
14 Eylül Pazartesi BIST 100 231,42 puan ve %1,60 düşerek 14.235,83’ten kapandı. Gün içi en yüksek 14.355,46, en düşük 14.220,50 oldu; işlem hacmi 155,7 milyar TL’ye ulaştı. Aynı kapanış AA, CNBC-e ve Bloomberg HT tarafından teyit ediliyor. (Anadolu Agency)
Fakat daha geniş resim günlük kayıptan farklı:
2025 kapanışı 11.261,52.
2026 zirvesi 15.204,92.
Eylül ayı dibi 13.876,66.
14 Eylül kapanışı 14.235,83.
Dolayısıyla endeks yılbaşından bu yana hâlâ %26,41 yukarıda, yıl içi zirvenin ise yaklaşık %6,4 altında. Eylül ayındaki toplam kayıp yalnızca %0,69. (CNBC-e)
Bu nedenle mevcut hareketi şimdilik bir “BIST çöküşü” olarak okumuyorum.
Daha doğru tanım:
2026’nın güçlü nominal rallisi, çok daha pahalı hale gelen küresel sermaye karşısında yeniden fiyatlanıyor.
Bu ayrım önemli.
Çünkü BIST’in bundan sonraki hareketini şirket kârları kadar faiz, petrol ve yabancı sermayenin istediği risk primi belirleyecek.
BIST analizinde bir süredir “Brent’e bakın” diyoruz.
Bugün bu tez daha da önemli hale geldi.
Reuters’ın 15 Eylül sabahı verisine göre petrol yeniden yükseliyor. Bunun nedeni yalnız spekülatif jeopolitik prim değil; Suudi Arabistan’ın kritik East-West boru hattındaki kesinti ve Hürmüz çevresindeki saldırılar fiziksel arz riskini canlı tutuyor. Reuters, boru hattındaki kesintinin küresel petrol arzının yaklaşık %4’üne kadarını riske atabileceğini bildiriyor. (Reuters)
Pazartesi günü Brent vadeli kontratı gün içinde 108,23 dolara kadar yükseldi. (Reuters)
Türkiye açısından bunun önemi Brent kontratının kendisinden büyük.
Çünkü Türkiye net enerji ithalatçısı.
Dolayısıyla zincir şöyle çalışıyor:
Petrol ↑ → enerji ithalat faturası ↑ → cari denge bozulma riski ↑ → enflasyon riski ↑ → TCMB’nin indirim alanı ↓ → TL faizleri daha uzun süre yüksek → BIST’in iskonto oranı ↑.
İşte bugün BIST’in karşısındaki en büyük makro problem bu.
Bu bizim yorumumuzdan ibaret değil.
TCMB 10 Eylül toplantısında politika faizini %37’de, gecelik borç verme faizini %40’ta, borçlanma faizini ise %35,5’te tuttu. (TCMB)
Kararın BIST açısından en önemli cümlesi faiz oranı değildi.
TCMB şunu söyledi:
“Jeopolitik gelişmeler neticesinde yüksek seyreden enerji fiyatları enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturmaktadır.” (TCMB)
Bunun BIST açısından tercümesi çok açık.
Faiz indirimi beklentisi ötelenirse, hisse senedinin en büyük rakibi yeniden TL sabit getirili ürünler olur.
Üstelik TCMB’nin elinde rahat davranabileceği bir enflasyon tablosu da henüz yok.
Ağustos TÜFE:
aylık %1,84,
yıllık %31,51.
Çekirdek göstergelerden B:
yıllık %30,68.
C göstergesi:
%30,07. (Veri Portalı)
Bu rakamlar dezenflasyon sürecinin devam ettiğini gösteriyor.
Fakat alt kalemlere baktığımızda BIST açısından neden petrolü bu kadar önemsediğimiz daha iyi görülüyor.
Ağustosta yıllık fiyat artışı:
ulaştırmada %35,08,
konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda %39,77. (Veri Portalı)
Yani enerji şoku Türkiye’nin zaten yüksek fiyat artışı yaşayan iki ana kanalına geliyor.
Bu nedenle Brent’in 100 dolar üzerindeki her haftası, TCMB’nin önümüzdeki aylarda elde edeceği dezenflasyon kazanımlarının bir bölümünü riske atıyor.
BIST için petrolün asıl maliyeti budur.
Dünkü BIST yazımızda ABD 10 yıllığındaki %5’i kritik eşik olarak koymuştuk.
Bugün Reuters’tan yeni bilgi geldi.
15 Eylül’de küresel tahvil satışı devam etti ve ABD 10 yıllık getirisi 2007’den beri en yüksek seviyesine çıktı. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, Fed’in sıkılaşacağı beklentisini ve enflasyon riskini büyütüyor. (Reuters)
Bu Türkiye açısından iki kanaldan negatif.
Birincisi doğrudan değerleme.
ABD tahvili yaklaşık %5 getirirken küresel yatırımcının Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkeye gelmek için istediği ekstra getiri artıyor.
İkincisi portföy tercihi.
Risksiz kabul edilen dolar cinsi varlık %5’e yakın getiri sağladığında BIST’in yabancı yatırımcıya yalnız “ucuz” olması yetmez.
Çok daha yüksek dolar bazlı toplam getiri potansiyeli sunması gerekir.
Bu nedenle BIST’in gerçek benchmark’ı yalnız mevduat değil.
Artık:
ABD Treasury + Türkiye risk primi + beklenen TL hareketi.
Burada önceki yazımızdaki tezi biraz daha ileri götürelim.
Bir hisseyi yalnız F/K’sıyla değerlendirmek, paranın maliyetini görmezden gelmektir.
Dünyada ABD 10 yıllık tahvil faizi %5 bölgesindeyken ve Türkiye’de politika faizi %37 iken, yatırımcının ödediği çarpanın gerekçesi çok daha güçlü olmak zorunda.
Şirket ya:
çok yüksek reel kâr büyümesi,
ya çok güçlü serbest nakit akımı,
ya düşük borçluluk,
ya yüksek döviz geliri,
ya da olağanüstü fiyatlama gücü
sunmalı.
Bunlardan hiçbiri yoksa “F/K düşük” olması tek başına yeterli değildir.
Bu nedenle 2026’nın ikinci yarısında BIST’in bir endeks piyasasından hisse seçme piyasasına dönüştüğünü düşünüyorum.
14 Eylül’de:
BIST 100 -%1,60
XBANK -%0,85
holding -%0,29
bilişim -%4,04
finansal kiralama/faktoring +%2,73. (Anadolu Agency)
Burada çok önemli bir mesaj var.
Bankalar endeksten daha iyi dayandı.
Holdingler çok daha güçlü kaldı.
Bilişim ise endeksin yaklaşık iki buçuk katı düştü.
Üstelik bilişim endeksi Bloomberg HT/Foreks verisine göre aylık bazda yaklaşık %25,2 aşağıda, buna karşılık yıllık hâlâ yaklaşık %35,2 yukarıda. (Bloomberght)
Bu klasik bir “Türkiye satışı” görüntüsü değil.
Daha çok:
Yani gelecekte çok yüksek büyüme beklenen ve bugünkü değerinin önemli bölümü gelecekteki kârlara dayanan hisseler, faiz yükseldiğinde daha sert iskonto ediliyor.
Wall Street’teki AI/teknoloji hisselerinde gördüğümüz mekanizmanın BIST versiyonu.
Burada önceki yazımızdaki görüşümü daha da güçlendiriyorum:
Çünkü banka hisseleri Türkiye ekonomisinin neredeyse bütün makro değişkenlerini aynı anda taşır:
enflasyon,
politika faizi,
mevduat maliyeti,
kredi büyümesi,
tahvil getirileri,
aktif kalitesi,
regülasyon,
TL,
yabancı sermaye,
Türkiye risk primi.
Bu nedenle bankaların BIST’ten relatif güçlü kalması önemlidir.
14 Eylül’de XBANK -%0,85 iken BIST 100 -%1,60 düştü. (Bloomberght)
Tek günlük veriyle büyük sonuç çıkarmam.
Ama bu relatif güç birkaç hafta devam ederse farklı konuşurum.
Çünkü o zaman piyasa yalnız banka kârlarını değil:
gelecekte daha düşük faiz + daha düşük enflasyon + normalleşen kredi mekanizması
satın almaya başlıyor olabilir.
Burada önemli bir paradoks var.
Faiz indirim döngüsü normalde bankaların değerleme hikâyesini destekleyebilir.
Fakat indirim için önce dezenflasyon gerekiyor.
Petrol kalıcı biçimde 110–120 dolar bandına giderse:
enflasyon beklentisi bozulabilir,
TCMB daha uzun süre %37 civarında kalabilir,
mevduat maliyeti yüksek kalabilir,
kredi büyümesi daha sıkı yönetilebilir,
tahvil getirileri yüksek kalabilir.
Dolayısıyla bankaların asıl pozitif katalizörü:
“TCMB faiz indiriyor”
değil.
Daha doğrusu:
İki cümle arasında çok büyük fark var.
Burada şirketleri dört eksende ayırmak gerekiyor.
Döviz kazanan / TL kazanan
enerji üreten / enerji tüketen
net nakit / net borçlu
ihracatçı / iç talep bağımlı.
Petrol 100 doların üzerinde ve TL faizi %37 iken, yüksek borçlu ve enerji yoğun iç pazar şirketi ile döviz geliri güçlü, düşük borçlu ihracatçı aynı makro varlık değildir.
Bu nedenle sanayide:
otomotiv,
beyaz eşya,
petrokimya,
cam,
çimento,
demir-çelik
gibi sektörlerin her birini enerji, finansman ve ihracat kanalı üzerinden ayrı değerlendirmek gerekiyor.
Reuters’ın yıl başındaki Türkiye sanayi analizinde de Vestel, SASA ve Arçelik gibi büyük sanayi şirketlerinin önceki yüksek enflasyon/faiz döneminden taşıdığı finansman ve marj baskısına dikkat çekilmişti. (Reuters)
Enerji şoku bu iyileşme hikâyesini yeniden test ediyor.
THYAO dün Borsa İstanbul’un en çok işlem gören hisselerinden biriydi; işlem hacmi yaklaşık 10,23 milyar TL oldu. SASA 18,11 milyar TL, ASELS ise 13,30 milyar TL hacim gördü. (Bloomberght)
Havacılıkta Brent önemlidir ama yeterli değildir.
THY için izlenecek asıl kombinasyon:
Brent + jet fuel crack + yolcu doluluk oranı + birim gelir + EUR/USD.
THY’nin uluslararası gelirleri döviz bazlı olduğu için kur doğal hedge sağlar.
Ama ham petrolün yanında jet yakıtı marjı da patlarsa yakıt giderindeki artış çok daha ciddi hale gelir.
Bu nedenle THYAO’yu yalnız Brent üzerinden analiz etmek eksik kalır.
“Petrol yükseliyor, Tüpraş kazanır.”
Bu da otomatik olarak doğru değil.
Rafineri şirketinin kârlılığı ham petrol fiyatından çok ürün crack spread’lerine bağlıdır.
Dizel, jet yakıtı ve benzin fiyatı ham petrolden daha hızlı yükseliyorsa rafineri marjı genişler.
Bu pozitif.
Ama ham petrol fiyatı hızla yükselirken ürün marjları bunu karşılamıyorsa işletme sermayesi yükü büyür.
Bu nedenle TUPRS için bundan sonra:
Brent değil; Brent + Mediterranean diesel crack + jet crack + benzin crack
takip edilmeli.
Mevcut Ortadoğu krizinde bu ayrım özellikle önemli.
ASELSAN dün yaklaşık 13,3 milyar TL işlem hacmiyle piyasanın en yoğun işlem gören hisselerinden biriydi. (Bloomberght)
Savunma harcamalarındaki yapısal artış gerçek.
Sipariş bakiyesi gerçek.
Jeopolitik risk gerçek.
Fakat bundan:
“ASELS her fiyattan ucuzdur”
sonucu çıkmaz.
Bu yıl global AI hisselerinde de aynı ders görülüyor:
İyi şirket ile iyi fiyat aynı şey değildir.
BIST’te 2026’nın geri kalanında bu ayrım daha fazla önem kazanacak.
15 Eylül’ün Türkiye açısından önemli yeni katalizörü merkezi yönetim bütçe dengesi.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın resmi bütçe istatistikleri bugün izlenecek; CNBC-e’nin veri takviminde de 15 Eylül’ün ana yurt içi verisi bütçe dengesi olarak yer alıyor. (Muhasebat)
BIST açısından bütçe neden önemli?
Çünkü maliye politikası ne kadar gevşekse:
enflasyonla mücadele yükü TCMB’nin üzerinde o kadar fazla kalır.
TCMB’nin yükü arttıkça faizlerin yüksek kalma süresi uzar.
Faiz yüksek kaldıkça BIST’in iskonto oranı yükselir.
Yani:
Özellikle enerji şokunun maliye tarafında sübvansiyon/vergi ayarlamalarına dönüşüp dönüşmeyeceğini takip etmek gerekiyor.
Burası BIST analizinin en fazla ihmal edilen taraflarından biri.
Yerli yatırımcı:
“Endeks yılbaşından beri %26 arttı”
diyor.
Yabancı yatırımcı böyle hesaplamıyor.
O şuna bakıyor:
**BIST getirisi
Bu yüzden BIST’in 11.261’den 14.236’ya yükselmesi tek başına yabancı için yeterli değil.
Dolar bazlı total return önemli.
Ve şimdi bunun karşısında bir başka rakip var:
yaklaşık %5 ABD Treasury getirisi.
Reuters’ın bugün bildirdiği gibi ABD 10 yıllığı 2007’den beri görülmeyen bölgelere yükseldi. (Reuters)
Yabancı fon yöneticisi artık şunu soruyor:
“Kur riski ve Türkiye riski alacaksam, %5’lik dolar risksiz faizinin üzerine ne kadar getiri kazanacağım?”
BIST’in gerçek yabancı denklemi budur.
AA analist konsensüsünde:
14.100 ve 14.000 destek,
14.300 ve 14.400 direnç. (Anadolu Agency)
Ama ben biraz daha geniş bakıyorum.
CNBC-e’nin teyit ettiği Eylül düşük:
13.876,66.
2026 zirvesi:
15.204,92. (CNBC-e)
Dolayısıyla benim haritam:
14.400–14.500: kısa vadeli momentum geri dönüyor.
14.673: Eylül zirvesi.
15.000: psikolojik eşik.
15.205: yıl içi rekor.
Aşağıda:
14.100: ilk savunma.
14.000: psikolojik/algoritmik eşik.
13.877: bence 14.000’den daha önemli.
Çünkü burası Eylül’ün gerçek dibi.
düzeltme.
kısa vadeli trend bozulması.
momentum geri dönüyor.
yeni fiyat keşfi.
Brent 100 dolar altına döner.
ABD 10Y yeniden %4,80–4,85 altına iner.
Türkiye’de dezenflasyon korunur.
TCMB kontrollü faiz indirim patikasına yeniden yaklaşır.
XBANK BIST’ten güçlü kalır.
BIST 14.673’ü aşar.
Bu senaryoda:
15.000 → 15.205 → yeni zirve
konuşulur.
Brent 100–110.
TCMB %37 civarında uzun süre bekler.
Enflasyon düşer ama yavaş.
TL kontrollü değer kaybeder.
BIST 13.900–14.700 arasında kalır.
Bu bence şu anda en ilginç senaryo.
Çünkü endeks çok şey yapmaz ama:
bankalar, savunma, enerji, ihracatçı, düşük borçlu şirketler
ile
yüksek borçlu, enerji yoğun, iç talep bağımlı şirketler
arasında çok büyük relatif performans farkı oluşabilir.
Yani:
Brent 110–115 üzerinde kalıcı.
ABD 10Y %5 üzerinde kalıcı.
Türkiye enflasyon beklentileri bozuluyor.
TCMB faiz indirimini daha da öteliyor.
USD/TRY’nin kontrollü hareketi bozuluyor.
XBANK relative strength kaybediyor.
BIST 13.877 altına iniyor.
Bu kombinasyonda artık “sağlıklı düzeltme” demem.
Makro risk priminin yeniden fiyatlanması derim.
BIST 100 bugün için son kesin kapanışta 14.235,83.
Yılbaşından beri %26,41 yukarıda.
Ama bunlar artık ikincil rakamlar. (CNBC-e)
Bence önümüzdeki dönemde dört gösterge BIST 100’den daha fazla şey söyleyecek:
1. Brent
2. TCMB’nin reel sıkılık süresi
3. ABD 10 yıllık tahvili
4. XBANK/BIST 100 relatif performansı
Bunların üzerine beşinci gösterge olarak yabancı para akımını eklerim.
Çünkü Türkiye’nin temel dezenflasyon hikâyesi tamamen bozulmuş değil. Ağustosta yıllık TÜFE %31,51’e, çekirdek C %30,07’ye geriledi. TCMB de ana eğilimin gerilediğini söylüyor. (Veri Portalı)
Sorun şu:
Dış dünya Türkiye’ye yardım etmiyor.
Petrol yeniden 100 doların üzerinde.
ABD tahvil faizi %5 bölgesinde.
Jeopolitik risk yüksek.
Küresel sermayenin fiyatı yükseliyor.
Dolayısıyla Türkiye’nin yapması gereken şey artık sadece enflasyonu düşürmek değil.
BIST’in gerçek boğa hikâyesi burada.
14.000 bir rakam.
15.000 başka bir rakam.
Asıl kırılma bunların hiçbirisi değil.
Asıl kırılma, yabancı yatırımcının %5’e yaklaşan ABD tahvilini bırakıp yeniden Türkiye riskini almak istemesidir.
Bunun ilk işaretini de muhtemelen manşet endekste değil:
bankalarda, risk priminde, yabancı payında ve TL’nin oynaklığında göreceğiz.
Ve önceki yazımızdaki cümleyi bugün biraz değiştirerek bitireyim:
BIST’in yeni rallisini ucuzluk başlatmayabilir. Petrol yüksekken bile dezenflasyonun korunabildiğinin, TCMB’nin güven kaybetmeden faiz indirebildiğinin ve bankaların bu rejimi satın almaya başladığının görülmesi başlatabilir.
BIST’TE HERKES 14.000’E BAKIYOR. YANLIŞ EKRANA BAKIYOR OLABİLİRİZ.
BIST 100 yılbaşından beri hâlâ %26 yukarıda.
Ama bugün Türkiye hisse piyasasının gerçek fiyatını 14.235 puan belirlemiyor.
Brent. ABD 10 yıllığı. TCMB. Bankalar.
Politika faizi %37.
Yıllık enflasyon %31,51.
Petrol yeniden 100 doların üzerinde.
ABD 10 yıllığı ise %5 bölgesini test ediyor.
Bu dünyada “BIST ucuz” demek artık yeterli değil.
Çünkü yabancı yatırımcının önünde dolar cinsinden yaklaşık %5 getiren Amerikan tahvili var.
Türkiye riskini alacaksa bunun üzerine:
kur riskini, enflasyonu, şirket riskini ve ülke risk primini karşılayacak bir getiri istemesi gerekir.
Bu yüzden bundan sonraki rallide F/K’dan önce sermaye maliyetine bakacağım.
Sonra bankalara.
Çünkü bankalar endeksten kalıcı biçimde güçlü olmaya başlarsa piyasa bize yalnız “hisseler ucuz” demiyor olabilir.
Daha önemli bir şeyi söylüyor olabilir:
Türkiye’nin gelecekteki enflasyon ve faiz rejimi bugünkünden daha iyi olacak.
BIST’in gerçek kırılması 14.000’in kırılması değil.
%5 dolar faizinin olduğu bir dünyada Türkiye’nin yeniden sermaye çekebilecek kadar güvenilir hale gelmesi.
İşte o gerçekleşirse 15.000 bir hedef olmaktan çıkar.
Sonuç olur.