
Küresel piyasalarda bazı dönemler vardır ki yatırımcıların ne düşündüğünü anlamak için Bloomberg terminaline, Reuters ekranına ya da merkez bankası açıklamalarına bakmanız gerekmez. Masadaki pozisyonlanma her şeyi anlatır.
Bugün dünya piyasalarının karşı karşıya olduğu tablo da tam olarak bu.
Bir tarafta güçlü dolar, yüksek ABD tahvil faizleri ve Amerikan hisselerinin üstün performansını savunan çok geniş bir konsensüs var. Diğer tarafta ise neredeyse kimsenin inanmadığı senaryolar bulunuyor: zayıflayan dolar, düşen tahvil faizleri, Avrupa’nın sürpriz şekilde güçlenmesi ve risk iştahında ani kırılma.
İşte piyasanın en tehlikeli olduğu yer tam da burasıdır.
Çünkü finans tarihinde büyük kırılmalar çoğu zaman yanlış fiyatlanan risklerden değil, herkesin aynı tarafa geçtiği işlemlerden doğmuştur.
Son aylarda uluslararası yatırım bankalarının raporlarında en sık kullanılan kavramlardan biri “US Exceptionalism” oldu.
Yani dünyanın geri kalanı yavaşlarken Amerika’nın büyümeye devam etmesi.
Bugün Wall Street’in temel tezi şu:
Bu görüş yalnızca yatırımcıların değil, birçok büyük fon yöneticisinin de ana senaryosu haline gelmiş durumda. Bloomberg ve CNBC ekranlarında da son haftalarda sıkça vurgulanan tema bu.
Fakat burada kritik soru şu:
Peki ya herkes aynı hikâyeye inanıyorsa?
Financial Times yazarı Martin Wolf’un yıllardır dikkat çektiği temel prensiplerden biri şudur:
Piyasalar geleceği değil, geleceğe ilişkin beklentileri fiyatlar.
Bugün beklentiler zaten oldukça şahin.
Dolayısıyla yukarı yönlü sürpriz üretmek giderek zorlaşıyor.
Piyasaların son iki yıldır büyük bölümü yapay zekâyı deflasyonist bir hikâye olarak gördü.
Verimlilik artacak.
Maliyetler düşecek.
Şirketler daha az çalışanla daha fazla üretim yapacak.
Ancak son dönemde ortaya çıkan veriler farklı bir tabloya işaret ediyor.
Yarı iletken yatırımları rekor seviyelerde.
Veri merkezi yatırımları hızlanıyor.
Enerji talebi yükseliyor.
Çip üretiminde ücretler tarihi seviyelere ulaşıyor.
Yapay zekâ altyapısına yönelik küresel sermaye harcamaları adeta yeni bir sanayi devrimi yatırımı görünümü veriyor.
The Economist’in son dönemde üzerinde durduğu önemli konulardan biri de bu:
Yapay zekâ kısa vadede verimlilikten çok yatırım ve talep yaratıyor olabilir.
Eğer bu doğruysa;
Bu nedenle “AI = otomatik faiz indirimi” varsayımı giderek daha fazla sorgulanıyor.
Jeopolitik krizler sırasında yatırımcılar genellikle petrol fiyatına odaklanır.
Ancak asıl belirleyici olan fiyatın seviyesi değil, süresidir.
100 dolar petrol birkaç hafta sürerse etkisi sınırlı kalabilir.
Fakat aylarca devam ederse;
Özellikle enerji ithalatçısı ekonomiler için bu risk hâlâ masada duruyor.
Bu nedenle birçok makro yatırımcı enerji fiyatlarının geri çekilmesine rağmen Asya para birimlerinde kalıcı toparlanmaya henüz ikna olmuş değil.
İlginç olan noktalardan biri de bu.
Bugün küresel yatırımcıların önemli bölümü:
Fakat piyasa tarihinde en büyük hareketlerin önemli kısmı tam da bu tür tek taraflı beklentilerden sonra ortaya çıkmıştır.
Hatırlayalım:
2022 sonunda kimse Avrupa’nın enerji krizinden çıkabileceğine inanmıyordu.
2023 sonunda kimse altının rekor kıracağını beklemiyordu.
2024’te kimse Japonya’nın onlarca yıllık deflasyon rejimini sorgulamıyordu.
Bugün de Euro konusunda benzer bir fikir birliği oluşmuş durumda.
Ve finansal piyasalarda fikir birliği çoğu zaman fırsatın değil, riskin göstergesidir.
Küresel yatırımcıların son dönemde en çok tartıştığı konulardan biri Asya para birimleri.
Özellikle:
enerji maliyetleri ve dolar baskısı nedeniyle kırılgan görülüyor.
Buna karşılık Çin yuanı konusunda daha olumlu görüşler dikkat çekiyor.
Bunun temel nedeni yalnızca ekonomik faktörler değil.
Aynı zamanda Çin’in bölgesel istikrar sağlayıcı rolünün güçlenmeye başlaması.
Eğer enerji krizi yumuşarsa ve küresel ticaret yeniden hız kazanırsa, yatırımcıların bir kısmı dolar yerine yeniden Asya varlıklarına yönelmeye başlayabilir.
Financial Times, Bloomberg ve Deutsche Bank çevrelerinde son dönemde dikkat çeken ortak tema şu:
Herkes enflasyondan korkuyor.
Herkes doların güçlü kalacağını düşünüyor.
Herkes faizlerin yüksek kalacağına inanıyor.
Herkes Amerikan hisselerinin üstün performansına oynuyor.
Peki ya sürpriz tam tersi olursa?
Eğer:
o zaman bugün en kalabalık işlemler aynı zamanda en büyük zarar yazan işlemlere dönüşebilir.
Küresel piyasalarda şu anda mesele hangi varlığın yükseleceği değil.
Mesele, herkesin aynı tarafa geçtiği bir ortamda ilk çatlağın nereden geleceği.
Çünkü piyasalarda en büyük risk çoğu zaman görülemeyen risk değildir.
Herkes tarafından görülen ve bu nedenle fiyatlara tamamen yansımış olan risktir.
2026 yazına girerken yatırımcıların önündeki en kritik soru da bu:
Gerçekten güçlü olan dolar mı, yoksa doların güçlü kalacağına dair inanç mı?