
Ortadoğu’daki savaş yalnızca askeri bir cephe değil; aynı zamanda küresel ekonominin en hassas damarlarından birini hedef alan bir enerji krizi üretiyor. İran ile ABD-İsrail hattındaki çatışma Hürmüz Boğazı’nda fiili bir kriz yaratırken, bu dar geçidin üzerindeki belirsizlik küresel enerji piyasalarını ve enflasyon beklentilerini yeniden şekillendiriyor. Dünyada tüketilen petrolün yaklaşık beşte biri bu 21 millik boğazdan geçiyor ve tanker trafiğinin ciddi biçimde azalması küresel enerji akışını doğrudan tehdit ediyor.
Boğazdaki güvenlik riski nedeniyle tanker geçişleri dramatik biçimde düşerken yüzlerce gemi beklemeye geçti ve küresel petrol arzının yaklaşık %20’si fiilen kesintiye uğradı. Bu durum petrol fiyatlarını kısa sürede 100 doların üzerine taşıdı ve bazı senaryolarda 120-150 dolar bandı konuşulmaya başlandı.
Artunç Kocabalkan’ın sıkça vurguladığı makro mekanizma burada net çalışıyor: savaş → enerji şoku → enflasyon → para politikası sıkışması.
İran savaşı petrol ve özellikle dizel piyasasını sert şekilde etkiledi. Küresel dizel ticaretinin önemli bir kısmı da Hürmüz üzerinden gerçekleştiği için arz kayıpları 3-4 milyon varil/gün seviyesine ulaşabilecek bir risk yaratıyor. Enerji maliyetindeki bu artış ulaştırma, tarım ve sanayi maliyetlerini yukarı iterek yeni bir maliyet enflasyonu dalgası yaratma potansiyeline sahip.
Ekonomistler petrol fiyatında kalıcı her 10 dolarlık artışın ABD enflasyonuna yaklaşık 0.3 puan ekleyebileceğini ve büyümeyi aşağı çekebileceğini hesaplıyor. Bu da Fed’in zaten zorlu olan enflasyonla mücadele sürecini yeniden karmaşık hale getiriyor.
Krizin ikinci dalgası ise Asya’da hissediliyor. Hürmüz hattına en bağımlı ekonomilerden biri olan Japonya’da enerji güvenliği yeniden siyasi gündemin merkezine yerleşti. Tokyo’da bazı siyasetçiler enerji maliyetlerini kontrol altına almak için nükleer santrallerin yeniden tam kapasite çalıştırılmasını savunuyor. Fukushima kazasından sonra kapatılan reaktörlerin yeniden devreye alınması tartışması bu nedenle yeniden güç kazanmış durumda.
Bu tartışma aslında daha büyük bir kırılmayı işaret ediyor: Ortadoğu’daki jeopolitik riskler enerji dönüşümü politikalarını hızlandıran bir baskı unsuru haline geliyor. Çünkü Asya ekonomileri petrol ve LNG arzının büyük bölümünü hâlâ Basra Körfezi’nden sağlıyor.
Savaşın makro etkisi üç kanaldan geliyor:
ABD ekonomisi son aylarda enflasyonda sınırlı bir rahatlama görmeye başlamıştı. Ancak enerji fiyatlarının yeniden yükselmesi bu ilerlemeyi tersine çevirebilir ve tüketici fiyatlarını tekrar yukarı itebilir.
Ortadoğu’daki savaş artık sadece bölgesel bir güvenlik krizi değil; küresel ekonomi için bir “enerji fiyatlama olayı” haline gelmiş durumda.
Hürmüz’deki belirsizlik sürdükçe petrol fiyatı, enflasyon beklentisi ve merkez bankası politikası aynı denklemde yeniden birleşiyor.
Ve piyasanın asıl korkusu şu:
Savaş cephede değil, petrol fiyatında kazanılır ya da kaybedilir.