
Ortadoğu’daki savaş sadece askeri cephede değil, aynı zamanda psikolojik ve siyasi propaganda cephesinde de ilerliyor. İran’ın ABD ve İsrail hedeflerine yönelik son füze saldırılarından birinde füzenin üzerine “Epstein adasındaki kurbanların anısına” yazıldığı iddiası sosyal medyada geniş şekilde dolaşıma girdi. Bu mesajın özellikle Amerikan iç siyasetini hedef alan bir propaganda unsuru olduğu değerlendiriliyor.
Bu hamle, İran’ın son haftalarda yürüttüğü iletişim stratejisinin parçası olarak görülüyor. Batılı analistlere göre Tahran yalnızca askeri saldırılar değil, Amerikan kamuoyundaki siyasi fay hatlarını hedef alan sembolik mesajlar da kullanıyor. Epstein skandalı ABD’de hem Cumhuriyetçi hem Demokrat çevrelerde hâlâ güçlü bir siyasi travma olarak görülüyor ve bu tür göndermelerin Amerikan kamuoyunu provoke etmeyi amaçladığı belirtiliyor.
Aynı dönemde ABD’de iç politika cephesinde de tartışmalı bir gelişme gündeme geldi. Sosyal medyada dolaşıma giren görüntülerde bazı aktivistlerin Donald Trump ve Jeffrey Epstein’ı birlikte tasvir eden bir heykeli bir parkta sergilediği görüldü. Heykel, Epstein skandalının Amerikan siyasetindeki etkisini yeniden tartışmaya açan sembolik bir protesto olarak yorumlandı.
Jeopolitik açıdan bakıldığında bu gelişmeler, savaşın klasik askeri çatışmadan çok daha geniş bir alanı kapsadığını gösteriyor. İran yalnızca füze ve drone saldırılarıyla değil, aynı zamanda ABD’nin iç siyasi tartışmalarını hedef alan psikolojik mesajlarla da savaşın iletişim cephesini büyütüyor.
Stratejik denklemde bu tür hamleler kritik bir noktaya işaret ediyor: modern savaş sadece cephede değil, algı ve siyaset alanında kazanılıyor.
Ortadoğu’da füzeler uçarken Washington’da tartışmaların Epstein üzerinden yeniden alevlenmesi bu nedenle tesadüf olarak görülmüyor.
Ve bu tablo yeni bir gerçeği ortaya koyuyor:
Bu savaş yalnızca petrol ve füzelerin savaşı değil, aynı zamanda anlatıların savaşı.