
Hızla yükselen enerji fiyatları ve yavaşlayan büyüme arasında sıkışan Avrupa Merkez Bankası, 11 Haziran’da vereceği kararla para politikasında yeni bir sayfa açmaya hazırlanıyor.
11 Haziran Perşembe günü, Avrupa Merkez Bankası Yönetim Konseyi’nin Frankfurt’taki merkez binasında toplanmasıyla birlikte, yatırımcıların gözü yeniden Euro Bölgesi’nin kaderine çevrilecek. Tüm piyasaların neredeyse yüzde 100 kesinlikle fiyatladığı 25 baz puanlık faiz artışına hazır olun. Çünkü geldiğimiz noktada soru “faiz artacak mı?” değil; “artarsa sonrası ne olacak?” sorusu.
Haziran toplantısı öncesinde tablo oldukça net. Bloomberg’in anketine katılan ekonomistlerin neredeyse tamamı, 30 Nisan’daki bekleme kararının ardından ECB’nin Haziran’da mevduat faizini çeyrek puan artırmasını bekliyor. Bu beklenti öylesine güçlü ki, Reuters anketinde 70 ekonomistten 59’u (%85) aynı öngörüde bulunmuş durumda.
30 Nisan toplantısında ECB, enflasyonun yüzde 3’e fırlamasına ve büyümenin yıllık bazda yüzde 0,8’e yavaşlamasına rağmen üst üste üçüncü kez faizi sabit tutmuştu. Banka o tarihte yaptığı açıklamada, Orta Doğu’daki savaşın enerji fiyatlarında “keskin bir artışa yol açtığını ve ekonomik güven üzerinde baskı oluşturduğunu” belirtirken, aynı zamanda büyüme zayıflıklarının belirginleştiğine dikkat çekmişti. Bugün geldiğimiz noktada ise işaretler daha da netleşmiş durumda.
ECB’nin toplantı öncesi “suskunluk dönemine” girmesinden hemen önce, Başkan Christine Lagarde’ın Berlin’de Alman Bankalar Birliği’nde söyledikleri şu an için en güncel yol haritası niteliğinde. Lagarde, İran savaşının “dur-kalk niteliğinin” (savaş, ateşkes, barış görüşmeleri, çöküş, deniz ablukaları) ekonomik görünümü değerlendirmeyi “olağanüstü derecede zorlaştırdığını” açıklamıştı. Zira merkez bankaları ekonomi yavaşladığında faiz indirir. Ancak enflasyonun kalıcı seyretmesi ve enerji fiyatlarının dalgalı kalması, bir faiz artışının dahi tek başına yeterli olup olmayacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Özellikle dikkat çekici olan, Lagarde’ın Nisan toplantısı öncesinde “ECB’nin enflasyonun aşırı yükselişini tamamen göz ardı edemeyeceğini” söylemesiydi. Bu cümle, para politikasında yön değiştirmenin eşiğinde olduklarının ilk sinyaliydi.
Salı günü açıklanacak Euro Bölgesi enflasyon verileri, karar öncesinde masaya yatırılacak son büyük veri seti olacak. Bloomberg konsensüsü, Mayıs’ta yıllık enflasyonun yüzde 3,2, çekirdek enflasyonun ise yüzde 2,4 olarak açıklanmasını bekliyor. Bu, enflasyonun üst üste üçüncü ayda ECB’nin yüzde 2’lik hedefinin üzerinde seyretmesi anlamına geliyor.
Üye ülkeler bazında görünüm karmaşık: İtalya’da enflasyon yüzde 2,7’den yüzde 3,2’ye fırlarken, Fransa’da yüzde 2,5’ten yüzde 2,8’e yükseldi; İspanya’da ise yüzde 3,2’de sabit kaldı. Almanya’da ise manşet enflasyon yüzde 2,9’dan yüzde 2,7’ye gerilemiş görünüyor, ancak bu düşüş büyük ölçüde hükümetin akaryakıt vergilerini düşürmesinden kaynaklanıyor. Capital Economics, bu vergi indirimleri olmasaydı Almanya’da enflasyonun yüzde 3,0’a yükseleceğini tahmin ediyor.
Kritik soru şu: Enerji fiyatlarındaki artış, diğer mal ve hizmetlere yayılıyor mu? Almanya verileri bu konuda karışık sinyaller veriyor. Commerzbank kıdemli ekonomisti Ralph Solveen, Almanya’da çekirdek enflasyonun yüzde 2,3’ten yüzde 2,5’e yükselmesinin ilk bakışta “enerji fiyatlarının dolaylı etkilerini gördüğümüz şüphesini uyandırdığını” söylüyor. Ancak aynı ekonomist, bu artışın daha çok paket tur fiyatlarındaki tek seferlik etkiden kaynaklandığını, geniş tabanlı bir yayılımın henüz kanıtlanmadığını belirtiyor.
Ancak Capital Economics’ten Jack Allen-Reynolds daha tedbirli: Firmaların satış fiyatı beklentilerinin Şubat’tan bu yana keskin şekilde yükseldiğini ve bunun enflasyon artışının önümüzdeki aylarda akaryakıtın ötesine yayılacağını gösterdiğini söylüyor.
Yönetim Konseyi üyelerinin son haftalarda yaptığı açıklamalar, Haziran’da bir faiz artışına gidileceği konusunda dikkat çekici bir fikir birliği olduğunu gösteriyor:
Reuters’a konuşan dört ECB kaynağı ise daha nüanslı bir tablo çiziyor: Haziran’da faiz artışının “neredeyse kesin” olduğunu ancak ECB’nin Temmuz’da ikinci bir artışa gitmekten kaçınacağını, verilere bağlı kalmayı tercih edeceğini aktarıyorlar. Bu da faiz artışının “tek seferlik” olabileceğine işaret ediyor – ancak bu noktada görüşler ayrışıyor. Deutsche Bank, Haziran ve Eylül’de iki çeyrek puanlık faiz artışı beklerken, Bloomberg anketine katılanların yarısı 2027 sonuna kadar en az bir faiz indirimi bekliyor.
ECB’nin enflasyon beklenti anketinin bugün açıklanan sonuçları, karar için kritik bir girdi sağlıyor. Ankete göre tüketiciler önümüzdeki 12 ay için enflasyon beklentisini bir önceki aya göre 0,1 puan düşürerek yüzde 2,9’a indirdi. Beş yıl ilerisini kapsayan beklentiler ise yüzde 2,4’te sabit kaldı. Bu, piyasaların beklediği faiz artışını “önceden fiyatlamış” tüketiciler için sürpriz bir sonuç. Orta vadeli beklentilerin hedefe yakın kalması, ECB’nin enflasyon psikolojisinin kontrolden çıktığına dair kanıt bulunmadığı anlamında rahatlatıcı. Ancak düşük gelirli kesimlerin enflasyon algısının daha yüksek olduğu da not düşülmeli.
Enflasyon tablosunun diğer yüzü büyüme. AB Komisyonu, Mayıs ortasında Euro Bölgesi büyüme tahminini aşağı çekti ve enflasyon tahminini yüzde 3’e yükseltti – bu, daha önceki yüzde 1,9 tahminine kıyasla çarpıcı bir revizyon.
Rabobank, 2026’da enflasyonun yüzde 3,1, büyümenin yüzde 1’in altında kalacağını öngörüyor. BNP Paribas ise daha da kötümser: 2026’da GSYH büyümesinin yüzde 1,0’a yavaşlayacağını, enflasyonun ise yüzde 3,0’a, 2027’de yüzde 3,3’e yükseleceğini tahmin ediyor.
Bu stagflasyonist görünüm, ECB’nin işini zorlaştırıyor. Bank of America ise daha ılımlı bir tablo çiziyor: Enflasyonun 2026’da ortalama yüzde 2,9, 2027’de yüzde 2,2 olmasını bekliyor – doğalgaz fiyatlarındaki düşüş beklentisine dayanarak daha önceki tahminlerini 40 baz puan aşağı revize etti.
ECB’nin Haziran’da mevduat faizini yüzde 2’den yüzde 2,25’e çekmesi piyasalar tarafından tamamen fiyatlanmış durumda. Euro/dolar paritesi şu anda 1,1600 seviyesinin üzerinde tutunmaya çalışıyor. Faiz artışının kendisinin euro üzerinde ilave bir baskı yaratması beklenmemeli; asıl odak noktası Lagarde’ın basın toplantısındaki mesajları olacak. ECB kaynakları, bankanın Temmuz’da ikinci bir artışa gitme konusunda “kaçınma” eğiliminde olduğunu belirtiyor. Lagarde’ın “veriye bağlı” vurgusunu güçlendirmesi ve bir sonraki adım için net bir taahhütte bulunmaması beklenebilir. Bu durumda euroda “haberi al, sat” etkisi görülebilir.
ECB’nin yeni makroekonomik projeksiyonlarında enflasyon tahminlerini yukarı revize etmesi ve yıl içinde ek faiz artışlarının gelebileceğine işaret etmesi durumunda, piyasalar şu anda beş puan altında fiyatladıkları 2026’da üçüncü bir faiz artışı ihtimalini yeniden değerlendirebilir. UBS bu konuda uyarıyor: Piyasalar bu yılın ilerleyen dönemlerinde daha fazla sıkılaşma riskini hafife almış olabilir. Bu senaryoda euroda sert yükseliş, tahvil piyasalarında ise satış baskısı beklenebilir.
Sürpriz bir barış anlaşması veya Brent petrolün 90 doların altına kalıcı şekilde gerilemesi durumunda, ECB yine de Haziran’da faiz artırabilir ancak bunun “tek seferlik” olduğunu ve Temmuz’da benzer bir adım beklenmemesi gerektiğini vurgulayabilir. Reuters’a konuşan kaynakların “Temmuz tamamen açık” ifadesi, bu senaryoda bankanın esnekliğini koruyacağını gösteriyor. Böyle bir durumda euroda kısa vadeli dalgalanma, Avrupa tahvillerinde ise alım fırsatı doğabilir.
ECB, bir yandan enflasyonla mücadele ederken diğer yandan büyümeyi boğmamak zorunda. Lagarde’ın “dur-kalk” olarak nitelendirdiği jeopolitik belirsizlik, bu dengeyi daha da kırılgan kılıyor. Banka için en büyük risk, faiz artışının tek başına yeterli olmaması; ikincil etkilerin (ücret-fiyat sarmalı, beklentilerin bozulması) devreye girmesi durumunda çok daha sert bir parasal sıkılaştırma kaçınılmaz hale gelebilir.
Yatırımcılar için 11 Haziran Perşembe günü saat 15:15’te gelecek faiz kararı ve 15:45’teki Lagarde basın toplantısı, yılın geri kalanı için yol haritasını belirleyecek. Kararın kendisi sürpriz olmayacak; asıl piyasa hareketini belirleyecek olan, Lagarde’ın sözcükleri arasındaki nüanslar ve Yönetim Konseyi’nin yeni makroekonomik projeksiyonları olacak.