Murat Aysan’ın paylaşımı, Başkan Trump’ın “büyük fonların tek ailelik konut satın almasını yasaklama” çıkışının arkasındaki tabloyu net rakamlarla ortaya koyuyor ve tartışmayı sloganlardan veri zeminine çekiyor.
Donald Trump’ın açıklaması, ABD’de konut krizinin temel sorumlusunun büyük yatırım fonları olduğu algısını güçlendirse de, Murat Aysan’ın aktardığı veriler bu anlatının eksik olduğunu gösteriyor. ABD’de yaklaşık 130 milyon konut bulunurken, bunun 80–85 milyonu tek ailelik konutlardan oluşuyor. Yani apartman dairelerinden değil; müstakil ya da yarı müstakil, tek hanenin yaşadığı evlerden söz ediyoruz.
Bu dev stokun yaklaşık %20’si yatırımcıların elinde. Ancak kritik ayrım burada başlıyor: Bu grubun çok büyük bölümü 1–5 konuta sahip bireysel küçük ev sahiplerinden oluşuyor. Bin ve üzeri konuta sahip büyük fonlar ve REIT’lerin payı ise toplam tek ailelik konut stoğunun yalnızca %2–4’ü seviyesinde. Üstelik bu kurumsal oyuncular son yıllarda net alıcıdan çok net satıcı konumunda. Yani “fonlar piyasayı süpürüyor” söylemi, ülke geneline bakıldığında verilerle tam örtüşmüyor.
Sorunun düğümlendiği yer ülke ortalamaları değil, bölgesel yoğunlaşma. Atlanta, Phoenix, Dallas, Tampa gibi hızlı göç alan şehirlerde kurumsal yatırımcı payı yer yer %15–25 bandına çıkabiliyor. Bu da fiyatlar ve kiralar üzerinde yukarı yönlü baskı yaratırken, ilk kez ev alacak hanehalkını piyasadan dışlayabiliyor. Tartışmanın siyasi boyut kazanmasının nedeni de tam olarak bu yerel baskı hissi.
Murat Aysan’ın vurguladığı çerçeveye göre, ABD’de konut erişilebilirliği sorununun temelinde “fonlar ev topluyor” anlatısından ziyade üç yapısal unsur öne çıkıyor: yetersiz konut arzı, yüksek mortgage faizleri ve bazı bölgelerde yatırımcı talebinin aşırı yoğunlaşması. Trump’ın çıkışı, bu karmaşık denklemi basit bir hedefe indirgerken, sorunun bütününü çözmekten uzak bir politik refleks olarak okunuyor.
Türkiye tarafında ise tablo belirgin biçimde farklı. Fonlar ve GYO’lar konut piyasasında henüz anlamlı bir ağırlığa sahip değil. Kurumsal yatırımcıların tek ailelik konutlar üzerinden piyasayı şekillendirdiği bir yapı Türkiye’de söz konusu değil. Bu da Murat Aysan’ın altını çizdiği gibi, tartışmanın büyük ölçüde ABD’ye özgü bir dinamikten beslendiğini gösteriyor.
Sonuç olarak Trump’ın söylemi siyasi olarak güçlü bir mesaj üretse de, Murat Aysan’ın paylaştığı veriler konut krizinin nedenlerinin çok daha derin ve yapısal olduğunu ortaya koyuyor. ABD’de asıl mesele, kimin ev aldığı değil; yeterince evin üretilip üretilmediği ve bu üretimin hangi maliyetle finanse edilebildiği.