0,00TL 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
Manşet

FED, PETROL, FONLAR: PİYASADA YENİ BİR REJİM BAŞLIYOR

Fed üç yıldan uzun süre sonra faiz artırdı. ABD 10 yıllığı %5 sınırında, dolar yedi haftanın zirvesinde, petrol 100 doların üzerinde, altın yeniden yükseliyor. Türkiye’de ise fon piyasasında başlayan ...
Faizler Yükseliyor... Piyasalar Fırtına Öncesi Sessizlikte mi?
Artunç Kocabalkan
Eylül 17, 2026
Paylaş

Fed üç yıldan uzun süre sonra faiz artırdı. ABD 10 yıllığı %5 sınırında, dolar yedi haftanın zirvesinde, petrol 100 doların üzerinde, altın yeniden yükseliyor. Türkiye’de ise fon piyasasında başlayan likidite stresi SPK ve TCMB’yi aynı gün kapsamlı önlemler almaya itti. Küresel piyasada artık tek bir risk fiyatlanmıyor: faiz, enerji, likidite ve jeopolitik risk aynı anda masada.

17 Eylül 2026

Dün gece Fed faiz artırdı.

Bugün hisse senetleri yükseliyor.

Petrol düşüyor.

Altın yükseliyor.

ABD tahvilleri bir miktar toparlanıyor.

Ama dolar güçlü kalıyor.

İlk bakışta birbirleriyle çelişen hareketler.

Bence piyasanın verdiği mesaj ise oldukça açık:

Ucuz paranın geri dönüşünü bekleyen piyasa ile dünyanın içinde bulunduğu yeni enflasyon rejimi arasındaki mesafe giderek açılıyor.

Ve bu kez mesele yalnızca Fed değil.

Enerji arzı, Hürmüz, Suudi Arabistan, tahvil faizleri ve Türkiye’de fon piyasasında yaşanan likidite stresi aynı resmin farklı parçaları haline geliyor.

FED DÜĞMEYE BASTI

Fed 16 Eylül toplantısında politika faizini 25 baz puan artırarak %3,75–4,00 aralığına çıkardı.

Karar 12-0 oybirliğiyle alındı.

Fed açıklamasındaki kritik cümlelerden biri enflasyonun hâlâ yüksek olduğuydu. Banka faiz artışının enflasyonun %2 hedefine daha zamanında dönmesine yardımcı olacağını söyledi.

Bu, sıradan bir 25 baz puan değil.

Çünkü Fed böylece Temmuz 2023’ten bu yana ilk kez faiz artırmış oldu.

Daha önemlisi noktasal tahminler.

Reuters’ın aktardığına göre projeksiyon veren 18 Fed yetkilisinin 16’sı 2026 bitmeden en az bir 25 baz puanlık artış daha öngörüyor.

Dolayısıyla dün geceyi:

“Fed bir kere artırdı, iş bitti.”

diye okumak giderek zorlaşıyor.

Fed bilançosunun operasyonel tarafı da bunu destekliyor. Rezerv bakiyelerine ödenen faiz %3,90’a, iskonto penceresindeki primary credit rate ise %4’e çıkarıldı.

Piyasanın önünde artık yeni bir soru var:

Fed’in faiz artırım döngüsü ne kadar uzun sürecek?

WARSH’IN SÖZLERİ NEDEN ÖNEMLİ?

Başkan Kevin Warsh toplantı sonrasında geleceğe ilişkin açık bir faiz patikası vermedi.

Bu da her toplantının yeniden fiyatlanabileceği bir ortam yaratıyor.

Reuters’a göre Fed fon vadeli kontratları dün gece itibarıyla ekim toplantısında yeni bir artış ihtimalini yaklaşık %50 civarında fiyatlıyordu.

Dosyamızda aktarılan Deutsche Bank değerlendirmesi daha da dikkat çekici:

Banka ekonomistleri toplam 50 baz puan daha sıkılaşma bekliyor; 25 baz puanın aralıkta, diğer 25 baz puanın ise gelecek martta gelmesini öngörüyor.

Burada piyasanın karşısına önemli bir paradoks çıkıyor.

Bugünkü enflasyon baskısının önemli bölümü klasik aşırı talep hikâyesinden değil, enerji ve arz şokundan geliyor.

Fed petrol üretemez.

Fed Hürmüz’ü açamaz.

Fed Suudi Arabistan’ın petrol altyapısını koruyamaz.

Fed faiz artırarak tanker trafiğini hızlandıramaz.

Ama enerji şokunun enflasyon beklentilerine ve ücretlere yerleşmesini engellemek için finansal koşulları sıkılaştırabilir.

Bunun bedeli ise ekonominin başka tarafında ortaya çıkıyor:

Konut kredileri.

Otomobil kredileri.

Şirket finansmanı.

Tüketici kredileri.

Ve özellikle varlığı az, borçlanma ihtiyacı yüksek kesimler.

Bu nedenle önümüzdeki aylarda Fed tartışmasının merkezine yalnızca “enflasyon kaç?” sorusu değil, faiz artışlarının ekonomide kimin üzerinde ne kadar yük oluşturduğu da yerleşecek.

TAHVİL PİYASASI BİZE NE SÖYLÜYOR?

Asıl büyük kavga ABD tahvil piyasasında.

Fed kararı sonrasında ABD 10 yıllık tahvil faizi önce yükseldi, ardından yeniden %5’in altına geldi.

30 yıllık tahvil faizi ise Reuters’a göre yaklaşık 19 yılın en yüksek seviyelerine yakın seyrediyor.

Dosyada sabah saatlerinde ABD 10 yıllığının yaklaşık %4,97–4,98 seviyesinde bulunduğu aktarılıyor.

%5 sıradan bir rakam değil.

ABD devletinin risksiz kabul edilen uzun vadeli borçlanma maliyeti %5 civarındaysa, dünyadaki hemen hemen bütün varlıkların iskonto oranı değişir.

Hisse senetleri.

Gelişmekte olan ülke tahvilleri.

Gayrimenkul.

Özel sermaye.

Kripto.

Altın.

Ve elbette Türkiye.

Çünkü ABD tahvili %5 verirken dünyanın geri kalanının sermayeyi çekebilmesi için daha yüksek getiri veya daha düşük risk sunması gerekir.

DOLAR NEDEN HÂLÂ GÜÇLÜ?

Dünkü Fed kararının ardından dikkatimi en fazla çeken fiyatlardan biri dolar.

Reuters bugün doların yedi haftanın zirvesi civarında olduğunu bildiriyor.

Bu önemli.

Çünkü hisse senetlerinde Fed sonrası ilk şok büyük ölçüde geri alınırken dolar bunu tam olarak yapmadı.

Dosyada EUR/USD yaklaşık 1,1480, USD/JPY ise 155,65 seviyelerinde aktarılıyor ve özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından güçlü dolar riskine dikkat çekiliyor.

Gelişmekte olan piyasalar için denklem zorlaşıyor:

Yüksek ABD faizi + güçlü dolar + pahalı enerji.

Üçü aynı anda yaşandığında sermaye akımları daha seçici hale gelir.

Dosyada Oliver Harvey’nin değerlendirmesi de tam bu noktaya dikkat çekiyor: gelişmekte olan ülkelerde enflasyon ortamı enerji şokuyla zorlaşırken değerlemelerin yüksek ve portföy pozisyonlarının son derece kalabalık olduğu belirtiliyor.

Bu kombinasyon Türkiye açısından da önemli.

Çünkü Türkiye bugün kendi fon piyasasındaki likidite sorunuyla uğraşırken küresel fonlama koşulları da kolaylaşmıyor.

PETROL: FİYAT DÜŞÜYOR AMA RİSK BİTMEDİ

Brent bugün geriliyor.

Reuters’a göre petrol yaklaşık %3 düşerek bir haftanın en düşük seviyesine indi.

Fakat hâlâ varil başına 100 doların üzerinde.

Düşüşün nedeni enerji krizinin sona ermesi değil.

Suudi Arabistan, Doğu-Batı boru hattına yönelik saldırıların ardından kaybolan arzın bir bölümünü telafi etmek amacıyla Umman üzerinden ilave ham petrol kargoları sunuyor.

Yani piyasa şu anda fiziksel arz için alternatif bir rota bulmuş olmasını satın alıyor.

Fakat Hürmüz’deki tablo hâlâ olağanüstü.

Reuters’ın Kpler verilerine dayandırdığı habere göre çarşamba günü Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemi sayısı yalnızca 3 oldu.

Bir gün önce 12 idi.

Son on günlük ortalama ise yaklaşık 17 gemi.

Bu rakamı hafife almamak gerekiyor.

Çünkü petrol piyasasında bugün gördüğümüz düşüş jeopolitik riskin ortadan kalkmasından değil, arz sisteminin yeni güzergâhlara adapte olmaya çalışmasından kaynaklanıyor.

Petrolün yeniden yükselmesi halinde Fed’in işi yeniden zorlaşır.

Petrol düşmeye devam ederse Fed’in agresif sıkılaşma ihtiyacı azalabilir.

Bu nedenle önümüzdeki Fed toplantısının kaderini Washington kadar Hürmüz de belirleyebilir.

ALTIN NEDEN YENİDEN YÜKSELİYOR?

Normal şartlarda şu kombinasyon altın için kötüdür:

Faiz artışı.

Yüksek tahvil faizi.

Güçlü dolar.

Ama altın bugün yükseliyor.

Reuters’a göre altın, Fed kararının ardından gördüğü yaklaşık altı haftanın en düşük seviyesinden toparlanarak bugün %2’nin üzerinde yükseldi.

Bu bize altının artık yalnızca “Fed faiz indirirse yükselir” şeklinde okunamayacağını gösteriyor.

Altının karşısında iki kuvvet var.

Bir tarafta:

yüksek reel faiz + güçlü dolar.

Diğer tarafta:

jeopolitik risk + enerji krizi + tahvil oynaklığı + merkez bankası politikalarına ilişkin belirsizlik.

İkinci grup ağır bastığında altın yüksek faiz ortamında bile talep görebiliyor.

Bu nedenle altın için önümüzdeki dönemde yalnızca Fed fon faizini değil, üç göstergeyi birlikte izlemek gerekiyor:

ABD 10 yıllık reel faizi, dolar ve petrol.

Bunlara Hürmüz’deki gemi trafiğini de eklemek gerekebilir.

TÜRKİYE: FON KRİZİNDE İKİNCİ AŞAMA

Ve gelelim Türkiye’ye.

Son günlerde yazdığımız fon piyasası yazılarında üzerinde durduğumuz likidite meselesi artık doğrudan düzenleyici kurumların müdahale ettiği yeni bir aşamaya geçti.

SPK bugün 7 portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören tüm yatırım fonlarının alım-satıma kapatılmasına karar verdi.

Bunlar:

Tera Portföy
Pusula Portföy
Hedef Portföy
Atlas Portföy
A1 Portföy
Pardus Portföy
Bulls Portföy.

Ayrıca belirlenen fonların Kurul tarafından tayin edilecek yöntemle tasfiye edilmesine karar verildi.

Bu artık yalnızca birkaç fonda yaşanan fiyatlama sorunu olarak değerlendirilemez.

Düzenleyicinin amacı açık:

Likidite sorununu sınırlandırmak, yatırımcıları korumak ve problemin sağlıklı fonlara yayılmasını önlemek.

SPK ayrıca kredili işlemlerde normalde asgari %35 olan özkaynak koruma oranının, belirli şartlarla 2 Ekim seans sonuna kadar %20’ye kadar esnetilebilmesine imkân verdi.

Bu da piyasa üzerindeki zorunlu satış baskısını azaltmaya yönelik önemli bir adım.

TCMB DE DEVREYE GİRDİ

Aynı gün TCMB de likidite tarafında devreye girdi.

Merkez Bankası üç önemli adım açıkladı:

Bir haftalık repo ihaleleriyle sağlanan fonlama gerektiğinde artırılacak.

Bankaların Bankalararası Para Piyasası’ndaki borçlanma limitleri yeniden düzenlenecek.

TCMB piyasalarında kullanılan teminatlara uygulanan iskonto oranları düşürülecek.

Merkez Bankası ayrıca gerekmesi halinde ilave tedbirler alınacağını açıkça belirtti.

Bunun anlamı basit:

Sistemin likidite ihtiyacı nedeniyle varlık satmaya zorlanmasının önüne geçilmeye çalışılıyor.

Çünkü fon krizlerinde tehlikeli mekanizma genellikle şöyle çalışır:

Fon çıkışı → varlık satışı → fiyat düşüşü → fon performansının bozulması → yeni çıkış → yeni satış.

Bir noktadan sonra sorun başlangıçta problem yaşamayan fonlara da yayılabilir.

TCMB’nin müdahalesinin hedeflediği kanal tam olarak burası.

PARA PİYASASI FONLARI NEDEN KRİTİK?

Dosyadaki en önemli tespitlerden biri burada.

Analize göre yatırım fonlarının devlet tahvili pozisyonu yaklaşık 730 milyar TL ve toplam devlet iç borçlanma senetlerinin yaklaşık %6’sına karşılık geliyor.

Bu büyüklük tek başına sistemik bir devlet tahvili krizi anlamına gelmiyor.

Fakat para piyasası fonlarında farklı bir mekanizma var.

Dosyadaki hesaplamaya göre toplam para piyasası fonu büyüklüğü yaklaşık 66 milyar dolar seviyesinde.

Bunun yaklaşık:

41 milyar doları klasik para piyasası fonlarında,

23 milyar doları hedge-serbest yapıdaki para piyasası fonlarında.

Toplam yatırım fonu büyüklüğü ise yaklaşık 195 milyar dolar.

Buradaki risk büyüklüğün kendisinden çok likidite vadesi.

Yatırımcı parasını çok kısa vadede istiyor.

Fon ise karşılığında tahvil veya başka menkul kıymet satmak zorunda kalabiliyor.

Satış arttığında fiyat düşüyor.

Fiyat düştüğünde getiri bozuluyor.

Getiri bozulduğunda yeni yatırımcı çıkışları başlayabiliyor.

İşte gerçek bulaşma kanalı burada.

18,4 MİLYAR DOLARLIK BÜYÜKLÜK

Dosyadaki analize göre stresin ilk aşamasında öne çıkan Pusula, Tera ve Hedef’in toplam yönetilen varlığı yaklaşık 18,4 milyar dolar seviyesinde hesaplanıyor.

Bu da toplam fon sektörünün yaklaşık %9’una denk geliyor.

Bunun yaklaşık 5,7 milyar doları para piyasası fonlarında, kalan yaklaşık 12,7 milyar doları ise ağırlıklı olarak hisse odaklı fonlarda.

Bu rakamları önemli buluyorum.

Ama bunların dosyada yer alan piyasa analizine dayalı tahminler olduğunu ve resmi SPK sektör istatistiği olarak okunmaması gerektiğini özellikle belirtelim.

Nitekim bugün alınan tedbirler artık yalnızca bu üç kurumla sınırlı değil; yedi portföy yönetim şirketini kapsıyor.

Dolayısıyla önümüzdeki birkaç günün temel göstergesi BIST’in bir günde yüzde kaç yükseldiğinden çok daha geniş olacak.

Fonlardan çıkış duruyor mu?

Para piyasası fonlarında likidite normalleşiyor mu?

Tahvil piyasasındaki satış baskısı azalıyor mu?

TLREF bağlantılı kıymetler dengeleniyor mu?

Ve en önemlisi:

Sorun diğer portföy yönetim şirketlerine yayılıyor mu?

BIST’TEKİ TOPARLANMAYA DİKKAT

Piyasa bugün alınan önlemlere ilk aşamada olumlu tepki verdi.

Financial Times’ın aktardığı verilere göre BIST 100 salı ve çarşamba günlerinde toplam yaklaşık %8 geriledikten sonra, perşembe sabahı önlemlerin ardından bir ara %2,5’e kadar yükseldi.

Fakat bir günlük yükseliş likidite probleminin çözüldüğünü tek başına göstermez.

Piyasanın bundan sonra bakacağı şey fiyat kadar fon akımları olacak.

Çünkü bu hikâyenin devamını endeks değil yatırımcının parasını fonda tutup tutmadığı belirleyecek.

DÜNYA AYNI ANDA DÖRT RİSKİ FİYATLIYOR

Bütün parçaları bir araya getirelim.

1 — Faiz riski

Fed üç yıldan uzun süre sonra yeniden faiz artırıyor ve üyelerin büyük bölümü 2026’da en az bir artış daha görüyor.

2 — Tahvil riski

ABD 10 yıllığı %5 çevresinde.

Bu seviye bütün küresel varlıkların iskonto oranını yukarı çekiyor.

3 — Enerji riski

Brent hâlâ 100 doların üzerinde ve Hürmüz’deki fiziksel gemi trafiği olağanüstü düşük.

4 — Likidite riski

Türkiye bunun küçük ama öğretici bir örneğini yaşıyor.

Likidite bolken görünmeyen kırılganlıklar, para sıkılaştığında hızla ortaya çıkabiliyor.

Ve bu dört risk birbirinden bağımsız değil.

Petrol yükselirse enflasyon yükseliyor.

Enflasyon yükselirse Fed daha uzun süre sıkı kalıyor.

Fed sıkı kalırsa tahvil faizleri ve dolar yüksek kalıyor.

Dolar yükselirse gelişmekte olan piyasaların finansman koşulları zorlaşıyor.

Likidite daralınca kaldıraçlı ve yoğunlaşmış pozisyonlar çözülmeye başlıyor.

Bu yüzden 2026’nın son çeyreğine girerken piyasaları tek tek okumak giderek anlamsızlaşıyor.

Petrolü anlamadan Fed’i,

Fed’i anlamadan tahvili,

tahvili anlamadan doları,

doları anlamadan gelişmekte olan ülkeleri,

likiditeyi anlamadan da Borsa İstanbul’u okumak mümkün değil.

ALTIN BURADA NEREDE DURUYOR?

Tam merkezinde.

Altın artık yalnızca enflasyondan korunma aracı olarak işlem görmüyor.

Aynı zamanda:

jeopolitik risk,

devlet borcu,

para politikası belirsizliği,

rezerv çeşitlendirmesi

ve finansal sistem riskinin ortak fiyatı haline geliyor.

Fed faiz artırdıktan sonraki gün altının %2’den fazla yükselmesi bu nedenle üzerinde düşünülmesi gereken bir fiyat hareketi.

Tahvil faizi %5’e yaklaşırken altın ayakta kalabiliyorsa piyasa bize yalnızca faiz hakkında konuşmuyor olabilir.

Piyasa paranın kendisinin fiyatını yeniden tartışıyor olabilir.

SONUÇ: %5, 100 DOLAR VE ALTIN

Önümüzde üç rakam var.

%5.

ABD 10 yıllık tahvil faizinin çevresinde dolaştığı eşik.

100 dolar.

Petrolün artık üzerinde kalmaya başladığı psikolojik bölge.

Ve üçüncü rakam sabit değil:

Altının fiyatı.

Çünkü ilk ikisi yüksek kalmaya devam ettiği halde altın da yükseliyorsa, yatırımcıların satın aldığı şey yalnızca enflasyon değildir.

Belirsizliktir.

Fed’in önünde enerji şoku var.

ABD Hazinesi’nin önünde yüksek borçlanma maliyeti var.

Gelişmekte olan ülkelerin önünde güçlü dolar var.

Türkiye’nin önünde ise bunlara ek olarak fon piyasasında güven ve likidite sınavı var.

SPK ve TCMB bugün önemli bir set çekti.

Şimdi piyasanın göstereceği şey, bu setin satış zincirini durdurmaya yetip yetmediği olacak.

Ve küresel tarafta Hürmüz’den yeniden normal sayıda tanker geçmeye başlamadan, petrol kalıcı biçimde sakinleşmeden ve ABD 10 yıllığı %5 bölgesinden uzaklaşmadan finansal piyasalardaki riskin tamamen ortadan kalktığını söylemek için erken.

2026’nın son çeyreğine girerken para yeniden pahalı, enerji yeniden stratejik, likidite yeniden değerli.

Ve altın bütün bunların ortasında yeniden konuşmaya başladı.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
destek@bsekonomi.com
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction