici boyutu, tehdidin küreselleştirilmesiydi. Trump, Venezuela’daki tüm siyasi ve askerî figürlere “Maduro’nun başına gelenler sizin de başınıza gelebilir” mesajını verirken, aynı dili İran’a da taşıdı. Daha önce İran’ın dini lideri Hamaney’i hedef alan açıklamalarına atıf yaparak, “Nerede saklandığını biliyordum” demesi, bu operasyonu emsal teşkil eden bir uyarı olarak çerçeveledi. Senatör Lindsey Graham’ın Hamaney’e yönelik “onun yerinde olsam camiye gidip dua ederim” sözleri de bu hattın Washington’da yalnızca Trump’a özgü olmadığını gösterdi.
Trump’ın Çin vurgusu ise şovun jeopolitik ayağını tamamladı. “Xi ile iyi ilişkim var”, “Çin sorun çıkarmayacak, onlar da petrolünü alacak” sözleri, Venezuela operasyonunun Washington–Pekin geriliminden bağımsız değil, aksine kontrollü bir güç paylaşımı mesajı olarak sunulduğunu gösterdi. Bu anlatı, Trump’ın müdahaleyi küresel bir kriz tetikleyicisi değil, pazarlanabilir bir düzenleme gibi lanse etme çabasını ortaya koydu.
İç politikada ise Venezuela muhalefeti dahi bu şovun gölgesinde kaldı. “Müdahale bir aşk eylemidir” diyerek ABD’ye çağrı yapan muhalif lider María Corina Machado için Trump’ın “çok iyi bir kadın ama ülkede saygısı yok” çıkışı, Washington’un sahadaki aktörlere değil, kendi senaryosuna odaklandığını net biçimde gösterdi.
Sonuçta ortaya çıkan tablo şu: Trump, Maduro operasyonunu hukuki gerekçeler, diplomatik çerçeve ya da uluslararası normlar üzerinden değil; güç, petrol, tehdit ve seyirlik başarı dili üzerinden kurguladı. “Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana insanların görmediği bir saldırıydı” ifadesi, askeri ölçüden çok anlatının büyüklüğünü hedefliyordu.
Piyasalar ve küresel aktörler açısından asıl mesaj ise şu oldu: Bu artık yalnızca Venezuela dosyası değil. Trump, devlet başkanlarının yatağından alındığı, kaynakların açıkça sahiplenildiği ve bunun canlı bir gösteri gibi sunulduğu yeni bir güç kullanım biçimini sahneye koydu. Venezuela bu şovun ilk perdesi olabilir; ama anlatının kendisi, çok daha geniş bir sahne için yazılmış görünüyor.