
• Donald Trump, “Gümrüklere karşı çıkanlar aptal!” diyerek korumacı politikaları savundu.
• “ABD dünyanın en zengin ülkesi, borcumuzu ödeyeceğiz, herkes 2000 dolar alacak” açıklaması piyasada yankı uyandırdı.
• Trump’ın mesajı, seçim öncesi ekonomik popülizm mi yoksa yeni bir ekonomik doktrinin başlangıcı mı sorusunu gündeme taşıdı.

ABD Başkanı Donald J. Trump, sosyal medya hesabından yaptığı son açıklamayla finans ve siyaset dünyasında yeni bir tartışma başlattı. Trump, “Gümrüklere karşı olan insanlar aptal!” sözleriyle başlayan mesajında, korumacı ekonomi politikalarının ABD’yi “dünyanın en zengin ve en saygı duyulan ülkesi” haline getirdiğini savundu.
Trump paylaşımında, “Neredeyse sıfır enflasyon, rekor düzeyde borsa fiyatları, tarihimizin en yüksek 401(k) seviyeleri… Trilyonlarca dolar kazanıyoruz ve yakında 37 trilyon dolarlık devasa borcumuzu ödemeye başlayacağız” ifadelerini kullandı. Ayrıca “herkese, yüksek gelirli insanlar hariç, kişi başı en az 2000 dolar temettü ödeneceğini” söyledi.
Trump’ın bu çıkışı, hem iç politika mesajı hem de ekonomik güç gösterisi niteliğinde değerlendiriliyor.
2025’in ikinci yarısında ABD ekonomisi güçlü istihdam verileri, yüksek sermaye girişleri ve rekor seviyedeki endekslerle dikkat çekmişti. Ancak kamu borcu 37 trilyon dolara ulaşırken, vergi gelirleri ile bütçe açığı arasındaki makas hızla genişliyor.
Trump yönetiminin önerdiği yüksek gümrük tarifeleri, özellikle Çin ve Meksika kaynaklı ithalata yönelik “ekonomik savunma hattı” olarak görülüyor. Beyaz Saray cephesi bu stratejiyi, “yerli üretimi yeniden güçlendirme ve ticaret açığını azaltma planı” olarak sunuyor. Ancak Wall Street ve bazı Cumhuriyetçi ekonomistler, gümrüklerin kısa vadeli kazanç sağlayıp uzun vadede küresel arz zincirini bozabileceği uyarısında bulunuyor.
Trump’ın “2000 dolarlık temettü” ifadesi, sosyal yardım ve gelir transferi yönüyle piyasada “seçim ekonomisi” sinyali olarak algılandı.
Trump’ın mesajı, klasik “America First” politikasının yeniden sahneye dönüşü gibi okunabilir.
Bir yandan güçlü büyüme ve ihracat artışıyla “zenginleşen Amerika” anlatısı öne çıkarılırken, diğer yandan borç ve gelir eşitsizliği gibi kronik sorunlar gölgede bırakılıyor.
Bu tür açıklamalar, Trump sonrası dönemin ekonomik kimliğini de yeniden tanımlıyor:
Küreselleşme yerine millî ekonomi, serbest ticaret yerine gümrük kalkanı, şirket yatırımı yerine doğrudan vatandaş temettüsü…
Kısa vadede bu söylem ABD ekonomisinde güveni tazeleyebilir, ancak uzun vadede finansal sürdürülebilirlik açısından büyük soru işaretleri barındırıyor.
Sonuçta Trump bir kez daha sahneye çıktı — ve bu kez mesajı sadece siyasi değil, ekonomik meydan okuma niteliğinde:
“Biz dünyanın en zengin ülkesiyiz ve artık bu zenginliği Amerikalılara geri dağıtacağız.”
Borsalar alkışlıyor, ekonomistler endişeli.
Yeni dönemin adı artık netleşiyor: “Trumpomics 2.0 – Zenginliğin millîleştirilmesi.”