
ABD’nin Venezuela hamlesi, Washington’un Batı Yarımküre’ye bakışında yeni bir eşiğe işaret ediyor. New York Times’ın “Donroe Doctrine” başlığıyla çerçevelediği bu yaklaşım, klasik Monroe Doktrini’nin güncellenmiş ve sertleştirilmiş bir versiyonu olarak okunuyor. Yani artık mesele sadece Avrupa güçlerinin Amerika kıtasından uzak tutulması değil; ABD’nin kendi “arka bahçesinde” doğrudan güç kullanımıyla siyasi düzeni şekillendirmesi.
Venezuela özelinde atılan adım, bu doktrinin fiili başlangıcı olarak görülüyor. ABD, Maduro yönetimini hedef alırken yalnızca bir rejimi değil, Batı Yarımküre’deki güç dengelerini de yeniden tanımlıyor. Caracas üzerindeki askerî ve siyasi baskı, Karayipler’i fiilen bir “Amerikan gölüne” çevirme stratejisinin parçası olarak okunuyor. Bu yaklaşım, Washington’un Latin Amerika’da müttefikleri ödüllendirip rakipleri cezalandırma politikasını açık bir güç gösterisine dönüştürdüğünü gösteriyor.
Ancak bu hamlenin etkisi bölgeyle sınırlı değil. Savunma ve güvenlik çevrelerinde dile getirilen temel risk, ABD’nin Venezuela’da attığı adımın Çin açısından Tayvan dosyasında bir emsal yaratması. Mantık zinciri net: Eğer Washington Karayipler’de ve Latin Amerika’da kendi güvenlik alanını bu kadar sert şekilde tanımlıyorsa, Pekin de Güney Çin Denizi ve Tayvan çevresini benzer bir “arka bahçe” olarak kurgulayabilir. Nitekim “Trump’ın Venezuela ablukası, Çin’in Tayvan’da ilmeği sıkmasına yardım ediyor” yorumları bu nedenle öne çıkıyor.
Bu noktada küresel sistem açısından kritik kırılma şurada yatıyor: Monroe Doktrini’nin örtük caydırıcılığı yerini açık müdahaleye bırakıyor. Donroe Doktrini olarak adlandırılan bu yeni dönem, gücü olan her ülkenin kendi etki alanında benzer yöntemlere başvurabileceği bir kapıyı aralıyor. ABD’nin Batı Yarımküre’de kurduğu bu sert kontrol modeli, Rusya için Doğu Avrupa’da, Çin için Doğu Asya’da, hatta bölgesel güçler için kendi yakın çevrelerinde meşrulaştırıcı bir referansa dönüşebilir.
Piyasalar açısından bakıldığında ise bu tablo, klasik “jeopolitik risk” tanımının ötesine geçiyor. Donroe Doktrini, küresel ticaret yolları, enerji arz güvenliği ve sermaye akımlarının siyasileşmesini hızlandıran bir çerçeve sunuyor. Karayipler’de artan ABD kontrolü, enerji taşımacılığından sigorta primlerine kadar birçok kalemde yeni fiyatlama dinamikleri yaratırken; Tayvan eksenli bir gerilimin normalleşmesi, yarı iletkenler başta olmak üzere küresel tedarik zincirleri için kalıcı bir risk primi anlamına geliyor.
Özetle, Venezuela hamlesi tekil bir dış politika adımı değil. Monroe Doktrini’nin “out”, Donroe Doktrini’nin “in” olduğu bu yeni dönemde, ABD Batı Yarımküre’de tam kontrol mesajı verirken, dünyaya da şu sinyali gönderiyor: Gücü olan, kendi arka bahçesinde oyunu artık kurallara bağlı kalmadan oynayabilir. Bu da küresel sistemde istisnaların değil, güç merkezli yeni normların fiyatlanacağı bir dönemin kapısını aralıyor.