
Finansal piyasalarda bazı haberler vardır; gerçekleştiği için değil, tartışılmaya başlanabildiği için önemlidir.
Bloomberg terminallerine düşen ve Jefferies stratejisti Durukal Gün’ün değerlendirmelerine dayanan son not tam da bu kategoride yer alıyor. Notun özü basit:
ABD, seçim öncesinde Türkiye’ye Arjantin benzeri bir dolar swap hattı sağlayabilir mi?
İlk bakışta teknik bir merkez bankacılığı konusu gibi görünen bu tartışma, gerçekte Türkiye’nin son iki yıldır sürdürdüğü ekonomik normalleşme sürecinin uluslararası finans çevrelerinde nasıl algılanmaya başladığını göstermesi açısından son derece önemli.
Jefferies’in değerlendirmesine göre böyle bir mekanizma Türkiye’nin döviz rezervlerini destekleyebilir, CDS primlerini düşürebilir, TL üzerindeki baskıyı azaltabilir ve yatırımcı güvenini güçlendirebilir. Bloomberg tarafından aktarılan değerlendirmede özellikle rezerv kalitesi ve piyasa güveni boyutu ön plana çıkarılıyor.
Ancak asıl soru swap hattının kendisinden daha büyük:
Küresel finans sistemi Türkiye’yi yeniden sisteme entegre edilecek stratejik bir ekonomi olarak mı görmeye başlıyor?
Merkez bankaları arasındaki swap anlaşmaları teknik olarak likidite araçlarıdır.
Pratikte ise çok daha farklı bir anlam taşırlar.
Bir Fed swap hattı;
2008 Küresel Finans Krizi sırasında Fed’in açtığı swap hatları birçok ekonominin dolar finansman sisteminde ayakta kalmasına yardımcı olmuştu.
Bu nedenle swap hattı yalnızca para değildir.
Aslında bir güven sertifikasıdır.
Piyasa diliyle söylersek:
“Fed sizi sistemik risk olarak görmüyor.”
Arjantin son yıllarda kronik döviz krizleri, rezerv erimesi ve yüksek enflasyon nedeniyle küresel finansın en kırılgan ekonomilerinden biri haline geldi.
Buna rağmen küresel finans çevreleri zaman zaman Arjantin’in sistem içinde tutulması gerektiğini savundu.
Türkiye için yapılan benzetme de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Çünkü yatırımcılar son iki yıldır şu dönüşümü izliyor:
Bu dönüşüm Türkiye’yi yeniden gelişmekte olan piyasalar evreninin merkezine yerleştirmiş durumda.
Son haftalarda Londra’da gerçekleştirilen yatırımcı toplantıları dikkat çekiciydi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın uluslararası yatırımcılarla yaptığı görüşmelerin ardından birçok yatırım bankasının Türkiye raporlarında ton değişimi gözlendi.
Bu değişimin arkasında yalnızca ekonomi politikası yok.
Jeopolitik de var.
Washington-Ankara hattındaki görece yumuşama,
Orta Doğu diplomasisinde Türkiye’nin rolü,
İran dosyasında Ankara’nın önemi,
NATO içindeki stratejik konum,
yatırımcıların Türkiye riskini yeniden fiyatlamasına neden oluyor.
Swap hattının gerçekten açılması ile açılabileceğinin konuşulması arasında bile büyük fark vardır.
Çünkü piyasa önce hikâyeyi satın alır.
Sonra rakamları.
Böyle bir senaryoda ilk fiyatlanacak varlıklar şunlar olabilir:
Türkiye’nin son dönemde yükselen CDS’leri yeniden aşağı gelebilir.
Çünkü yatırımcı açısından rezerv riski azalır.
Özellikle uzun vadeli eurobondlarda ciddi değer artışları görülebilir.
Swap hattı senaryosu en fazla bankaları destekler.
Dış finansman maliyetleri düşebilir.
Kur üzerinde doğrudan bir müdahale olmasa bile beklenti kanalıyla rahatlama sağlayabilir.
Fed swap hatları ekonomik araçlar kadar jeopolitik araçlardır.
Bu nedenle karar yalnızca ekonomik göstergelerle alınmaz.
Washington’ın değerlendireceği başlıklar arasında:
en az ekonomik göstergeler kadar önemlidir.
Bu yüzden swap hattı senaryosu teknik değil aynı zamanda diplomatik bir senaryodur.
Burada gözden kaçan daha büyük bir konu var.
Dünya ekonomisi giderek daha parçalı hale geliyor.
ABD-Çin rekabeti derinleşiyor.
Küresel sermaye bloklara ayrılıyor.
Enerji koridorları yeniden şekilleniyor.
Tedarik zincirleri yeniden kuruluyor.
Bu yeni dünyada Türkiye;
olması nedeniyle stratejik önem kazanıyor.
Bir swap hattı verilirse bunun anlamı yalnızca Türkiye’ye dolar sağlanması olmaz.
Aynı zamanda:
“Türkiye’nin yeni küresel düzende kritik oyuncu olarak görülmesi”
anlamına gelir.
Finans tarihinde büyük dönüşümler çoğu zaman resmi açıklamalarla başlamaz.
Önce yatırım bankalarının raporlarında görünür.
Ardından yatırımcı sunumlarında konuşulur.
Sonra piyasa fiyatlamaya başlar.
En sonunda politika gelir.
Bugün Jefferies’in ortaya attığı fikir henüz bir politika değil.
Belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyecek.
Ancak önemli olan şu:
İki yıl önce uluslararası yatırım çevrelerinde Türkiye için IMF senaryoları konuşulurken bugün Fed destekli bir swap hattı ihtimali tartışılıyor.
Bu değişim tek başına bile küresel sermayenin Türkiye’ye bakışındaki dönüşümü göstermeye yetiyor.
Piyasalarda bazen haberin kendisi değil, haberin mümkün hale gelmesi en büyük haberdir.
Ve Jefferies’in notu tam olarak bunu anlatıyor.