0,00TL 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
Manşet

AMERİKA’NIN YENİ SORUNU: FAİZ DEĞİL, UZUN VADELİ FAİZ

ABD Hazinesi tahvil geri alımlarını iki katına çıkarıyor. 30 yıllık faiz 2007’den beri görülmeyen seviyelere çıktı. Bu QE değil. Ama Washington’ın uzun vadeli faizlerdeki yükselişi artık sadece seyret...
Artunç Kocabalkan
Ağustos 19, 2026
Paylaş

ABD Hazinesi tahvil geri alımlarını iki katına çıkarıyor. 30 yıllık faiz 2007’den beri görülmeyen seviyelere çıktı. Bu QE değil. Ama Washington’ın uzun vadeli faizlerdeki yükselişi artık sadece seyretmediğini gösteriyor. Altın, Nasdaq, dolar ve BIST açısından yeni dönemin ana sorusu şu: ABD ekonomisi %5–6 uzun vadeli faize ne kadar dayanabilir?

Dr. Artunç Kocabalkan | BS Ekonomi | 19 Ağustos 2026


1. Washington neden şimdi harekete geçti?

ABD tahvil piyasasında son günlerde yaşanan hareketi sıradan bir faiz yükselişi olarak okumamak gerekiyor.

30 yıllık ABD tahvil getirisi bu hafta %5,31’in üzerine çıkarak 2007’den bu yana görülen en yüksek seviyelere ulaştı. Üstelik sorun yalnızca Amerika değil. Avrupa’da Almanya ve Fransa’nın uzun vadeli getirileri uzun yılların zirvelerine çıkarken Japon tahvil faizleri de onlarca yılın en yüksek bölgelerini test ediyor.

Reuters’ın piyasa değerlendirmesinde çok net bir ortak payda var:

Dünya devlet borcunun fiyatını yeniden belirliyor.

Yüksek kamu borcu, yüksek petrol fiyatları, enflasyonun yeniden hızlanabileceği korkusu ve devletlerin giderek artan finansman ihtiyacı uzun vadeli tahvillere satış getiriyor.

Tam bu ortamda ABD Hazinesi devreye girdi.

Treasury, 9 Eylül’den itibaren 10–20 yıl ve 20–30 yıl vadeli nominal tahvillerde likidite amaçlı geri alım operasyonlarının maksimum büyüklüğünü işlem başına 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara çıkaracak.

Yeni uygulama 4 Kasım’daki bir sonraki Quarterly Refunding toplantısına kadar devam edecek.

Bu küçük görünen değişiklik aslında piyasaya önemli bir mesaj veriyor:

Uzun vadeli ABD tahvil piyasasının likiditesi artık Washington’ın özel olarak ilgilenmesi gereken bir konu haline geliyor.


2. Önce bir yanlışı düzeltelim: Bu QE değil

Sosyal medyada bunun hemen “QE başladı”, “Amerika para basıyor” şeklinde anlatılması şaşırtıcı olmayacaktır.

Ama teknik olarak doğru değil.

QE’yi Federal Reserve yapar.

Fed para yaratır, tahvil satın alır ve bilançosunu büyütür.

Burada ise işlemi yapan ABD Hazinesi.

Treasury’nin buyback programının temel amacı eski ve daha az likit hale gelmiş off-the-run tahvilleri piyasadan geri almak ve Treasury piyasasının işleyişini iyileştirmek.

Üstelik program yeni de değil.

ABD Hazinesi 2024’te yeniden başlattığı buyback sisteminde daha önce de nominal tahviller için operasyon büyüklüklerini artırmıştı. Treasury’nin kendi belgeleri programın amacını açık biçimde “liquidity support” ve nakit yönetimi olarak tanımlıyor.

Dolayısıyla:

QE değil.

Ama bundan “önemsiz” sonucu da çıkmaz.

Çünkü önemli olan Washington’ın neden bugün özellikle uzun vadeli tahvillerde geri alım kapasitesini artırma ihtiyacı hissettiğidir.


3. Amerika’nın asıl problemi artık Fed Funds değil

Son birkaç yıldır bütün dünya aynı soruya kilitlendi:

Fed faizi artıracak mı, indirecek mi?

Bence artık yanlış soruyu soruyoruz.

Yeni soru şu:

ABD 10, 20 ve 30 yıllık borcunu hangi faizden çevirecek?

Çünkü kısa vadeli politika faizi ile uzun vadeli devlet tahvili faizi aynı şey değil.

Fed kısa vadeli faizi kontrol edebilir.

Ama 30 yıllık tahvilin fiyatını piyasa belirler.

Ve piyasa Washington’a şunu söylemeye başladı:

“Bu kadar borcu eskisi kadar ucuz finanse etmeyeceğim.”

Reuters’a göre son tahvil satışında yalnızca enflasyon değil, ABD’nin mali görünümü ve devasa kurumsal tahvil ihracı da etkili. Özellikle AI yatırımlarını finanse etmek isteyen büyük teknoloji şirketlerinin rekor seviyedeki borçlanması, Treasury’lerle aynı sermaye havuzu için rekabet ediyor.

Burada çok önemli bir rejim değişikliği var.

Eskiden:

AI → teknoloji hisselerini yükseltiyordu.

Şimdi:

AI → yüz milyarlarca dolarlık veri merkezi → enerji altyapısı → borçlanma → tahvil arzı → sermaye maliyeti

zincirine dönüşüyor.

AI artık yalnızca Nasdaq hikâyesi değil.

Tahvil piyasasının da hikâyesi.


4. Petrol bu denklemi daha tehlikeli hale getiriyor

Brent bugün yaklaşık 91 dolar civarında ve üç haftanın en yüksek seviyelerinde.

Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik devam ediyor. Reuters’a göre küresel petrol ve gaz akışının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu bölgedeki riskler enerji fiyatlarının üzerinde jeopolitik prim oluşturuyor.

Bu önemli.

Çünkü tahvil piyasasının korktuğu denklem şu:

Petrol ↑
Enflasyon beklentisi ↑
Fed’in faiz indirebilme alanı ↓
Uzun vadeli tahvil faizi ↑
ABD finansman maliyeti ↑

Yani Washington aynı anda iki cephede mücadele ediyor.

Ekonominin yavaşlamasını istemiyor.

Ama petrol kaynaklı yeni bir enflasyon dalgasını da istemiyor.

Bu nedenle uzun vadeli faizlerin kontrolden çıkması Fed açısından çok rahatsız edici bir durum yaratıyor.


5. İşte bu nedenle Treasury buyback önemli

Treasury’nin yaptığı işlemi basitleştirelim.

Piyasada eski uzun vadeli tahviller var.

Treasury bunların bir bölümünü geri alıyor.

Böylece:

Treasury tahvil satın alıyor

Off-the-run tahvillerde likidite artıyor

Piyasanın taşıması gereken eski tahvil stoku azalıyor

Tahvil fiyatları destekleniyor

Uzun vadeli faiz üzerindeki baskı hafifleyebiliyor

Nitekim Treasury’nin açıklamasının ardından uzun vadeli ABD getirilerinde belirgin gerileme görüldü. Reuters, 30 yıllık getirinin açıklamanın ardından yaklaşık 10 baz puana varan düşüş gösterdiğini bildirdi.

Piyasa mesajı aldı.


6. Fakat asıl soru: 4 milyar dolar yeter mi?

Burada rakamın kendisine fazla takılmamak gerekiyor.

ABD Treasury piyasası onlarca trilyon dolarlık devasa bir piyasa.

2 milyar yerine 4 milyar dolarlık operasyon elbette bütün tahvil piyasasının yönünü tek başına değiştiremez.

Önemli olan politika fonksiyonundaki değişiklik.

Washington şunu söylüyor:

Uzun vadeli tahvil piyasasında likidite ihtiyacı artarsa daha fazla müdahale edebilirim.

Ve 4 Kasım’da program yeniden değerlendirilecek.

Dolayısıyla bundan sonra takip edeceğimiz şey yalnızca Fed olmayacak.

Treasury de yeni bir piyasa aktörü haline geliyor.


7. ALTIN: Bence hikâyenin en önemli tarafı burada

Altın bugün yeniden 4.370 dolar civarına yükseldi.

Reuters’a göre spot altın yaklaşık %0,8 yükselirken hareketin arkasında doların zayıflaması ve küresel tahvil getirilerindeki gevşeme bulunuyor. Bir gün önce uzun vadeli faizlerdeki sert yükseliş altını yaklaşık %2 aşağı çekmişti.

Bu bize altındaki yeni mekanizmayı çok güzel gösteriyor.

Altının en önemli rakiplerinden biri reel faizdir.

Tahvil size yüksek reel getiri veriyorsa faiz ödemeyen altını tutmanın fırsat maliyeti yükselir.

Ama burada paradoks başlıyor.

Uzun vadeli faiz çok yükselirse:

ABD’nin finansman maliyeti artıyor.

Mortgage yükseliyor.

Şirketlerin sermaye maliyeti yükseliyor.

Hisse değerlemeleri düşüyor.

Federal bütçenin faiz yükü büyüyor.

Ve sonunda sistem yüksek faize karşı kendisini savunmak zorunda kalıyor.

İşte altının yapısal hikâyesi burada.

Altın yalnızca faiz indirimi satın almıyor.

Sistemin yüksek reel faize tahammül sınırını satın alıyor.

Bu çok farklı bir tez.


8. Nasdaq: İyi haber mi kötü haber mi?

İlk bakışta Treasury faizleri aşağı çekiyorsa Nasdaq için iyi haber.

Doğru.

Uzun vadeli faiz:

%5,3 → %5,0 → %4,8

gibi bir yola girerse yüksek duration teknoloji hisselerinin değerlemeleri rahatlar.

Özellikle:

Nvidia
Microsoft
Amazon
Alphabet
Meta

gibi AI yatırım döngüsünün merkezindeki şirketler bundan yararlanabilir.

Ancak ikinci tarafını unutmayalım.

Eğer faizler Treasury müdahalesi olmadan sürdürülebilir biçimde aşağı gelmiyorsa bunun anlamı piyasanın ABD mali riskine daha yüksek prim istemesidir.

Bu nedenle Nasdaq açısından denklem:

Düşen faiz = pozitif.

Ama

faizin neden düştüğü = çok daha önemli.


9. Dolar için daha karmaşık bir dönem

Normal şartlarda yüksek ABD tahvil faizi doları destekler.

Ama bugün başka bir mekanizma oluşuyor.

Piyasa yüksek faizi:

“ABD ekonomisi çok güçlü”

şeklinde değil,

giderek daha fazla:

“ABD’nin mali risk primi yükseliyor”

şeklinde okumaya başlarsa yüksek faiz otomatik olarak güçlü dolar anlamına gelmez.

Nitekim zayıf ABD ekonomik verilerinin ardından dolar son günlerde euro karşısında gerilerken uzun vadeli tahvil faizleri aynı anda yükseldi. Reuters 17 Ağustos’ta dolar endeksinin yaklaşık 99,6’ya gerilediğini, buna karşılık 30 yıllık Treasury getirisinin %5,31 civarına çıktığını bildirdi.

Bu son derece önemli.

Tahvil satılıyor + dolar satılıyor

kombinasyonu oluşursa bu klasik faiz hikâyesinden farklıdır.

Bu, mali risk fiyatlamasıdır.

Ve altın açısından çok daha güçlü bir ortam yaratabilir.


10. BIST açısından ne anlama geliyor?

Türkiye açısından ilk bakışta olumlu.

ABD uzun vadeli faizlerinin düşmesi gelişmekte olan piyasaların iskonto oranını aşağı çekebilir.

Doların zayıflaması da EM sermaye akımlarını destekleyebilir.

Dolayısıyla:

UST faiz ↓
DXY ↓
EM risk iştahı ↑
Türkiye’nin dış finansman koşulları rahatlar
BIST değerlemeleri desteklenir

Ancak burada yine petrol karşımıza çıkıyor.

Türkiye enerji ithalatçısı.

Brent’in 90 dolar üzerinde kalması:

cari açık → enflasyon → kur → TCMB faiz patikası

üzerinden Türkiye için negatif.

Bu nedenle BIST açısından şu anda iki küresel kuvvet birbirine karşı çalışıyor:

ABD tahvil faizinin düşmesi: POZİTİF

Petrolün yükselmesi: NEGATİF

Hangisinin baskın çıkacağını izleyeceğiz.


11. Büyük resim: Dünyanın problemi para değil, sermayenin fiyatı

Bence yatırımcıların bugün kaçırdığı asıl mesele burada.

2008 krizinde problem bankalardı.

2020’de problem ekonominin durmasıydı.

2022–2024 döneminde problem enflasyondu.

2026’nın problemi ise giderek başka bir şeye dönüşüyor:

DEVLET BORCUNUN FİYATI.

Amerika.

Avrupa.

Japonya.

Hepsi aynı soruyla karşı karşıya:

Devletler bu kadar büyük borç stokunu hangi reel faizden çevirecek?

Uzun vadeli faizler yükseldikçe devletlerin faiz giderleri artıyor.

Faiz giderleri arttıkça bütçe açığı büyüyor.

Bütçe açığı büyüdükçe daha fazla tahvil ihraç ediliyor.

Daha fazla tahvil arzı faizleri yeniden yukarı itiyor.

Ortaya çok tehlikeli bir döngü çıkıyor:

BORÇ ↑
→ TAHVİL ARZI ↑
→ FAİZ ↑
→ FAİZ GİDERİ ↑
→ BÜTÇE AÇIĞI ↑
→ DAHA FAZLA BORÇ

Ve bir noktada politika yapıcıların önüne iki seçenek geliyor:

Borcu küçültmek.

Ya da borcun fiyatını yönetmek.

Bugün Treasury’nin yaptığı operasyon ikinci seçeneğin henüz küçük ve teknik bir örneği.

Ama piyasalar küçük işaretleri takip eder.


12. Bundan sonra neyi izleyeceğiz?

Önümüzdeki haftalarda benim ekranımda beş gösterge olacak:

ABD 30 yıllık tahvil faizi

%5,3 üzerindeki kalıcılık finansal koşullar açısından alarm bölgesi olmaya devam eder.

10Y–30Y eğrisi

Uzun ucun kısa vadeden bağımsız biçimde yükselmesi mali risk fiyatlamasının devam ettiğini gösterir.

Dolar endeksi

Tahvil faizi yükselirken dolar düşüyorsa bunu özellikle ciddiye almak gerekir.

Altın

4.400–4.450 bölgesinin yeniden aşılması uzun vadeli faizlerdeki gevşemeyle birleşirse momentum tekrar güçlenebilir.

Treasury buyback büyüklükleri

9 Eylül’den sonra operasyonlara gelen teklif miktarı ve Treasury’nin gerçekten ne kadar tahvil aldığı çok önemli olacak.


SONUÇ: FED’E BAKARKEN TREASURY’Yİ KAÇIRMAYIN

Yıllardır piyasaların tek bir merkez bankası vardı:

Federal Reserve.

Şimdi yatırımcıların ikinci bir masayı izlemesi gerekiyor:

U.S. Treasury.

Çünkü Amerika’nın problemi artık yalnızca:

“Fed faizi kaç olacak?”

değil.

Daha büyük soru:

“ABD 30 yıllık borcunu hangi faizden finanse edebilir?”

%4?

%5?

%6?

Bunun cevabını henüz bilmiyoruz.

Ama bugün önemli bir şey öğrendik.

30 yıllık faiz 2007’den beri görülmeyen seviyelere geldiğinde Washington sadece seyretmiyor.

Treasury geri alım kapasitesini iki katına çıkarıyor.

Bu QE değil.

Henüz finansal baskılama da değil.

Ama piyasanın bize söylediği şeyi küçümsemeyelim:

Dünyanın en büyük tahvil piyasasında sermayenin fiyatı artık siyasi ve ekonomik bir problem haline geliyor.

Ve eğer sistem %5–6 uzun vadeli faizi taşıyamıyorsa yatırımcının asıl sorusu Fed’in bir sonraki toplantısı değildir.

Asıl soru, yüksek faizin hangi noktada sistemi politika değişikliğine zorlayacağıdır.

Altının 4.000 doların üzerine çıkmasının arkasındaki büyük hikâyelerden biri de tam olarak budur.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
destek@bsekonomi.com
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction