
İklim değişikliği tartışmalarında en sık dile getirilen eleştirilerden biri şu:
“Dünyanın sonunun deniz seviyesinin yükselmesiyle geleceğini söylüyorlar ama kendileri okyanus kenarında yaşamaya devam ediyor.”
Sosyal medyada yeniden gündem olan bir paylaşımda, Bill Gates, Barack Obama, Kamala Harris, George Soros, Joe Biden ve John Kerry’nın deniz kenarındaki evleri bir araya getirilerek bu çelişkiye dikkat çekiliyor.
Ancak burada iki ayrı konuyu birbirinden ayırmak gerekiyor.
Bu isimlerin büyük bölümünün gerçekten sahil veya deniz manzaralı mülkleri bulunuyor.
Ancak bu durum tek başına, “iklim değişikliğine inanmadıkları” ya da “iklim riskini ciddiye almadıkları” sonucunu kanıtlamaz. Çünkü kıyı bölgelerinde risk; bulunduğu yükseklik, yapı standartları, sigorta sistemi, kıyı koruma projeleri ve beklenen zaman ufkuna göre değişiyor. Bir mülkün sahilde olması, kısa vadede su altında kalacağı anlamına gelmez.
Eleştirinin özü bilimsel değil, siyasi güvenilirlik ile ilgilidir.
Toplumun bir kesimi şu soruyu soruyor:
Eğer gerçekten kıyılar yakın gelecekte yaşanamaz hale gelecekse, neden bunu en güçlü savunan isimler milyonlarca dolarlık sahil evleri satın almaya devam ediyor?
Bu soru, yıllardır iklim politikalarına yönelik en sık dile getirilen siyasi eleştirilerden biri olarak öne çıkıyor. Öte yandan iklim bilimciler, deniz seviyesi yükselmesinin uzun vadeli ve bölgesel etkiler gösterdiğini, riskin tüm kıyılar için aynı olmadığını vurguluyor. (arXiv)
Modern siyasette artık sadece ne söylediğiniz değil, nasıl yaşadığınız da sorgulanıyor.
Bütün bunlar kamuoyunda aynı soruyu doğuruyor:
“Kurallar herkes için mi, yoksa sadece başkaları için mi?”
İşte sosyal medyada milyonlarca kez paylaşılan bu tür görsellerin etkisi de buradan geliyor.
İnsanlar artık sadece söylenenlere değil, yapılanlara da bakıyor.
Çünkü güven, söylem ile davranış arasındaki tutarlılıkla inşa ediliyor.