
Dr. Artunç Kocabalkan
Bir ekonomik krizin başladığını anlamak için çoğu yatırımcı önce bankalara bakar.
Faizler…
Merkez bankaları…
Borsa…
Tahvil piyasası…
Oysa tarih bize bambaşka bir şey söylüyor.
Son yarım yüzyılın en büyük ekonomik kırılmalarının önemli bir bölümü bankalarda başlamadı.
Önce enerji pahalandı.
Ardından lojistik aksadı.
Üretim yavaşladı.
Enflasyon yükseldi.
Faizler arttı.
Şirket bilançoları bozuldu.
En sonunda finans sistemi bu baskıyı fiyatladı.
Bugün Hürmüz Boğazı etrafında yaşanan gelişmeler tam da bu nedenle yalnızca jeopolitik bir haber değildir.
Bu, küresel ekonominin kalp damarlarından biri üzerinde oluşan baskının habercisidir.
Asıl soru petrolün 100, 120 ya da 150 dolar olup olmayacağı değildir.
Asıl soru, küresel ekonominin yeni bir arz şokuna ne kadar dayanabileceğidir.
Petrol denildiğinde çoğu insanın aklına akaryakıt gelir.
Oysa modern ekonomi petrol üzerine inşa edilmiştir.
Petrol;
Dünya Bankası ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verileri, küresel ekonominin enerji yoğunluğunda önemli iyileşmeler yaşansa da enerji arzının hâlâ ekonomik büyümenin temel belirleyicilerinden biri olduğunu gösteriyor.
Petrol fiyatındaki her kalıcı yükseliş yalnızca enerji şirketlerini etkilemez.
Maliyet zincirinin tamamını etkiler.
Ve bu etkinin tüketiciye ulaşması bazen aylar sürer.
Bugün marketten alınan ekmeğin içinde yalnızca buğday yoktur.
Petrol de vardır.
Çünkü modern tarım;
Haber-Bosch süreci sayesinde üretilen azotlu gübreler doğalgaza ve enerjiye bağımlıdır.
Enerji maliyetindeki her yükseliş tarımsal üretim maliyetlerini yukarı iter.
Bu nedenle enerji krizi çoğu zaman birkaç ay sonra gıda enflasyonu olarak karşımıza çıkar.
1970’lerden bu yana yaşanan hemen her büyük petrol şokunda benzer mekanizma çalışmıştır.
İnsanlar krizleri market rafları boşaldığında fark eder.
Oysa süreç çok daha önce başlamıştır.
Önce sigorta maliyetleri artar.
Sonra navlun yükselir.
Daha sonra teslim süreleri uzar.
Üreticiler stok artırmaya başlar.
Ardından maliyetler fiyatlara yansır.
En son tüketici bunu markette hisseder.
2020 pandemi döneminde yaşanan konteyner krizi bunun en net örneklerinden biridir.
Fabrikalar üretim yapabiliyordu.
Ancak ürünler taşınamıyordu.
Sonuç?
Küresel enflasyon.
Hürmüz Boğazı dünya enerji sisteminin en önemli geçiş noktalarından biridir.
Körfez ülkelerinden çıkan petrolün ve sıvılaştırılmış doğalgazın önemli bölümü bu dar su yolundan geçmektedir.
Alternatif boru hatları bulunsa da mevcut kapasite küresel talebi tamamen karşılayabilecek düzeyde değildir.
Dolayısıyla bölgede yaşanacak her askerî gerilim;
Bazen fiziksel arz kesilmese bile yalnızca risk primi bile fiyatların yükselmesi için yeterlidir.
Piyasalar çoğu zaman gerçekleşen olayı değil, gerçekleşme ihtimalini fiyatlar.
OPEC üretim kesintileri dünya ekonomisini resesyona sürükledi.
Batı dünyasında çift haneli enflasyon görüldü.
Enerji maliyetleri tüm sektörleri etkiledi.
Petrol arzındaki belirsizlik ikinci büyük enerji şokunu doğurdu.
Faizler yükseldi.
Enflasyon yeniden hızlandı.
Irak’ın Kuveyt’i işgali petrol fiyatlarında sert yükseliş yarattı.
Küresel piyasalarda belirsizlik arttı.
Petrol tarihi zirvelerine yaklaşırken ulaştırma maliyetleri yükseldi.
Ardından finans sistemi çöktü.
Bugün çoğu kişi yalnızca Lehman Brothers’ı hatırlar.
Oysa enerji fiyatları aylar öncesinden alarm vermeye başlamıştı.
Pandemi gösterdi ki;
ürünü üretmek yetmez.
Taşıyamıyorsanız ekonomi durur.
Rusya-Ukrayna savaşı yalnızca doğal gaz krizine neden olmadı.
Gıda fiyatları da tarihi seviyelere ulaştı.
Çünkü enerji ve tarım birbirinden ayrılmaz iki sistemdir.
Bugün herkes yapay zekâyı konuşuyor.
Trilyon dolarlık veri merkezleri kuruluyor.
Fakat hiçbir veri merkezi;
elektrik olmadan,
bakır olmadan,
çip taşımacılığı olmadan,
soğutma sistemleri olmadan çalışamaz.
Dijital ekonomi bile fiziksel altyapıya bağımlıdır.
Enerji güvenliği bu nedenle yalnızca petrol şirketlerinin değil, teknoloji devlerinin de en önemli gündemlerinden biridir.
Ekonomik krizler çoğu zaman dramatik şekilde başlamaz.
Bir limanda gecikmeyle başlar.
Bir sigorta primiyle devam eder.
Bir konteyner eksikliğiyle büyür.
Bir tanker rotasını değiştirir.
Bir şirket stok artırır.
Sonra herkes aynı anda maliyet artışını konuşmaya başlar.
İşte bu nedenle lojistik sektörü ekonominin erken uyarı sistemidir.
Türkiye enerji ithalatçısı bir ekonomidir.
Dolayısıyla petrol fiyatlarındaki kalıcı yükseliş;
Enerji maliyetleri arttığında;
sanayi şirketleri,
lojistik firmaları,
havayolları,
kimya sektörü,
plastik üreticileri,
tarım sektörü farklı oranlarda baskı hisseder.
Buna karşılık enerji üreticileri ve belirli emtia şirketleri görece daha dirençli performans gösterebilir.
Yatırımcı açısından önemli olan tek başına petrol fiyatı değil;
petrolün ekonomik zincire ne hızla yayıldığıdır.
Bugün birçok kişi petrolü yalnızca akaryakıt fiyatı olarak görüyor.
Oysa gerçek maliyet birkaç ay sonra ortaya çıkıyor.
Çünkü petrol;
ürünün kendisi değil,
ürüne ulaşmanın maliyetidir.
Ekonomi tarihinde taşımacılık maliyetleri yükseldiğinde;
önce üretici zorlanır,
sonra tüketici,
en sonunda finans sistemi.
Önümüzdeki dönemde yalnızca Brent petrol fiyatına bakmak yeterli olmayacaktır.
Yakından takip edilmesi gereken göstergeler şunlardır:
Çünkü ekonomik dönüşümler çoğu zaman bu göstergelerde başlar.
Finans tarihine geriye dönüp baktığımızda büyük krizlerin ortak bir özelliği dikkat çekiyor.
Krizlerin çoğu bankalarda başlamadı.
Önce enerji pahalandı.
Sonra lojistik zorlandı.
Ardından üretim maliyetleri yükseldi.
Enflasyon hızlandı.
Merkez bankaları faiz artırmak zorunda kaldı.
Şirket kârlılıkları geriledi.
Ve sonunda finans sistemi bu baskıyı fiyatladı.
Bugün yeniden benzer bir döneme girip girmediğimizi zaman gösterecek.
Ancak bir gerçek değişmiyor:
Modern ekonomi, görünenden çok daha kırılgan bir tedarik zinciri üzerine kurulu.
Bu nedenle yatırımcıların yalnızca bilançolara değil; limanlara, tanker rotalarına, enerji koridorlarına ve lojistik ağlarına da bakması gerekiyor.
Belki de önümüzdeki yılların en kritik sorusu petrolün kaç dolar olacağı değil;
dünyanın yüksek enerji maliyetlerini, kırılgan tedarik zincirlerini ve giderek normalleşen jeopolitik riskleri ne kadar süre taşıyabileceği olacak.
Çünkü ekonomi tarihini değiştiren krizlerin çoğu gerçekten de bankalarda değil, enerji ve lojistik hatlarında başladı.
Ve bugün dünya, bir kez daha aynı kavşağa doğru ilerliyor.
Bu analiz; Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA), IMF, Dünya Bankası, OECD, BIS, UNCTAD, Drewry World Container Index, Clarksons Research, Lloyd’s List Intelligence, S&P Global Commodity Insights, Reuters, Financial Times, Bloomberg Economics ve enerji güvenliği ile tedarik zincirleri üzerine yayımlanmış akademik literatürün ortaya koyduğu tarihsel eğilimler ve piyasa dinamikleri temel alınarak hazırlanmıştır.