
ABD–Venezuela hattında son günlerde hızlanan siyasi ve askerî trafik, sadece jeopolitik bir kriz başlığı değil; uzun süredir “defterden düşülmüş” bazı ABD şirketleri için yeniden fiyatlanan bir bilanço hikâyesi anlamına geliyor. Piyasalar açısından kritik ayrım şu noktada: konu artık “rejim değişir mi?” tartışmasından çok, hangi şirketlerin alacaklarının ve varlıklarının yeniden masaya geleceği sorusuna evriliyor.
Venezuela dosyası, özellikle 2007–2018 döneminde kamulaştırma, zorla el koyma ve ödenmeyen borçlar nedeniyle ABD şirketleri için büyük bir değer kaybı yaratmıştı. Bugün gelinen noktada ise Washington ile uyumlu bir senaryonun, bu dosyayı krizden fırsata çeviren seçici bir değerleme sürecine dönüştürme ihtimali artıyor.
Enerji tarafı bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. ConocoPhillips ve ExxonMobil için Venezuela, yıllardır bilançolarda “hukuki alacak” kalemi olarak duran ama fiyatlanmayan bir varlık anlamına geliyordu. ConocoPhillips’in faiz dahil 10 milyar doları aşan, ExxonMobil’in ise yaklaşık 1 milyar dolarlık tahkim kararları bulunuyor. ABD’ye yakın bir yönetimin ilk refleksi, bu tür uluslararası tahkim kararlarını tanımak ve ödemeleri yapılandırmak olacaktır. Bu da özellikle ConocoPhillips için, operasyonel bir genişlemeden bile önce, tek seferlik ama çok büyük bir bilanço katalizörü anlamına geliyor.
Chevron bu tabloda farklı bir yerde duruyor. Şirket Venezuela’dan hiç çıkmadı; ama yaptırımlar, operasyonel kısıtlar ve PDVSA’nın ödememe pratiği nedeniyle yıllardır düşük tempoda çalıştı. Bugün Chevron’un hikâyesi bir tahkim kazanımından çok, üretim artışı ve nakit akışı normalleşmesi üzerine kurulu. Yaptırımların gevşemesi halinde Chevron’un ABD rafinerilerine yönelik ağır petrol arzında hızlı bir artış potansiyeli bulunuyor. Bu da şirketi Venezuela denkleminde en “operasyonel” fırsat hikâyesi haline getiriyor.
Enerji altyapısında ise Williams Companies gibi isimler öne çıkıyor. Gaz sıkıştırma ve altyapı yatırımları kamulaştırılan bu şirketler için Venezuela, bugüne kadar tamamen silinmiş bir coğrafyaydı. Ancak olası bir borç yeniden yapılandırması, Williams’ın ABD mahkemelerinde tanınmış alacaklarını yeniden tahsil edilebilir hale getirebilir. Bu tür şirketler piyasa tarafından genellikle göz ardı ediliyor; ancak kriz sonrası dönemlerde altyapı ödemeleri genellikle ilk dalgada gelir.
Enerji dışı sektörlerde tablo daha parçalı ama potansiyel dikkat çekici. O-I Glass, Clorox ve Kimberly-Clark gibi tüketim ve sanayi şirketleri için Venezuela, yıllardır kapalı bir defterdi. Ancak nüfusun yüzde 80’inden fazlasının yoksulluk sınırında yaşadığı bir ülkede, temel tüketim mallarına yönelik talep bastırılmış durumda. Rejim değişimi ya da ciddi bir normalleşme halinde bu şirketler için asıl fırsat, geçmiş zararların tazmininden çok, boşalmış bir pazara ilk giren olma avantajı olabilir.
Daha az konuşulan ama piyasa açısından önemli bir diğer grup ise otomotiv ve sanayi tarafı. General Motors ve Goodyear, tesislerine fiilen el konulmuş şirketler arasında yer alıyor. Bu şirketler için Venezuela senaryosu, kısa vadede büyük bir gelir katkısından ziyade, uzun vadeli opsiyon değeri taşıyor. Yaşlanan araç filosu ve kronik arz eksikliği, normalleşme halinde bu şirketlerin hızlı pazar payı kazanmasını mümkün kılabilir.
En “yüksek beta” hikâye ise madencilik tarafında. Gold Reserve, Venezuela dosyasına neredeyse tek başına oynayan bir şirket. Brisas projesi için kazanılmış yaklaşık 1 milyar dolarlık tahkim kararı, bu hisseyi doğrudan politik gelişmelere bağlıyor. ABD–Venezuela hattında atılacak her somut adım, Gold Reserve için orantısız bir fiyatlama etkisi yaratma potansiyeline sahip.
Petrol servis şirketleri Halliburton ve Schlumberger içinse hikâye geçmiş alacaklardan çok geleceğe dönük. PDVSA’nın altyapısı ciddi biçimde yıpranmış durumda ve üretim artışı, bu şirketler olmadan mümkün değil. Olası bir normalleşme, eski borçların iskonto ile de olsa ödenmesini ve ardından yeni, yüksek marjlı sözleşmeleri gündeme getirebilir.
Havayolları tarafında American Airlines gibi şirketler için Venezuela geçmişte “ülkede sıkışan nakit” travmasının sembolüydü. Bu zararların geri dönmesi zor; ancak normalleşme halinde ABD–Venezuela hattında iş ve göç trafiğinin yeniden canlanması, American Airlines’ı bu rotada ilk ve en hızlı toparlanan oyuncu haline getirebilir.
Özetle, ABD–Venezuela krizinin piyasalar açısından önemi, manşetlerdeki sert söylemlerden çok, bilançolarda yeniden açılabilecek eski dosyalarda yatıyor. Bu dosya, herkese kazandıracak bir hikâye değil. Ancak doğru şirketlerde, doğru senaryo altında, Venezuela başlığı yıllar sonra ilk kez bir jeopolitik riskten çok seçici bir yatırım fırsatı olarak okunmaya başladı.