
Washington’da, Brüksel’de ve Londra’da yapılan analizlerde ortak nokta şu:
Tartışma hiçbir zaman sadece bir hava savunma sistemi olmadı.
Asıl konu;
Bu nedenle konu yıllardır uluslararası güvenlik literatürünün en önemli dosyalarından biri olmaya devam ediyor.
Uluslararası analizlerde bunun dört temel nedeni öne çıkıyor.
Yunanistan’ın kullandığı S-300PMU-1 sistemi 1990’ların sonunda Kıbrıs krizinin ardından Girit’e konuşlandırıldı.
ABD ve NATO açısından bu sistem:
Buna karşılık S-400, Rusya’nın daha yeni nesil hava savunma sistemi olarak değerlendiriliyor.
Washington Post, Pentagon açıklamalarına dayanarak şu değerlendirmeyi yaptı:
F-35 ile S-400 aynı ülkede bulunursa, gelişmiş Rus radarlarının düşük görünürlüklü uçağın karakteristik izlerini zaman içinde analiz etme riski oluşabilir.
ABD’nin temel güvenlik gerekçesi buydu.
Bu nedenle Washington’ın yaklaşımı çok netti:
“S-400 ile F-35 birlikte olamaz.”
S-300’ler NATO ağına tam entegre çalışan modern sistemler olarak görülmüyor.
S-400 ise;
nedeniyle çok daha yüksek hassasiyet taşıyan bir platform olarak değerlendirildi.
ABD, Rus mühendislerinin bakım ve destek süreçleri üzerinden hassas verilerin açığa çıkabileceği riskini sürekli gündemde tuttu.
Yunanistan S-300’leri yaklaşık çeyrek asır önce teslim aldı.
Türkiye ise S-400 anlaşmasını;
Dolayısıyla aynı silah ailesi, çok farklı bir jeopolitik bağlamda değerlendirildi.
Batılı analizlerde Türkiye dosyası artık yalnızca savunma sanayii konusu değil.
Aynı dosyanın içinde;
birlikte değerlendiriliyor.
Bu nedenle S-400, Batı başkentlerinde “Türkiye’nin stratejik yöneliminin sembolü” olarak ele alındı.
Son NATO Zirvesi sonrasında yeni bir tartışma başladı.
Donald Trump, Türkiye ile F-35 ve yaptırımlar konusunda yeniden müzakere sinyali verdi. Financial Times’a göre bu, Ankara-Washington hattında yeni bir sayfa açma arayışının işareti olarak görülüyor. Ancak Kongre’deki itirazlar ve güvenlik endişeleri tamamen ortadan kalkmış değil.
Reuters’a göre Ankara ile Washington arasında;
konularında diplomatik görüşmeler sürüyor. Taraflar siyasi irade olduğunu söylese de teknik ve hukuki engeller devam ediyor.
Yunanistan;
ile hava ve deniz gücünü Batı sistemleriyle güçlendiriyor.
Türkiye ise;
gibi projelerle dışa bağımlılığı azaltmaya çalışıyor.
Dolayısıyla rekabet artık yalnızca hava savunması değil, teknoloji ekosistemleri arasında yaşanıyor.
Bugün S-300 ile S-400 tartışmasını yalnızca teknik özellikler üzerinden okumak eksik kalır.
Bu dosya;
gibi başlıkların kesişim noktasıdır.
Yunanistan’ın S-300’ü, Soğuk Savaş sonrası dönemin mirası olarak görülürken; Türkiye’nin S-400’ü Batı başkentlerinde, Ankara’nın dış politika yönelimini test eden stratejik bir eşik olarak değerlendirildi.
Bugün ise yeni soru şudur:
Washington ile Ankara arasında yeni bir güven inşa edilirse, S-400 dosyası kapanır mı; yoksa NATO içinde uzun yıllar sürecek stratejik bir kırılma olarak mı kalır?