
Babülmendep’te Yeni Cephe: Suudi Arabistan’ın 14 Ülkeli Deniz Koalisyonu Ne Anlama Geliyor? Hürmüz’den Sonra Küresel Ticaretin İkinci Boğazı da mı Askerileşiyor?
Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan 14 ülkeli deniz savunma koalisyonu, Husilerin Kızıldeniz ablukası, Babülmendep Boğazı’nın stratejik önemi, Türkiye’nin rolü, İran riski ve petrol piyasalarına etkileri.
Son iki haftada küresel piyasalarda gözden kaçan ancak önümüzdeki aylarda petrol, enflasyon, navlun ve borsaları doğrudan etkileyebilecek en önemli gelişmelerden biri yaşandı.
Suudi Arabistan, tarihinde ilk kez kendi liderliğinde çok uluslu bir deniz savunma koalisyonu kurma girişimini başlattı.
43 ülkenin ve Avrupa Birliği temsilcilerinin katıldığı Riyad toplantısının ardından, 14 ülke ortak bildiriye imza attı. Türkiye de bu ülkeler arasında yer aldı. Reuters’a göre girişimin amacı, Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde ticaret yollarını ve enerji taşımacılığını koruyacak yeni bir deniz güvenlik mimarisi oluşturmak. (Reuters)
Bu gelişme yalnızca Yemen’deki Husilere karşı atılmış taktik bir adım değil.
Aslında dünya enerji sisteminin ikinci büyük boğazının da fiilen savaş alanına dönüştüğünün ilanı.
İran ile yaşanan gerilim sonrası Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ciddi biçimde zayıfladı.
Bu nedenle Suudi Arabistan aylardır petrolünün önemli bölümünü;
üzerinden ihraç etmeye başladı.
Yani Riyad açısından Babülmendep artık yalnızca uluslararası ticaret yolu değil;
ülkenin ekonomik can damarı.
Tam da bu nedenle Husilerin 20 Temmuz’da Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası ilanı, Riyad tarafından doğrudan ekonomik savaş ilanı olarak değerlendirildi. Türkiye de 22 Temmuz’da yaptığı resmi açıklamayla Husilerin deniz ablukası tehdidini kınadı ve seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğini vurguladı. (Ministry of Foreign Affairs of Turkey)
Babülmendep;
arasındaki tek geçiş noktası.
Dünya deniz ticaretinin yaklaşık %10-12’si bu koridoru kullanıyor.
Her gün milyonlarca varil petrol,
LNG,
otomobil,
elektronik,
gıda,
konteyner yükü
bu boğazdan geçiyor.
Eğer Hürmüz enerji arzını etkiliyorsa,
Babülmendep küresel lojistiği etkiliyor.
Bugün dünya ilk kez aynı anda iki büyük enerji boğazında yüksek güvenlik riskiyle karşı karşıya.
2023-2025 döneminde Husilerin saldırıları daha çok;
yöneliyordu.
2026 yazında ise hedef değişti.
Artık doğrudan Suudi Arabistan.
Amaç;
Suudi petrol ihracatını durdurmak,
Yanbu limanını işlevsiz bırakmak,
Kızıldeniz’i yüksek riskli bölge haline getirmek.
Bu durum yalnızca Riyad’ı değil,
küresel enerji piyasasını da etkiliyor.
Birleşmiş Milletler de son açıklamasında ticari gemilere yönelik saldırıların bölgesel çatışmayı genişletebileceği ve küresel ekonomik sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. (Global Security)
Reuters’ın aktardığı plana göre koalisyonun görevleri;
olarak şekilleniyor. (Reuters)
Suudi Arabistan karargâha ev sahipliği yapacak.
Koalisyon ilerleyen dönemde yeni ülkelerin katılımına açık olacak.
Türkiye açısından konu üç başlıkta değerlendirilebilir.
Türkiye petrolünün büyük bölümünü ithal ediyor.
Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış;
artırıyor.
Dolayısıyla Kızıldeniz’in açık kalması Türkiye’nin ekonomik çıkarına.
Türk ihracatının Avrupa ayağı Süveyş üzerinden ilerliyor.
Babülmendep’in kapanması;
teslim sürelerini,
navlun maliyetlerini,
sigorta primlerini,
lojistik zincirlerini
yeniden bozabilir.
Türkiye son yıllarda;
Suudi Arabistan,
BAE,
Katar,
Mısır
ile ilişkileri normalleştirdi.
Bu nedenle siyasi destek verilmesi şaşırtıcı değil.
Ancak bu destek otomatik olarak askeri angajman anlamına gelmiyor.
Emekli Amiral Türker Ertürk’ün dikkat çektiği en önemli nokta burada.
Siyasi destek başka,
harp gemisi göndermek başka.
Eğer koalisyon ileride Türkiye’den savaş gemisi talep ederse,
Ankara çok zor bir tercih yapmak zorunda kalabilir.
Çünkü bu durumda;
Husiler,
İran,
Direniş Ekseni
ile doğrudan karşı karşıya gelme riski oluşabilir.
Bu değerlendirme şu aşamada bir ihtimal analizi niteliğinde; mevcut ortak bildiri, askeri kuvvet tahsisini zorunlu kılan bağlayıcı bir savunma anlaşması olarak açıklanmadı. (Reuters)
İran açısından mesele yalnızca Yemen değil.
Asıl amaç;
ABD,
İsrail,
Suudi Arabistan
üçgenine maliyet oluşturmak.
Dolayısıyla;
Hürmüz,
Babülmendep,
Irak,
Suriye,
Lübnan
aynı stratejik zincirin halkaları olarak görülüyor.
Bu nedenle deniz savaşı büyürse,
İran’ın vekil güçleri üzerinden baskıyı artırması şaşırtıcı olmayacaktır.
Piyasalar çoğu zaman yalnızca arz miktarına bakıyor.
Oysa enerji piyasasında;
taşıma güvenliği
en az üretim kadar önemli.
Eğer;
Hürmüz,
Babülmendep,
Süveyş
aynı anda risk altında kalırsa,
petrol üretimi devam etse bile dünya bunu taşımakta zorlanabilir.
Bu durumda fiyatları belirleyen unsur arz değil,
lojistik maliyeti olur.
2021’de konteyner krizi,
2022’de enerji krizi,
2023’te Kızıldeniz saldırıları,
2025’te Hürmüz gerilimi,
2026’da ise iki boğazın aynı anda baskı altına girmesi.
Bu tablo;
maliyetlerini yeniden yukarı çekebilir.
Dolayısıyla merkez bankalarının enflasyonla mücadelesi de zorlaşabilir.
Önümüzdeki haftalarda şu başlıklar kritik olacak:
Reuters’ın yanı sıra çeşitli uluslararası haber kaynakları, Riyad’ın deniz koalisyonunu oluştururken aynı zamanda Husilere karşı daha geniş çaplı askerî seçenekleri de değerlendirdiğini bildiriyor; ancak bu senaryoların tamamı henüz resmî olarak hayata geçirilmiş değil. (Reuters)
Bugün yaşananlar yalnızca Yemen krizi değildir.
Bu;
enerji güvenliği, deniz ticareti, küresel enflasyon ve jeopolitik güç mücadelesinin aynı noktada kesiştiği yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.
Dünya uzun yıllar Hürmüz Boğazı’nı konuştu.
Şimdi ise yatırımcıların ekranında ikinci bir kritik boğaz var:
Babülmendep.
Eğer Hürmüz enerji arzının kalbi ise, Babülmendep o enerjinin dünya ekonomisine ulaşmasını sağlayan ana atardamardır. Her iki hattın aynı anda baskı altında kalması, yalnızca petrol fiyatlarını değil; küresel büyüme, enflasyon, merkez bankası politikaları ve finansal piyasaların risk algısını da yeniden şekillendirebilir. Bu nedenle Riyad’ın öncülüğünde kurulan 14 ülkeli girişim, sadece bölgesel bir güvenlik hamlesi değil, küresel ekonomik düzenin yeni jeopolitik fay hattı olarak okunmalıdır.