
BS Ekonomi | 20 Eylül 2026
Ortadoğu’da son 24 saatte birbirinden bağımsız gibi görünen gelişmeler aynı haritada birleşmeye başladı.
Riyad’a balistik füze gönderildi. Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’deki petrol çıkış noktası Yanbu hedef alındı. Husiler Babülmendep çevresindeki baskıyı artırıyor. İran, Katar üzerinden Washington’a savaşın sona ermesi için şartlarını iletirken aynı anda yeni bir Amerikan saldırısına hazırlandığını söylüyor. Donald Trump Camp David programını planlanandan erken keserek Beyaz Saray’a döndü. ABD’nin bölgedeki diplomatik temsilcilikleri güvenlik uyarılarını artırdı.
Ve 20 Eylül sabahı bunların üzerine iki yeni iddia geldi:
İran’ın bütün silahlı kuvvetlerini kapsayan “Kod 100” adlı en yüksek alarm seviyesine geçtiği ve İran’ın İsrail’deki askeri tesislere geniş çaplı yeni saldırılar gerçekleştirdiği öne sürülüyor.
Bu son iki iddia henüz Reuters, AP, Financial Times, Wall Street Journal veya Al Jazeera gibi kaynaklardan bağımsız olarak doğrulanmış değil.
Ancak doğrulanmış gelişmeler bile Ortadoğu’daki savaşın yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya geçtiğini gösteriyor.
İlk büyük gelişme Suudi Arabistan’da yaşandı.
Suudi Arabistan, Yemen’deki Husilerin 19 Eylül sabahı Riyad’a balistik füze gönderdiğini doğruladı. Suudi yönetimine göre füze hava savunma sistemleri tarafından önlendi.
Riyad’da patlama sesi duyuldu ve Kral Halid Uluslararası Havalimanı yakınlarından yükselen yoğun siyah duman görüntülendi.
Suudi yetkililer can kaybı veya hasar bildirmedi. AP de saldırının engellendiğini ve resmi makamların hasar açıklamadığını aktardı. (AP News)
Ancak Wall Street Journal’ın üç yetkiliye dayandırdığı haber çok daha dikkat çekici bir ayrıntı içeriyor: saldırının havalimanındaki jet yakıtı tesislerini vurduğu belirtiliyor. (The Wall Street Journal)
Husiler yalnızca Riyad’ı hedef almadı.
Suudi Arabistan’a göre Yanbu, Taif, Baysh ve Farasan’a yönelik saldırı girişimleri de gerçekleşti. Husiler ise Riyad’daki “hassas noktaları” ve Yanbu’daki Aramco tesislerini hedef aldıklarını açıkladı. Suudi makamları bu saldırıların önlendiğini söylerken Husilerin büyük yangın çıktığı yönündeki iddiası bağımsız olarak doğrulanmış değil. (AP News)
Burada savaşın enerji piyasalarını ilgilendiren bölümü başlıyor.
Yanbu sıradan bir Suudi şehri değil.
Suudi Arabistan’ın Basra Körfezi kıyısındaki petrol sahalarını ülkenin batısındaki Kızıldeniz kıyısına bağlayan Doğu-Batı petrol boru hattının çıkış noktası.
Bu sistem Suudi Arabistan’a son derece önemli bir stratejik avantaj sağlıyor:
Petrolün bir bölümünü Hürmüz Boğazı’ndan geçirmeden dünya pazarına ulaştırabilmek.
İran savaşı nedeniyle bunun önemi çok daha fazla arttı.
Financial Times, İran’ın Hürmüz’deki deniz trafiğini engellemesinin ardından Babülmendep’in Suudi petrol ihracatı açısından kritik bir alternatif güzergâha dönüştüğünü bildiriyor. Fakat Husilerin son 10 gündeki saldırıları artarken Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki ilerleyişleri de Babülmendep üzerindeki baskıyı büyütüyor. (Financial Times)
Daha önemlisi, FT’ye göre İran bağlantılı grupların Irak’tan gerçekleştirdiği bir insansız hava aracı saldırısı Suudi Aramco’nun doğudan Yanbu’ya petrol taşıyan önemli bir hattı kapatmasına da yol açtı. (Financial Times)
Dolayısıyla enerji haritasını şöyle okumak gerekiyor:
BASRA KÖRFEZİ
↓
HÜRMÜZ BOĞAZI
↓
Hint Okyanusu
Hürmüz kullanılamazsa alternatif:
Suudi petrol sahaları
↓
Doğu-Batı petrol boru hattı
↓
YANBU
↓
KIZILDENİZ
↓
BABÜLMENDEP
↓
Hint Okyanusu
Şimdi sorun şu:
Haritanın hem doğusu hem batısı baskı altında.
Financial Times’a göre Husiler son günlerde Yemen’in Kızıldeniz kıyısında hızlı bir ilerleme gerçekleştiriyor.
Amaçlarından biri Babülmendep çevresindeki kontrollerini güçlendirmek.
Burası Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan dar geçit.
Hürmüz’den geçemeyen Suudi petrolünün Yanbu üzerinden Kızıldeniz’e çıkarılması çözüm olabilir.
Fakat Kızıldeniz’den çıkan geminin bu kez Babülmendep’ten geçmesi gerekiyor.
Bu nedenle enerji savaşında çok kritik bir denklem oluşuyor:
İran → Hürmüz
Husiler → Babülmendep
İki boğaz aynı anda ciddi şekilde aksarsa küresel enerji ticaretinin iki önemli damarı aynı savaşın içinde kalmış olacak.
FT, Husi saldırıları nedeniyle bazı Suudi petrol operasyonlarının durduğunu ve saldırıların petrol fiyatlarını mayıs ortasından bu yana en yüksek seviyelere taşıdığını bildiriyor. (Financial Times)
Bütün bunlar yaşanırken İran’dan çok farklı bir mesaj geldi.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, Al Jazeera’ya verdiği özel röportajda Tahran’ın Katar üzerinden Washington’a savaşın sona ermesi için şartlarını gönderdiğini açıkladı.
Rızai’ye göre temel talepler arasında:
bulunuyor.
İran şimdi Trump’ın cevabını bekliyor. (Al Jazeera)
Körfez medyasında ise İran’ın Washington’a toplam yedi koşul ilettiği bildiriliyor; ancak bunların tamamı kamuoyuna açıklanmış değil. (Gulf News)
Bu diplomatik açıdan önemli bir gelişme.
Fakat Rızai aynı röportajda son derece sert bir askeri mesaj da verdi.
İran’ın değerlendirmesine göre yeni bir Amerikan saldırısı hâlâ ciddi bir ihtimal.
Tahran’ın buna hazırlandığını söyleyen Rızai, İran’ın yeni askeri planlamasının Basra Körfezi’nden Umman Körfezi ve Arap Denizi’ne kadar uzanan Amerikan deniz unsurlarına odaklandığını belirtti.
İran ayrıca yakın zamanda bir Amerikan savaş gemisi veya uçak gemisinin yakınında çoklu savaş başlığı taşıyabilen bir gemisavar füzesini denediğini ileri sürüyor.
Rızai olası yeni bir savaşta ABD üslerinin yanı sıra bölgedeki Amerikan ticari çıkarlarının da hedef olabileceğini söylüyor. (Al Jazeera)
Tahran’ın mesajı bu nedenle iki yönlü:
Bir tarafta müzakere.
Diğer tarafta savaş hazırlığı.
Tam bu ortamda 20 Eylül sabahı sosyal medyada çok önemli bir iddia dolaşıma girdi.
İran’ın Devrim Muhafızları, düzenli ordu ve güvenlik güçlerinin tamamını kapsayacak biçimde “Kod 100” adı verilen en yüksek alarm seviyesine geçtiği ileri sürülüyor.
Bu iddiayı özellikle dikkatli ele almak gerekiyor.
20 Eylül sabahı yaptığımız Reuters, AP, FT, WSJ ve Al Jazeera taramasında “Kod 100” ilanının bağımsız teyidini bulamadık.
Dolayısıyla şu aşamada:
“İran en yüksek alarm seviyesine geçti”
demek yerine:
“İran’ın bütün silahlı kuvvetlerinde en yüksek alarm seviyesine geçtiğine ilişkin henüz bağımsız olarak doğrulanmayan haberler bulunuyor”
demek gerekiyor.
Bununla birlikte İran’ın askeri hazırlığını yükselttiği yönündeki daha geniş tablo yalnızca sosyal medya paylaşımlarına dayanmıyor.
İran’ın en üst güvenlik yetkililerinden biri Al Jazeera’ya açık biçimde yeni Amerikan saldırısının mümkün olduğunu ve ülkenin kapsamlı bir karşılık için hazırlandığını söylüyor. (Al Jazeera)
20 Eylül sabahı ortaya çıkan ikinci önemli iddia İsrail’le ilgili.
Sosyal medyada dolaşıma giren görüntülerle birlikte İran’ın şafak saatlerinde İsrail’deki askeri tesislere eşgüdümlü ve geniş çaplı saldırılar gerçekleştirdiği, bazı üslerin ağır hasar gördüğü veya tamamen imha edildiği ve İsrail askerlerinin öldüğü ileri sürülüyor.
Burada da aynı gazetecilik ölçüsünü korumak gerekiyor.
Bu yazı hazırlanırken söz konusu ölçekte yeni bir İran saldırısının Reuters, AP, Financial Times, Wall Street Journal veya Al Jazeera tarafından bağımsız teyidini bulamadık.
Bu nedenle görüntülerin nerede ve ne zaman çekildiği kesinleşmeden bunları İsrail askeri tesislerinin imha edildiğinin kanıtı olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Ancak bu iddianın doğrulanması halinde tablo önemli ölçüde değişir.
Çünkü o durumda aynı zaman diliminde üç cephede birden ciddi hareketlilik yaşanıyor demektir:
İran → İsrail
Husiler → Suudi Arabistan
İran/ABD → Hürmüz ve Basra Körfezi
Şimdilik ilk maddeyi teyit bekleyen gelişme olarak ayırmak gerekiyor.
Washington cephesindeki hareketlilik de dikkat çekici.
Donald Trump’ın hafta sonunu geçirdiği Camp David’den planlanandan bir gün erken ayrılarak Beyaz Saray’a dönmesi doğrulandı.
Fakat Beyaz Saray bunun nedenini açıklamadı.
Dolayısıyla sosyal medyada dolaşan:
“Trump yaklaşan büyük bir askeri operasyon nedeniyle acilen Washington’a döndü”
iddiası şu anda teyit edilmiş bilgi değil.
Ancak zamanlama dikkat çekici.
Trump’ın program değişikliği Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar, İran’dan gelen savaş hazırlığı açıklamaları ve ABD’nin bölgedeki güvenlik uyarılarının arttığı saatlerde gerçekleşti. Gulf News’e göre ABD Dışişleri Bakanlığı ve çok sayıda Amerikan büyükelçiliği vatandaşlarına yeni güvenlik uyarıları gönderdi. (Gulf News)
ABD Dışişleri’nin mesajındaki ifade özellikle önemli:
Bölgedeki askeri çatışmanın hızla tırmanma potansiyeli bulunduğu belirtiliyor.
En az 11 ABD büyükelçiliğinin güvenlik uyarısı yayımladığı bildiriliyor. (Gulf News)
Washington’ın açıklamalarında dikkat çeken bir başka unsur petrol taşımacılığı.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper’a göre Amerikan ordusunun desteğiyle son iki ayda 1 milyar varilden fazla petrol Hürmüz’den geçirildi.
ABD ayrıca ana deniz yollarındaki mayınların temizlendiğini ve son iki haftadaki petrol, doğal gaz ve yük trafiğinin son altı ayın en yüksek düzeyine çıktığını savunuyor.
Fakat bağımsız denizcilik gözlemcileri trafiğin savaş öncesi seviyelerin hâlâ altında olduğuna dikkat çekiyor. (Gulf News)
Bu çok önemli bir ayrıntı.
Çünkü Hürmüz’de yaşanan mücadele yalnızca askeri değil.
Kim petrolünü geçirebiliyor?
Hangi tanker güvenli geçebiliyor?
Sigorta maliyeti ne kadar?
Hangi ülkenin petrol ihracatı engelleniyor?
Bunların her biri savaşın ekonomik cephesinin parçası haline geldi.
Bölgesel denklemde Türkiye açısından da önemli bir gelişme var.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan’ın Husi saldırıları karşısında askeri ihtiyaçları oluşması halinde Türkiye’nin bunları karşılamakta sorun yaşamayacağını söyledi.
Reuters’a göre açıklama Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde yapıldı.
Anlaşma taraflardan birine yapılan saldırının diğerlerine yapılmış sayılması ilkesini içeriyor. (Reuters)
Bu hemen Türkiye’nin savaşa gireceği anlamına gelmiyor.
Fidan özellikle teknik askeri ihtiyaçlara destek verilebileceğini söylüyor ve Ankara aynı zamanda diplomatik çözüm arayışlarını destekliyor. (Reuters)
Ancak Husi saldırılarının yoğunlaşması halinde savaşın taraflarının genişleyebileceğini gösteren yeni bir unsur daha ortaya çıkmış durumda.
20 Eylül sabahı elimizdeki doğrulanmış bilgileri yan yana koyduğumuzda ortaya şu tablo çıkıyor:
1 — İran, ABD’ye savaşın bitirilmesi için şartlarını gönderdi.
2 — İran aynı zamanda yeni bir Amerikan saldırısına hazırlandığını açıkladı.
3 — Husiler Riyad’a balistik füze gönderdi.
4 — Yanbu ve Suudi enerji altyapısı hedef haline geldi.
5 — Husilerin Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki ilerleyişi Babülmendep üzerindeki baskıyı artırıyor.
6 — Hürmüz’de petrol taşımacılığı hâlâ askeri koruma ve abluka mücadelesinin merkezinde.
7 — ABD bölgedeki vatandaşları için güvenlik uyarılarını artırdı.
8 — Trump Camp David’den programından erken döndü; Beyaz Saray bunun nedenini açıklamadı.
9 — Türkiye, Suudi Arabistan’ın askeri ihtiyaçlarına destek verebileceğini açıkladı.
Bunların üzerine henüz doğrulanmayan iki gelişme ekleniyor:
İran’ın “Kod 100” alarmına geçtiği iddiası.
Ve:
İran’ın İsrail’deki askeri üslere yeni ve geniş çaplı saldırı gerçekleştirdiği iddiası.
Bu iki haber doğrulanırsa savaşın bugünkü resmi daha da sertleşecek.
Enerji piyasaları açısından bu gelişmelerin ortak noktası burada.
Ortadoğu’da petrol var.
Sorun giderek o petrolün dünya pazarına hangi yoldan ulaştırılacağına dönüşüyor.
Hürmüz’de sorun çıkarsa Suudi Arabistan petrolü batıya gönderiyor.
Batıya gönderilen petrol Yanbu’ya ulaşıyor.
Yanbu şimdi saldırıların hedefleri arasında.
Oradan çıkan tankerler Kızıldeniz’den güneye giderse Babülmendep’e ulaşıyor.
Babülmendep çevresinde ise Husilerin askeri baskısı artıyor. (Financial Times)
Bu nedenle dünya enerji piyasasının önündeki risk zinciri şöyle:
HÜRMÜZ
↓
DOĞU-BATI PETROL BORU HATTI
↓
YANBU
↓
KIZILDENİZ
↓
BABÜLMENDEP
Bu zincirin bir noktasının kapanması maliyet yaratır.
Birden fazla noktanın aynı anda ciddi biçimde aksaması ise küresel petrol arzının coğrafyasını değiştirebilir.
Buradan sonrası yalnızca jeopolitik değil.
Petrol fiyatında kalıcı yeni bir sıçrama küresel ekonomide zincirleme sonuç yaratabilir:
Petrol ↑
→ nakliye ve üretim maliyetleri ↑
→ enflasyon beklentileri ↑
→ Fed’in faiz indirim alanı ↓
→ ABD tahvil faizleri üzerinde yukarı yönlü baskı
→ şirketlerin finansman maliyeti ↑
→ büyüme beklentileri ↓
→ hisse senetlerinde risk primi ↑
Altında ise denklem daha karmaşık.
Jeopolitik risk güvenli liman talebini artırabilir. Buna karşılık petrol kaynaklı yeni bir enflasyon dalgasının ABD tahvil faizlerini yukarı taşıması altının karşısına ikinci bir kuvvet çıkarabilir.
Bu nedenle bundan sonra yalnızca petrolü izlemek yetmeyecek.
Brent + ABD 10 yıllık tahvil faizi + dolar + altın birlikte okunmalı.
Birincisi, İran’ın “Kod 100” seviyesine geçtiği iddiası doğrulanacak mı?
İkincisi, İsrail’deki askeri tesislere yönelik yeni İran saldırısı iddiası İsrail ordusu, İran veya bağımsız uluslararası kaynaklardan teyit edilecek mi?
Üçüncüsü, Trump İran’ın Katar üzerinden gönderdiği şartlara nasıl cevap verecek?
Dördüncüsü, Suudi Arabistan Riyad ve Yanbu saldırılarına nasıl karşılık verecek?
Beşincisi ve piyasalar açısından belki de en önemlisi:
Hürmüz-Babülmendep hattındaki tanker trafiği ne olacak?
20 Eylül sabahı Ortadoğu’da ortaya çıkan tablo artık yalnızca İran ile ABD’nin, İran ile İsrail’in veya Suudi Arabistan ile Husilerin savaşı olarak okunamayacak kadar geniş.
Aynı haritada:
İran var.
İsrail var.
ABD var.
Suudi Arabistan var.
Husiler var.
Ve giderek daha fazla Türkiye ve Pakistan var.
Ama bütün bu askeri hareketliliğin altında çok daha büyük bir ekonomik mücadele yatıyor:
Enerjinin dünyaya hangi kapıdan çıkacağı.
Hürmüz baskı altında.
Hürmüz’ün alternatifi Yanbu hedefte.
Yanbu’nun denize açıldığı Kızıldeniz güzergâhının çıkışında Babülmendep üzerindeki baskı artıyor.
İşte dünya ekonomisi açısından savaşın tehlikeli tarafı burada başlıyor.
Çünkü Hürmüz ve Babülmendep aynı anda ciddi biçimde aksarsa mesele petrolün kaç dolara çıkacağından önce, petrolün fiziksel olarak hangi yoldan taşınabileceği meselesine dönüşür.
Ve o noktada Ortadoğu’daki savaş sadece Ortadoğu’nun savaşı olmaktan çıkar. (Financial Times)
Gelişmeler çok hızlı değişiyor. İstersen Kod 100, İran’ın İsrail’e yeni saldırısı, Hürmüz ve Riyad/Yanbu cephesini saat başı kontrol edip yalnızca önemli ve teyit edilmiş yeni bir gelişme olduğunda haber verebilirim.