
2026 ekonomisi tek bir denge etrafında değil, birden fazla uç senaryo etrafında şekilleniyor
Yapay zekâ destekli büyüme güçlü bir merkez senaryo sunsa da tahvil piyasası kaynaklı riskler artıyor
Küresel büyüme ABD’de yoğunlaşırken bu durum yeni kırılganlıklar yaratıyor
Dünyanın en etkili makroekonomistlerinden Mohamed A. El-Erian, 2026 yılına girerken yatırımcılar ve politika yapıcılar için alışılmışın dışında bir uyarıda bulunuyor: Önümüzdeki yıl klasik bir “merkez tahmin” yılı olmayacak. El-Erian’a göre 2026, istatistiksel olarak normal bir dağılımdan değil, çok modlu bir olasılık dağılımından söz edilmesi gereken bir dönem olacak.
Bu çerçevede El-Erian üç ana senaryoya işaret ediyor. İlki, “Goldilocks-lite” olarak tanımlanan merkez senaryo. Bu senaryo, resesyon beklentilerine meydan okuyan, yapay zekâ yatırımlarıyla desteklenen ve kademeli biçimde güç kazanan bir ABD ekonomisini öngörüyor. Yapay zekâ devrimi, 2026’ya gelindiğinde yalnızca veri merkezleri ve donanım yatırımlarına dayalı altyapı aşamasından çıkarak daha derin entegrasyon evresine geçiyor. Sermaye harcamaları, şirketlerin hem “yapay zekâ üzerinde çalışma” hem de “yapay zekâ ile çalışma” zorunluluğu nedeniyle tarihsel olarak yüksek seviyelerde kalmaya devam ediyor.
Bu kurumsal dinamizmi, hâlâ dirençli olan ABD tüketicisi tamamlıyor. El-Erian’a göre Amerikan hane halkı, yüksek fiyatlara rağmen büyümenin zayıf halkası olmaktan uzak. Mali politikanın destekleyici kalması ve Fed’in faiz indirimlerine hazır olması, özellikle düşük gelirli kesimleri zorlayan fiyat baskılarına rağmen tüketimi ayakta tutuyor. Ancak bu tabloya rağmen enflasyon kalıcı bir sorun olmaya devam ediyor. Enflasyon, beklentileri altüst edecek ölçüde yükselmese bile Fed’in hedefinin üzerinde seyrederek 2010’ların ultra düşük faiz ortamına dönüşü engelliyor.
Merkez senaryonun en dikkat çekici unsurlarından biri ise istihdam ile büyüme arasındaki tarihsel bağın zayıflaması. Güçlü büyümenin güçlü istihdam yaratması kuralı baskı altında. El-Erian, 2026’da büyümenin görece güçlü seyrederken işgücü piyasasının daha durgun kalabileceğine dikkat çekiyor. Bu “işsiz büyüme” olgusu, ekonomide K-şekilli ayrışmayı derinleştiriyor ve uygun fiyatlılık ile gelir eşitsizliğini sosyal ve politik gündemin merkezinde tutuyor.
Bu ayrışma sadece ABD içinde değil, küresel ölçekte de belirginleşiyor. ABD, diğer büyük ekonomilerden açık biçimde daha iyi performans gösteriyor. Avrupa ve Birleşik Krallık, yapısal katılıklar nedeniyle düşük büyüme–düşük yatırım dengesine sıkışmış durumda. Çin’in büyüme modelini dönüştürme çabaları ise yavaş ilerliyor. Bu tablo, ABD’yi küresel ekonominin ana motoru haline getirirken, aynı zamanda küresel sistem için yeni yoğunlaşma riskleri yaratıyor.
El-Erian’a göre uç senaryoların olasılığı da göz ardı edilemeyecek kadar yüksek. Yukarı yönlü uç senaryoda, yapay zekâ ve robotik teknolojilerin beklenenden daha hızlı benimsenmesi, ekonomi genelinde somut verimlilik artışları yaratıyor. Bu durumda ABD, hem hızlanan hem de potansiyel kapasitesini genişleten bir büyüme patikasına girebilir. Arz tarafının talebi karşılayacak hızda genişlemesi sayesinde enflasyon kontrol altında kalır; teknoloji odaklı bu genişleme şirket kârlarını ve vergi gelirlerini artırırken Fed’e daha agresif faiz indirimleri için alan açabilir.
Ancak aşağı yönlü senaryo da en az bu kadar olası. Bu senaryo klasik bir talep daralması resesyonundan ziyade, finansal istikrarsızlık ve politika hatalarıyla şekilleniyor. El-Erian, özellikle tahvil piyasasına dikkat çekiyor. ABD bütçe açıkları yüksek seyrederken borçlanma maliyetleri artıyor ve yapay zekâ yatırımları daha fazla finansman gerektiriyor. Bu ortamda tahvil piyasasında yaşanabilecek bir güven kaybı, getirilerde ani sıçramalara yol açabilir. Böyle bir şok, sadece ABD’yi değil, küresel ekonomik faaliyeti de sarsabilir; zira ABD Hazine piyasasında olanlar nadiren ABD ile sınırlı kalır.
Bu kırılganlık, politika yapıcıların manevra alanının daraldığı bir dönemde daha da tehlikeli hale geliyor. Seçim yılı siyaseti, mali veya parasal politika hataları ve jeoekonomik gerilimler riskleri büyütüyor. Ticaret savaşları, tedarik zincirlerinin silahlandırılması veya doğrudan çatışmalarla birleşen bu tablo, stagflasyonist bir şok ihtimalini güçlendiriyor.
El-Erian’ın temel mesajı net: 2026’ya girerken rahatlatıcı bir merkez senaryo rehaveti tehlikeli olabilir. Önümüzde normal bir dağılım değil; ortada yapay zekâ destekli sağlam bir büyüme yolu, bir uçta verimlilik mucizesi, diğer uçta ise tahvil piyasası kaynaklı riskli bir kırılma var. Yatırımcılar ve politika yapıcılar, bu senaryoların tamamını ve ülkeler, sektörler ve hane halkları arasındaki derin ayrışmayı dikkate almak zorunda.