
Tarifeler, jeopolitik riskler ve politika belirsizliği zirvede olmasına rağmen küresel büyüme tahminleri şimdilik korunuyor
ABD’de tarifelerin gerçek maliyeti şirketler, haneler ve enflasyon üzerinden giderek daha görünür hale geliyor
Yapay zekâ yatırımları büyümeyi desteklerken, değerleme–getiri farkı yeni bir kırılganlık alanı yaratıyor
Financial Times tarafından hazırlanan kapsamlı değerlendirme, küresel ekonomide son iki yılda yaşanan sert politika kırılmalarına rağmen makro göstergelerin yüzeyde “istikrarlı” bir tablo sunduğunu, ancak bu görünümün giderek daha yanıltıcı hale geldiğini ortaya koyuyor.
Gazeteye göre 2025 yılında ABD, gümrük tarifelerini yaklaşık son yüz yılın en yüksek seviyelerine taşıdı. Çin’in misillemeleri ve artan jeopolitik gerilimler, küresel politika belirsizliğini belirgin biçimde yükseltti. Buna karşın küresel büyüme beklentisi %3,2 seviyesinde kaldı ve bir önceki yılın tahminleriyle neredeyse aynı çizgide seyretti. Financial Times, bu dayanıklılığın kalıcı bir dengeye değil, geçici dengeleyici unsurlara dayandığını vurguluyor.
Analizde, ABD tarifelerinin açıklanan nominal oranlara kıyasla fiilen daha düşük uygulandığına dikkat çekiliyor. Muafiyetler ve istisnalar nedeniyle efektif tarife oranı ilan edilen seviyelerin yaklaşık yarısında kaldı. Ancak buna rağmen ABD’nin ortalama tarife oranı %14’e yükseldi. Bu artış, küresel ticaret sistemi açısından son derece sıra dışı bir seviye olarak tanımlanıyor.
Büyüme tarafında ise yapay zekâ yatırımları öne çıkıyor. Yapay zekâ kaynaklı sermaye harcamaları ve borsa rallisi, ABD ekonomisini destekleyen ana unsurlardan biri oldu. Tayvan ve Güney Kore gibi yapay zekâ donanımı ve ekipmanı ihraç eden ekonomiler bu süreçten doğrudan fayda sağladı. Aynı dönemde ABD, Almanya ve Çin’de uygulanan genişleyici maliye politikaları, tarifelerin ekonomik etkilerini kısa vadede dengeledi.
Ancak maliyet tarafında tablo daha net. Financial Times’a göre tarifelerin ekonomik yükünün büyük kısmı ABD’li şirketler tarafından üstlenildi. Bu maliyetlerin bir bölümü fiyatlar yoluyla tüketicilere yansıtıldı. Tarifelerin ABD enflasyonuna yaklaşık 0,7 puan eklediği, tarifeler olmasaydı enflasyonun %2 civarında seyredebileceği belirtiliyor. Hanehalkı cephesinde ise tarifelerin ortalama bir Amerikan ailesinin yıllık gelirini yaklaşık 600 dolar azalttığı hesaplanıyor.
Gazete, 2026 yılına girilirken bu maliyetlerin daha görünür hale geleceği uyarısında bulunuyor. Özellikle önden yüklemeli ithalatın etkisi zayıfladıkça, tarifelerin fiyatlar, kâr marjları ve tüketim üzerindeki baskısının daha açık hissedileceği öngörülüyor.
Yapay zekâ başlığında ise daha temkinli bir ton dikkat çekiyor. Değerlemeler ile gerçek gelir artışı arasındaki farkın sorgulanmaya başlandığı, bazı büyük teknoloji şirketlerinin artan harcamalarına rağmen gelir artışının sınırlı kaldığı ifade ediliyor. Yapay zekâ hizmetlerinin mevcut fiyatlamasının altyapı maliyetlerini karşılamadığı, bu nedenle abonelik ücretlerinde yukarı yönlü ayarlamaların kaçınılmaz olabileceği vurgulanıyor.
Çin ekonomisine ilişkin değerlendirmede, ihracata dayalı büyüme modelinin sürdürülebilirliğine yönelik şüpheler öne çıkıyor. Yeni beş yıllık planın teknoloji yatırımlarını merkeze aldığı belirtilirken, mevcut modelin küresel talep koşullarına aşırı bağımlı olduğu ifade ediliyor.
Avrupa cephesinde ise Avrupa Birliği’nin kurallara dayalı küresel sistemi savunmaya devam ettiği, ancak bunun yanında tek pazarın derinleştirilmesi ve verimlilik artışının artık daha kritik hale geldiği belirtiliyor. ABD finansal altyapısına olan bağımlılığın azaltılması yönündeki tartışmaların da Avrupa’da giderek daha yüksek sesle dile getirildiği kaydediliyor.
Financial Times, 2026 yılında ABD’nin G20, Fransa’nın ise G7 başkanlığını üstleneceğine dikkat çekerek, bu dönemin küresel ekonomik istikrar açısından kritik bir eşik olacağını vurguluyor. Gazeteye göre görünürde istikrar korunuyor olabilir, ancak küresel ekonominin altında biriken gerilimler, önümüzdeki dönemde çok daha sert fiyatlamalara zemin hazırlıyor.