
Dünyada likiditenin pahalı, sermayenin seçici olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu konjonktürde yatırım kararı; yalnızca bilanço okumayı değil, makro resmi doğru analiz etmeyi, sektör trendlerini yakalamayı ve doğru girişimciyle ortaklık kurmayı gerektiriyor. Artunç Kocabalkan moderasyonunda konuşan “iyi bir girişimci” olarak anılan Metin Akman, tam da bu noktaya işaret ediyor: Doğru şirket, doğru sektör ve doğru zaman.
Bu çerçevede öne çıkan şirket ise ANOKO. İlk bakışta “alt tarafı yumurta” denilebilecek bir alanda faaliyet gösteren şirket, aslında emtia olarak görülen bir ürünü yüksek katma değerli, ihracat odaklı ve inovatif bir yatırım hikayesine dönüştürüyor.
ANOKO’nun iş modeli klasik anlamda yumurta üretimi değil. Türkiye’nin farklı bölgelerinden temin edilen yumurtalar kırılıyor, ayrıştırılıyor ve fonksiyonel bileşenler halinde B2B kanala sunuluyor. Burada kritik fark, ürünü kabuklu halde satmak değil; yumurtanın sanayide ihtiyaç duyulan fonksiyonlarını optimize ederek pazarlamak.
Bir brownie ile bir angel cake’in yumurta ihtiyacı aynı değil. Birinde kabarma, diğerinde emülsiyon kabiliyeti ön planda. Mayonez üretiminde farklı bir fonksiyon, protein barlarda farklı bir bağlayıcılık gerekiyor. ANOKO bu fonksiyonları standardize ederek üreticiye hem maliyet avantajı hem de kalite istikrarı sağlıyor.
Bu model, basit bir tarımsal ürünü endüstriyel bir girdiye dönüştürüyor. Katma değer burada başlıyor.
Yumurta, son 30 yılda en hızlı büyüyen hayvansal protein kaynağı olarak öne çıkıyor. Besinsel değer açısından anne sütüne en yakın protein olarak kabul ediliyor; tüm esansiyel amino asitleri, vitaminleri ve mineralleri barındırıyor.
Küresel ölçekte bakıldığında yumurta ürünlerinin toplam üretim içindeki payı gelişmiş pazarlarda %25–30 bandında. Türkiye’de ise bu oran ANOKO işe başladığında %1 seviyesindeydi. Bugün %8’lere ulaşmış durumda. Önümüzdeki beş yılda en az üç kat büyüme potansiyeli öngörülüyor.
Bu, henüz doygunluğa ulaşmamış bir pazar anlamına geliyor.
Türkiye, dünyanın 9. büyük yumurta üreticisi ve Avrupa’nın bir numarası konumunda. Ancak asıl stratejik avantaj üretim modelinde yatıyor.
Avrupa Birliği ve ABD’de kafessiz üretim oranı %55’lere ulaşmış durumda. Tüketici tercihi açısından pozitif görünen bu modelin ciddi maliyet dezavantajları var:
– %30’a varan daha fazla yem tüketimi
– Düşük verimlilik
– Kuş gribi gibi salgınlara açık yapı
– Artan üretim maliyetleri
Son beş yılda ABD ve Avrupa’da kuş gribi kaynaklı arz daralması ve fiyat artışları yaşandı. Türkiye’de kafessiz üretim oranı %5 seviyesinde. Bu da maliyet avantajı ve rekabet gücü anlamına geliyor. Küresel fiyatların yükseldiği bir ortamda Türkiye’nin ihracat fırsatı tarihi bir boyuta ulaşmış durumda.
ANOKO bu fırsatı, katma değerli ürünle birleştirerek marjı yukarı taşıyor.
Şirketin hikayesi sadece sıvı veya toz yumurta ürünleriyle sınırlı değil. Yumurta kabuğu ve zarı üzerinden geliştirilen yeni ürünler, bilanço dışı değer yaratma kapasitesini gösteriyor.
Yumurta kabuğu, polimer üretiminde %50–70 oranında ikame sağlayabilecek bir hammadde olarak konumlanıyor. Plastik kullanımını azaltma potansiyeli taşıyan bu inovasyon, sürdürülebilirlik temalı küresel fonların radarına girebilecek nitelikte.
Yumurta zarı ise kolajen kaynağı. Gıda takviyesi ve kozmetik sektöründe artan talep düşünüldüğünde bu alan da ayrı bir büyüme hattı oluşturuyor.
Bir emtiadan üç farklı gelir hattı çıkıyor: fonksiyonel gıda, endüstriyel biyomalzeme, nutraseutik bileşen.
ANOKO’nun Türkiye’de ilk kez raflara taşımayı planladığı paketli haşlanmış yumurta ürünü de önemli bir segment açıyor. ABD ve Avrupa’da yaygın olan bu model, “yüksek proteinli pratik atıştırmalık” kategorisine hitap ediyor.
Gıda perakendesinde hızlı tüketim ürünleri büyürken, sağlıklı protein kaynağı sunan pratik çözümler yatırımcı açısından marj potansiyeli yüksek alanlar arasında yer alıyor.
Bu ürün, B2B ağırlıklı yapıya ek olarak B2C kanalda marka değerini artırma potansiyeli taşıyor.
ANOKO’nun tercih ettiği kitle fonlaması modeli, klasik halka arzdan farklı bir finansman aracı. Minimum 10.000 TL ile ortaklık imkânı sunuluyor. Ancak burada asıl mesele sadece kaynak yaratmak değil.
Kitle fonlaması, şirket için bir “değer çıpası” oluşturuyor. Piyasanın biçtiği minimum değeri gösteriyor ve olası bir birleşme ya da satış sürecinde referans noktası haline geliyor.
Metin Akman’ın açık ifadeleri, orta vadede stratejik yatırımcıya exit planının masada olduğunu gösteriyor. Daha önce kurduğu şirketleri Türkiye’nin ilk beşine taşıyıp global ilk beş oyunculara satan bir geçmiş söz konusu. Bu “track record”, bilanço dışı değer olarak okunmalı.
Yumurta, yüzeyde basit bir gıda ürünü gibi görünse de; doğru modelle işlendiğinde çok katmanlı bir yatırım enstrümanına dönüşebiliyor. ANOKO örneği, tarım ve gıda sektöründe inovasyon, ölçek ve ihracat kombinasyonunun nasıl değer üretebileceğini gösteriyor.
Sermayenin pahalı olduğu bir dönemde, reel talebe dayalı, ihracat kapısı açık ve katma değerli üretim yapan şirketler yatırımcı radarında kalmaya devam edecek.
“Alt tarafı yumurta” diyenler için bu hikâye belki sıradan görünebilir. Ancak veriler, trendler ve stratejik pozisyonlama birlikte okunduğunda; yumurtanın bir emtia değil, doğru ellerde bir değer zinciri olduğunu gösteriyor.
Ve yatırım bazen tam da bu tür görünmeyen hikâyelerde başlar.
