
ABD ile Rusya arasındaki son bağlayıcı nükleer silah kontrol anlaşması Yeni START, önümüzdeki hafta sona eriyor
Anlaşmanın bitmesiyle yarım asırlık denetim ve sınırlama dönemi kapanırken, nükleer cephanelikler için hukuki bir üst sınır kalmıyor
ABD, Rusya ve Çin’i kapsayan fiili bir nükleer silahlanma yarışının önü açılıyor
New York Times’ın analizine göre, Yeni START’ın sona ermesi yalnızca teknik bir anlaşma bitişi değil; Soğuk Savaş sonrası kurulan nükleer denge mimarisinin fiilen dağılması anlamına geliyor. 2011’de yürürlüğe giren ve 2021’de beş yıl uzatılan anlaşma, ABD ve Rusya’nın konuşlandırılmış stratejik nükleer savaş başlığı sayısını 1.550 ile sınırlandırıyor, kıtalararası füzeler, denizaltılar ve bombardıman uçakları üzerindeki başlıklar için karşılıklı veri paylaşımı ve yerinde denetim mekanizmaları içeriyordu.
Bu yapı sayesinde, 1986’da yaklaşık 70.400 olan küresel nükleer başlık sayısı bugün 12.500 seviyelerine kadar gerilemişti. Söz konusu düşüş, 1969’dan itibaren imzalanan ABD–Sovyet/Rusya silah kontrol anlaşmalarının doğrudan sonucu olarak görülüyor. Ancak Yeni START ile birlikte bu zincirin son halkası da kopuyor.
Denetim sistemi fiilen zaten zayıflamış durumdaydı. Yüz yüze denetimler 2020’de kesintiye uğradı; 2023’te ise Rusya’nın anlaşmaya katılımını askıya almasıyla mekanizma işlevsiz hale geldi. Anlaşmanın resmen sona ermesiyle birlikte artık nükleer cephanelikler üzerinde bağlayıcı hiçbir üst sınır kalmıyor.
Bu ortamda ABD Savunma Bakanlığı, uzun menzilli balistik füzelerde birden fazla nükleer başlık taşıma kapasitesini yeniden devreye alma seçeneklerini masaya yatırmış durumda. Çoklu bağımsız hedeflenebilir yeniden giriş aracı (MIRV) teknolojisi, ABD cephesinde 2014’te tamamen kaldırılmıştı. Rusya ise bu teknolojiden hiçbir zaman vazgeçmedi ve nükleer kuvvetlerini modernize etmeyi sürdürdü. Çin cephesinde ise tablo daha da karmaşık: Pekin, nükleer başlık sayısını hızlı biçimde artırıyor ve herhangi bir sınırlayıcı anlaşmanın tarafı değil.
Ortaya çıkan tablo, üç büyük güç arasında sınırsız bir nükleer silahlanma ortamına işaret ediyor. New York Times’a göre bu durum, yalnızca askeri dengeleri değil, küresel güvenlik mimarisini ve jeopolitik risk algısını da kökten değiştiriyor.
Ve ne tesadüftür ki…
Tam da bu atmosferde, ABD ve İran’ın nükleer görüşmeleri yeniden başlatmak üzere Cuma günü İstanbul’da bir araya gelmesi bekleniyor. Bu temas, görüşmelerin çökmesinden ve geçen yaz yaşanan 12 günlük savaşın ardından gerçekleşecek ilk doğrudan görüşme olacak. Küresel ölçekte nükleer silahlanmayı sınırlayan son bağlayıcı mekanizma ortadan kalkarken, bölgesel bir nükleer dosyanın yeniden masaya gelmesi, nükleer çağın kapanmadığını; aksine daha karmaşık ve çok merkezli bir döneme girildiğini gösteriyor.
