
Orta Doğu’da tansiyon, İsrail’in Katar’da Hamas liderlerini hedef alan saldırısıyla yeniden zirveye çıktı. 9 Eylül’de Doha yakınlarında gerçekleştirilen hava saldırısında 19 kişi hayatını kaybederken, çok sayıda Hamas yetkilisi yaralandı. Saldırının hemen ardından yalnızca İsrail–Filistin hattında değil, Türkiye, ABD ve Katar üzerinden uzanan diplomatik bir tartışma başladı.
Ortaya atılan en dikkat çekici iddia, Türkiye’nin Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MIT), saldırıdan dakikalar önce Katar’a uyarı geçtiği yönünde oldu. Bu iddiaya göre MIT, İsrail’in Hamaslı yetkililerin bulunduğu noktayı vuracağını öğrendi ve Doha’ya son anda bilgi verdi. Katar’ın da bu uyarı sayesinde bazı Hamas liderlerini toplantı yerinden çıkardığı öne sürüldü.
Ancak bu iddia şu ana kadar hiçbir resmi kaynak tarafından doğrulanmadı. Türk hükümeti saldırıyı kınayan açıklamalar yaptı, Katar ile dayanışma mesajları verdi fakat “önceden uyarı” konusuna değinmedi. Bu nedenle MIT’nin rolü şimdilik yalnızca kulislerde dolaşan bir söylenti konumunda.
Daha güçlü kanıtların bulunduğu tartışma ise ABD ve Katar arasında yaşanıyor. Washington, saldırıdan kısa süre önce Katar’a bilgi verildiğini savunurken, Doha yönetimi bu açıklamayı reddetti. Katar Dışişleri Bakanlığı, ABD’den gelen uyarının saldırı sırasında, patlamalar yaşanırken ulaştığını belirtti. Bu detay, “ABD gerçekten erken uyardı mı, yoksa iş işten geçtikten sonra mı bilgi verdi?” sorularını gündeme taşıdı.
Beyaz Saray ise iddiasını sürdürerek Başkan Donald Trump’ın talimatıyla Doha’ya bilgilendirme yapıldığını açıkladı. Buna rağmen uluslararası basında birçok analist, bu tür kritik uyarıların dakikalarla ölçülen zamanlamasının siyasi sorumluluk tartışmalarını tetiklediğini vurguluyor.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı saldırıyı “devlet terörizmi” olarak niteledi. Ankara, İsrail’in saldırgan tutumunun yalnızca bölgesel barışı değil, küresel güvenliği de tehdit ettiğini vurguladı. Cumhurbaşkanlığı sözcüleri ise Katar’ın yanında olduklarını belirterek diplomatik desteğin altını çizdi.
Katar tarafı ise saldırıyı kınamakla kalmadı, aynı zamanda İsrail’i “uluslararası hukuku ihlal etmekle” suçladı. Doha yönetimi, saldırının ardından Hamas yöneticilerinin güvenliğini sağlamak için olağanüstü önlemler aldı.
İsrail’in Katar’ı hedef alması, bölgesel dengelerde ciddi bir kırılma yarattı. Hamas’ın finansal ve diplomatik merkezi olarak görülen Doha, uzun süredir Gazze’deki hareketin dış dünyayla bağlantı noktasıydı. Bu nedenle saldırı, yalnızca askeri değil, politik bir mesaj olarak da okunuyor.
ABD yönetimi, İsrail’in operasyonunu “meşru müdafaa” olarak tanımlarken, Avrupa’nın bazı başkentlerinde tepki daha temkinli oldu. Türkiye, İran ve birkaç Arap ülkesi ise saldırıyı sert şekilde kınadı. Böylece Orta Doğu’da var olan kutuplaşma daha da derinleşti.
Katar’ın enerji ihracatında herhangi bir kesinti yaşanmadı, ancak saldırı sonrasında LNG piyasalarında fiyatların kısa süreli yükseldiği görüldü. Bu durum, jeopolitik risk algısının enerji piyasaları üzerindeki hassas etkisini bir kez daha ortaya koydu.
Diplomatik düzlemde ise önümüzdeki haftalarda üç ana başlık öne çıkacak:
İsrail’in Katar’daki saldırısı, sadece Hamas’ı değil, bölgedeki tüm siyasi dengeleri sarstı. Türkiye’nin MIT üzerinden Doha’ya uyarı yaptığına dair iddialar doğrulanmasa da, bu söylenti Ankara’nın bölgesel rolüne dair algıyı güçlendiriyor. ABD ile Katar arasında yaşanan zamanlama krizi ise Washington’un bölgedeki güvenilirliğini tartışmaya açtı.
Şu anda tablo net: Orta Doğu’da yalnızca askeri değil, diplomatik cephelerde de yeni bir fay hattı oluşuyor. İddialar, doğrulamalar ve yalanlamalar arasında sıkışan bilgi akışı ise bölgedeki güven krizinin derinleştiğini gösteriyor.