Washington’da İran, NATO hattı ve iç siyaset arasında net bir öncelik belirlenememesi, ABD’nin dış politika reflekslerini zayıflatıyor.
Trump yönetimi, aynı anda hem dış cepheleri zorlayan hem de içerde ciddi meşruiyet ve baskı sorunlarıyla karşı karşıya.
Bu belirsizlik, ABD’nin müttefikleri ve rakipleri açısından öngörülemezlik riskini artırıyor.
Beyaz Saray’da karar alma mekanizması, son haftalarda belirgin bir yön kaybı yaşıyor. İran’a yönelik askeri ve ekonomik baskının artırılması, NATO müttefiklerinden daha fazla yük paylaşımı talep edilmesi ya da iç kamuoyuna dönük sert güvenlik ve kontrol politikaları arasında net bir tercih ortaya konulamıyor. Washington’daki tablo, stratejik önceliklerden çok kriz yönetimi refleksleriyle şekilleniyor.
Trump yönetimi cephesinde bu dağınıklığın temelinde iki ana faktör öne çıkıyor. İlki, ABD iç siyasetinde derinleşen kutuplaşma ve Trump’ın kişisel dosyaları etrafında artan baskı. Bu durum, dış politika hamlelerinin iç kamuoyuna mesaj verme aracı olarak kullanılma ihtimalini güçlendiriyor. İkincisi ise yönetim içindeki farklı güç merkezlerinin — neokon çevreler, geleneksel güvenlik bürokrasisi ve Trump’a yakın dar ekip — aynı anda farklı cephelere odaklanması.
İran başlığı, bu karmaşanın en net görüldüğü alanlardan biri. Bir yandan sert söylemler ve askeri seçenekler masada tutulurken, diğer yandan doğrudan çatışmanın küresel enerji piyasaları ve ABD ekonomisi üzerindeki maliyetleri ciddi bir fren unsuru olarak öne çıkıyor. NATO hattında ise Avrupa’dan daha fazla savunma katkısı talep edilirken, ittifakın siyasi bütünlüğünü zorlayabilecek adımların da gündeme gelmesi dikkat çekiyor.
İç cephede ise göç, kamu düzeni ve güvenlik söylemleri giderek sertleşiyor. Bu durum, Beyaz Saray’ın dış tehdit söylemini zaman zaman doğrudan iç kamuoyuna yönelttiği bir çerçeve yaratıyor. Dışarıda savaş, içeride konsolidasyon aracı olarak okunabilecek bu yaklaşım, ABD’nin uzun vadeli stratejik tutarlılığı açısından soru işaretleri doğuruyor.
Washington, aynı anda çok fazla cephede pozisyon almaya çalışırken hiçbirinde net bir stratejik üstünlük kuramıyor. Bu belirsizlik, yalnızca ABD için değil; küresel piyasalar, müttefik ülkeler ve rakip güçler açısından da yüksek oynaklık ve ani kırılma riski anlamına geliyor.