
Berlin’in güneybatısında, Lichterfelde başta olmak üzere 45 bin haneyi etkileyen geniş çaplı elektrik kesintisi yaşandı; şehir kış koşullarında karanlığa gömüldü.
Kesintinin nedeni teknik arıza değil; radikal sol bir grubun ana enerji hattına yönelik planlı sabotajı.
Olay, modern şehir altyapısının kırılganlığını ve siyasi yönetimdeki kriz refleksi eksikliğini görünür kıldı.
Avrupa’nın kalbi olarak tanımlanan Berlin, son yılların en ağır altyapı şoklarından biriyle karşı karşıya kaldı. Şehrin en lüks ve düzenli semtlerinden Lichterfelde ve çevresinde elektrikler tamamen kesildi. Yaklaşık 45 bin hane, yoğun kar yağışı ve dondurucu soğuk altında uzun saatler boyunca zifiri karanlıkta kaldı. Yaşananlar sıradan bir trafo arızası ya da teknik aksaklık değil, doğrudan hedef alınmış bir sabotaj olarak kayda geçti.
Kendilerine “Vulkan Grubu” adını veren aşırı sol, marjinal bir örgüt, kar yağışının en yoğun, hava koşullarının en sert olduğu anı özellikle seçerek ana enerji hattını kundakladı. Karın içinde bıraktıkları ayak izleriyle enerji altyapısına ulaşıldığı, eylemin bilinçli şekilde kaos yaratmayı ve sistemi kilitlemeyi amaçladığı ifade ediliyor. Sabotaj amacına ulaştı; Berlin’in güneybatısı fiilen felç oldu.
Kesinti yalnızca konutları değil, kritik kamu hizmetlerini de doğrudan etkiledi. Hastaneler ve huzurevleri, yeterli jeneratör kapasitesi bulunmadığı için apar topar tahliye edildi. Soğuk hava, kar ve karanlık birleşince şehir genelinde güvenlik endişesi arttı; sokaklarda yağma ihtimali konuşulurken, birçok kişi evinden çıkmaya çekinir hale geldi.
Ortaya çıkan tablo, modern Batı toplumunun kriz anındaki çaresizliğini de gözler önüne serdi. Yıllarca olası felaket senaryolarına hazırlık yapanlarla alay eden, bu tür önlemleri “paranoya” olarak gören geniş bir kesim, sistemin fişi çekildiği anda hazırlıksız yakalandı. Evlerde el feneri, yedek batarya, dolu powerbank ya da birkaç günlük su ve gıda stoğu bulunmaması, konfor odaklı yaşam tarzının ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Elektrik kesintisiyle birlikte buzdolapları durdu, telefonlar ve dizüstü bilgisayarlar kapandı, günlük hayat birkaç saat içinde tamamen kilitlendi.
Siyasi cephede ise tablo daha da ağır. Berlin Belediye Başkanı Kai Wegner, krizin en sıcak anlarında ortadan kayboldu. Olayın patlamasından tam 13 saat sonra atılan bir sosyal medya mesajı dışında kamuoyuna net bir açıklama yapılmadı. Mesajın, kriz anına uygun bir liderlik sergilemekten uzak, standart ve etkisiz bir metin olduğu değerlendirmeleri yapıldı. Etkin bir kriz masası ya da koordinasyon görüntüsü ortaya konulamadı.
Olayın ironik ve tartışmalı boyutu ise devletin son dönemde izlediği politikalarla ilişkilendiriliyor. Berlin yönetiminin, kısa süre önce benzer marjinal gruplara yönelik olarak “iz bırakmadan itiraf mektubu yazma” temalı bir rehberi desteklediği ve bu çalışmaya kamu kaynaklarından ödül verdiği hatırlatılıyor. Eleştirilere göre, devletin kendi kaynaklarıyla desteklediği yapıların daha sonra kritik altyapıya saldırması, ciddi bir güvenlik ve önceliklendirme sorunu olduğunu ortaya koyuyor.
Altyapı yatırımlarına, hastanelerin jeneratör sistemlerine ve enerji güvenliğine ayrılması gereken kaynakların; çeşitli fonlara, tabela derneklerine ve ideolojik projelere yönlendirilmesi, bu tür saldırılar karşısında sistemi savunmasız bırakıyor. Berlin’de yaşanan kesinti, “eski Berlin” olarak tanımlanan düzenli, güvenli ve öngörülebilir şehir imajının geride kaldığını düşünenlerin sayısını artırmış durumda.
Sahadaki atmosfer de bu durumu yansıtıyor. Bazı gazeteciler ve sosyal medya kullanıcıları, karanlık evlerde mum ya da mangal ışığında çekilen görüntüleri “romantik” olarak paylaşırken, olayın bir terör saldırısı olduğu gerçeğinin yeterince yüksek sesle dile getirilmediği eleştirileri yapılıyor. “Devlet nerede?” sorusu, kamuoyunda net bir karşılık bulabilmiş değil.
Polisin evlere jeneratör dağıttığı bilgileri paylaşılırken, özellikle şehrin güneybatısının kesintiden çok daha ağır etkilendiği belirtiliyor. Son 20 yılın en büyük elektrik kesintilerinden biri olarak tanımlanan bu olay, Berlinlilerin ve genel olarak modern şehirlerin krizlere ne kadar hazırlıksız olduğunu ortaya koydu. Konfor alanı giderek bir bataklığa dönüşürken, “medeniyet” söylemi gerçeklikle giderek daha fazla çelişiyor.
Berlin’de yaşananlar, modern dünyanın sanılandan çok daha pamuk ipliğine bağlı olduğunu bir kez daha hatırlattı. Hazırlıklı olanların ayakta kaldığı, geri kalanların ise sistem çöktüğünde çaresizce beklediği bir tablo, Avrupa’nın merkezinde tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı.