
Japonya Parlamentosu, 18,3 trilyon yenle pandemi sonrası en büyük ek bütçeye onay verdi.
Paket büyük ölçüde yeni borçlanmayla finanse edilecek, kamu maliyesine yönelik kaygılar artıyor.
Tahvil faizleri 18 yılın zirvesindeyken, BoJ’dan sertleşen para politikası sinyalleri geliyor.
Japonya’da parlamentonun üst kanadı, mali disiplin tartışmalarına rağmen 18,3 trilyon yenlik ek bütçeyi kabul ederek Başbakan Sanae Takaichi’nin agresif mali genişleme politikasına yeşil ışık yaktı. Yaklaşık 118 milyar dolara karşılık gelen paket, COVID-19 pandemisinden bu yana ülkenin hayata geçirdiği en büyük teşvik programı olarak öne çıkıyor.
Daha önce alt meclisten geçen 2025 mali yılı ek bütçesi, geçen yılki 13,9 trilyon yenlik harcamayı belirgin biçimde aşmış durumda. Bütçenin büyük ölçüde yeni borç ihracıyla finanse edilecek olması, Japonya’nın zaten yüksek seviyelerde bulunan kamu borcu açısından riskleri yeniden gündeme taşıyor. Bu tablo, Takaichi hükümetinin büyümeyi desteklemek adına mali alanı zorlamaktan çekinmediğini gösteriyor.
Piyasa cephesinde ise zamanlama dikkat çekici. Japonya’nın 10 yıllık devlet tahvili getirileri bu ay 18 yılın en yüksek seviyesine ulaşarak yatırımcıların mali sürdürülebilirlik konusundaki hassasiyetini yansıttı. Aynı dönemde Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) politika faizini cuma günü yüzde 0,75’e yükselterek son otuz yılın en yüksek seviyesine taşıması bekleniyor. Bu beklenti, uzun süredir ultra gevşek para politikasıyla bilinen Japonya için net bir kırılma anlamına geliyor.
Maliye politikasıyla para politikasının aynı anda sıkıştığı bu denklemde, ek bütçe kısa vadede büyümeyi destekleyebilirken, orta ve uzun vadede borçlanma maliyetleri üzerindeki baskıyı artırma riski taşıyor. Artan faiz ortamında yeni borçlanmaya dayalı teşvik politikası, Japon varlıkları açısından volatilitenin yükselmesine zemin hazırlayabilir.
Sonuç olarak Tokyo, bir yandan büyümeyi canlı tutmaya çalışırken diğer yandan yükselen faizler ve artan borç yükü arasında hassas bir denge kurmak zorunda. 18,3 trilyon yenlik ek bütçe, bu dengenin hangi yönde bozulabileceğine dair küresel piyasalar için önemli bir stres testi niteliği taşıyor.