
Küresel finansal piyasalar, eş zamanlı üç baskı altında yön arıyor: ABD’de ticaret politikası rejiminin hukuki zeminde değişmesi, yapay zekâ (AI) kaynaklı sektör bazlı değerleme sarsıntısı ve güçlü makro verilere rağmen uzun vadeli tahvil faizlerindeki geri çekilme.
ABD hisse senetlerinde yukarı yönlü denemeler kalıcı bir ivmeye dönüşmekte zorlanırken, yatırımcılar göreli olarak ABD dışı piyasalara yöneliyor. Ancak küresel ticaret belirsizliği ve teknoloji kaynaklı dönüşüm riskleri, bu ayrışmanın kalıcı olup olmayacağına dair soru işaretleri yaratıyor. Tahvil ve altın fiyatlaması, risk iştahının henüz sağlam bir zemine oturmadığını gösteriyor.
ABD Yüksek Mahkemesi’nin yürütmenin bazı tarife uygulamalarına ilişkin yetkilerini sınırlaması, ticaret politikasında yeni bir dönemin kapısını araladı. IEEPA (International Emergency Economic Powers Act) çerçevesindeki uygulamaların sınırlandırılmasının ardından Trade Act of 1974 kapsamındaki Section 122 maddesi devreye alındı.
Bu düzenleme, en fazla %15 oranında ve 150 gün süreli geniş kapsamlı tarife uygulanmasına imkân tanıyor. Ancak geçicilik ve hukuki tartışmalar, piyasa açısından oranlardan daha kritik bir risk oluşturuyor: öngörülebilirlik kaybı.
Bağımsız analizler, efektif tarife oranının son bir yıl içinde çift hanelerin üstünden tek hanelere gerileyip yeniden çift hanelere çıktığını ortaya koyuyor. Bu dalgalanma, ticaret politikasında kalıcı bir çerçeve yerine geçici çözümlerle ilerlenildiğine işaret ediyor. Şirketler için asıl sorun maliyet seviyesi değil, kuralların sürekliliği.
Son haftalarda piyasa oynaklığının ikinci ana kaynağı yapay zekâ teknolojilerindeki hızlı ilerleme oldu. AI uygulamalarının özellikle yazılım, hizmet ve beyaz yakalı sektörlerde iş modellerini nasıl dönüştüreceği tartışması, değerleme çarpanlarını yeniden yazdırıyor.
Bazı şirketlerde sert satışlar yaşanırken, savunma ve kamu harcaması temalı sektörler göreli olarak daha dirençli kalıyor. Bu durum, endeks seviyesindeki sınırlı değişimlere rağmen piyasanın iç yapısında güçlü bir ayrışma olduğunu gösteriyor.
Teknolojik dönüşümlerin tarihsel olarak zamana yayıldığı ve güçlü rekabet avantajına sahip şirketlerin yeni teknolojileri entegre ederek değer yaratabildiği unutulmamalı. Ancak kısa vadede anlatı gücü, bilanço gerçeklerinden daha hızlı fiyatlanabiliyor.
ABD’de istihdam ve çekirdek enflasyon verileri dirençli kalırken, 10 yıllık tahvil faizinin %4 civarına gerilemesi dikkat çekiyor. Aynı dönemde altın fiyatlarının yükselmesi, güvenli varlıklara yönelimin arttığını gösteriyor.
Normal koşullarda güçlü makro veriler uzun vadeli faizleri yukarı iter. Mevcut durumda ise tahvil piyasası farklı bir mesaj veriyor: büyüme görünümüne dair temkinli bir beklenti veya ileride daha esnek bir para politikası ihtimali fiyatlanıyor olabilir.
Tahvil-hisse ayrışması, riskli varlıklarda kalıcı bir ralli için makro zeminin henüz netleşmediğini gösteriyor.
ABD’deki ticaret belirsizliğine kıyasla Avrupa daha istikrarlı bir çerçeve sunuyor. Almanya’nın savunma ve altyapı yatırımlarını artırmaya dönük mali genişleme adımları, kısa vadeli büyüme beklentilerini destekliyor.
Avrupa Merkez Bankası’nın para politikasında esnek kalacağına yönelik verdiği mesajlar, finansal istikrarı koruma ve büyüme üzerindeki baskıyı sınırlama amacını taşıyor. Ancak Almanya–Çin ticaret hattında artan gerilim ve Almanya sanayi üretimindeki kırılgan görünüm, Avrupa ekonomisinin sorunsuz bir toparlanma hikâyesi sunmadığını ortaya koyuyor. Bu çerçevede ay sonunda Almanya Başbakanı Merz’in, ilişkileri yeniden dengelemek ve ticari bağları güçlendirmek amacıyla 30 kişilik bir iş dünyası heyetiyle Çin’e gitmesi, ekonomik diplomasinin yeniden devreye sokulduğunu gösteriyor.
ABD dışı piyasalar görece avantajlı görünse de küresel ticaret ve teknoloji dönüşümü riskleri Avrupa’yı da etkiliyor.
Mevcut tablo, yapısal bir krizden ziyade anlatı odaklı bir fiyatlama dönemine işaret ediyor. Ticaret politikası ekonomik etkisinden çok hukuki belirsizlik üzerinden fiyatlanıyor. Yapay zekâ, bazı sektörlerde değerlemeleri baskılasa da ekonominin tamamını eş zamanlı dönüştürmüyor. Tahvil piyasası ise temkinli bir alt metin sunuyor.
ABD hisse senetlerinde yukarı yönlü denemeler görülse de geri çekilmelerin daha sert olması, yatırımcıların risk yönetimine öncelik verdiğini gösteriyor. Endeks seviyeleri tek başına yeterli bir gösterge değil; sektör bazlı ayrışmalar ve politika sinyalleri birlikte okunmalı.
Küresel finansal sistem, ticaret politikası belirsizliği, yapay zekâ kaynaklı dönüşüm ve para politikası beklentilerinin kesişim noktasında yeni bir denge arıyor. Bu denge netleşene kadar oynaklık, piyasa fiyatlamasının temel özelliği olmaya devam edecek.