
Altının son düşüşünü yalnızca “faiz artacak, altın düşüyor” diye okumak eksik kalıyor. Petrol şoku, yeniden yükselen enflasyon, küresel tahvil satışı ve Fed’in sıkılaşmaya dönüşü aynı anda fiyatlanıyor. Kısa vadede bu kombinasyon altının aleyhine. Ancak orta vadede aynı şok, altını yeniden yukarı taşıyabilecek mali ve jeopolitik koşulları da oluşturuyor.
15 Eylül sabahında altın piyasasının önündeki soru artık “Fed faiz artıracak mı?” sorusundan daha büyük:
Dünya ekonomisi aynı anda 100 doların üzerinde petrolü, %5’in üzerinde ABD tahvil faizini ve yeniden sıkılaşan merkez bankalarını ne kadar süre taşıyabilir?
İşte altının bundan sonraki yönünü esas olarak bu soru belirleyecek.
Normal şartlarda Ortadoğu’da gerilimin tırmanması, enerji arzının tehdit altına girmesi ve finansal piyasalarda risk algısının yükselmesi altını desteklemeliydi.
Ama bu kez piyasa farklı çalışıyor.
Reuters’a göre spot altın pazartesi günü 7 Ağustos’tan bu yana en düşük seviyesine indikten sonra bu sabah yaklaşık 4.302 dolar seviyesinde. ABD altın vadeli kontratları ise 4.342 dolar civarında. (Reuters)
Elimizdeki haberde pazartesi kapanışında Comex altınının %1,3 düşüşle 4.310 dolara, gümüşün de %1,6 düşüşle 63,513 dolara gerilediği görülüyor.
Wall Street Journal da satışın merkezine iki değişkeni koyuyor: yükselen ABD tahvil faizleri ve Fed’in faiz artıracağı beklentisinin güçlenmesi. (The Wall Street Journal)
Yani şu anda piyasanın denklemi:
Savaş → petrol ↑ → enflasyon ↑ → Fed beklentisi ↑ → tahvil faizi ↑ → dolar ↑ → altın ↓
Buradaki kritik nokta savaşın kendisinden çok, savaşın enerji fiyatları üzerinden para politikasını değiştirmesi.
Financial Times’ın bu sabahki verisine göre ABD 10 yıllık tahvil faizi Asya işlemlerinde %5,02’ye çıkarak 2007’den bu yana en yüksek seviyesini gördü. (Financial Times)
Bu, altın açısından son derece önemli.
Altın faiz ödemiyor.
ABD Hazinesi ise artık yatırımcıya nominal olarak %5 civarında getiri sunuyor.
Dolayısıyla yatırımcının altın tutmasının alternatif maliyeti dramatik biçimde yükseliyor.
Fakat mesele sadece bu da değil. %5’lik 10 yıllık faiz dünya finans sisteminin fiyatlama çıpasıdır. Mortgage’dan şirket tahvillerine, büyüme hisselerinden gelişmekte olan ülke finansmanına kadar çok geniş bir varlık kümesinin değerlemesini etkiliyor.
Bu nedenle %5,02 yalnızca tahvil piyasasının rakamı değil; altının karşısındaki küresel sermaye fiyatıdır.
Ve şu anda bu fiyat yükseliyor.
İlk bakışta tuhaf görünüyor.
Petrol yükseliyor.
Jeopolitik risk yükseliyor.
Enflasyon riski yükseliyor.
Bunların üçünün de tarihsel olarak altına destek vermesi beklenebilir.
Ama Financial Times’a göre Brent bu sabah yeniden yükselerek yaklaşık 107,30 dolara ulaştı. Aynı anda tahvil faizleri de yükseldi. (Financial Times)
FT birkaç gün önce Brent’in 109 dolar civarına yükseldiğini ve bunun Fed üzerindeki baskıyı artırdığını yazıyordu. Haberde Goldman Sachs’ın yıl sonu Brent tahminini 5 dolar yükselttiği ve yukarı yönlü risklerin önemli olduğu değerlendirmesine de yer veriliyordu. (Financial Times)
Guardian da Ortadoğu’daki enerji altyapısı ve sevkiyat risklerinin petrolü 108 doların üzerine taşıdığına ve bunun küresel tahvil satışını ağırlaştırdığına dikkat çekiyor. (The Guardian)
Dolayısıyla petrolün altın üzerindeki etkisini iki ayrı döneme ayırmak gerekiyor.
Birinci dönem bugün yaşadığımız dönem:
Petrol ↑
Enflasyon beklentileri ↑
Fed faizi ↑
Tahvil getirileri ↑
Dolar ↑
Altın ↓
Ama bunun bir de ikinci aşaması olabilir:
Petrol ↑
Enflasyon kalıcılaşır
Faizler uzun süre yüksek kalır
Borç servis maliyeti ↑
Büyüme ↓
Mali baskı ↑
Finansal istikrar riski ↑
Altın yeniden ↑
Benim asıl önemli bulduğum nokta bu.
Reuters’a göre piyasalar Fed’in yarınki toplantısında politika faizini 25 baz puan artırarak %3,75–4,00 aralığına çıkarmasını güçlü biçimde fiyatlıyor. (Reuters)
Burada altın açısından 25 baz puandan daha önemli bir şey var:
Kevin Warsh ne söyleyecek?
Reuters’ın aktardığı IG analisti Tony Sycamore’un değerlendirmesi tam da buraya işaret ediyor. Eğer Warsh faiz artışını yeni bir toplantıdan toplantıya sıkılaştırma sürecinin başlangıcı olarak sunarsa altın ve riskli varlıklar açısından baskı artabilir. Daha ölçülü bir mesaj ise altına nefes aldırabilir. (Reuters)
Bu nedenle yarın piyasaların dinleyeceği asıl kelime “25 baz puan” olmayacak.
Devamı gelecek mi?
Çünkü bir faiz artışı fiyatlarda büyük ölçüde olabilir.
Yeni bir faiz artırma döngüsü olmayabilir.
Burada piyasanın en çok karıştırdığı konulardan biri var.
“Enflasyon yükselirse altın yükselir.”
Her zaman değil.
Elimizdeki habere göre ABD ÜFE’si Ağustos ayında yıllık %5,4’e yükseldi; temmuzdaki oran %4,8’di. Aynı dönemde dolar iki haftanın zirvesine çıktı.
Reuters da Ağustos tüketici fiyatlarının hızlandığını ve çekirdek enflasyon göstergelerinden birinin dört ayın en güçlü artışını kaydettiğini vurguluyor. (Reuters)
Altın açısından kritik değişken bu nedenle yalnızca enflasyon değildir.
Merkez bankasının enflasyona vereceği tepkidir.
Enflasyon %4’e giderken Fed faiz artırıyor ve reel faiz yükseliyorsa altın zorlanabilir.
Ama enflasyon yükselirken Fed ekonomik veya mali nedenlerle aynı hızda sıkılaşamıyorsa denklem tamamen değişir.
O noktada reel getiriler düşebilir ve altın yeniden güçlenebilir.
Bu ayrım önümüzdeki ayların altın hikâyesinin merkezinde olacak.
Burada kısa vadeli fiyat hareketiyle uzun vadeli altın rejimini birbirinden ayırmak gerekiyor.
World Gold Council verileri çok çarpıcı.
Altın yalnızca Ağustos ayında %13 yükseldi ve ayı 4.563 dolar seviyesinde tamamladı. Bu, son 25 yılın en güçlü üçüncü aylık performansıydı. Hareketin önemli bölümünü ETF girişleri, vadeli işlemler ve opsiyon talebi destekledi. (World Gold Council)
Dolayısıyla 4.563 dolardan 4.300 dolar bölgesine yaşanan hareketi tek başına uzun vadeli boğa piyasasının sona erdiği şeklinde okumak için henüz erken.
Çünkü başka bir alıcı hâlâ piyasada:
Merkez bankaları.
World Gold Council’a göre merkez bankaları yalnızca temmuz ayında net 23 ton altın aldı. Çin 20 ton, Polonya 8 ton alımla öne çıktı. Çin’in aylık alımları mayıstan bu yana çift haneli tonlara ulaşmış durumda. 2026’nın ilk yedi ayında açıklanan merkez bankası alımları yaklaşık 130 ton. (World Gold Council)
Daha geniş perspektifte ise merkez bankalarının son dört yıldaki altın alımları yıllık ortalama yaklaşık 1.000 tona ulaşmış durumda; önceki uzun dönem ortalaması yaklaşık 500 tondu. (World Gold Council)
Bu bize önemli bir ayrım veriyor:
Spekülatif para Fed’i satın alıyor.
Merkez bankaları ise para sisteminin kendisine karşı sigorta satın alıyor.
İki yatırımcı grubunun zaman ufku aynı değil.
Altın için orta vadeli hikâyenin bence en ilginç kısmı burada başlıyor.
%5 ABD 10 yıllığı altın için bugün kötü haber.
Ama ABD’nin devasa kamu borç stoku düşünüldüğünde %5 civarında uzun vadeli faizlerin yıllarca devam etmesi başka bir problem yaratıyor:
Faiz gideri.
Borç daha yüksek faizlerden çevrildikçe ABD Hazinesi’nin finansman maliyeti yükseliyor.
Bu noktadan sonra Fed’in problemi yalnızca enflasyon değildir.
Bir tarafta:
petrol + enflasyon + ücretler
diğer tarafta:
borç + faiz giderleri + büyüme + finansal istikrar
bulunuyor.
İşte altının orta vadeli opsiyon değeri burada ortaya çıkıyor.
Bugün piyasa Fed’in enflasyonu bastırabileceğini satın alıyor.
Altının büyük hikâyesi ise piyasanın bir gün şu soruyu sormaya başlaması halinde yeniden güçlenebilir:
Fed enflasyonu bastırmak için gereken faizi gerçekten ne kadar süre taşıyabilir?
Kısa vadede altının karşısındaki tablo oldukça açık.
4.300 dolar civarı altın + %5,02 ABD 10 yıllığı + 107 dolar Brent + faiz artırmaya hazırlanan Fed.
Bu kombinasyon altın açısından rahat bir ortam değil. Reuters da altının Fed öncesinde bir aydan uzun sürenin diplerine yakın kaldığını bildiriyor. (Reuters)
Üstelik World Gold Council daha önce Warsh’ın şahin mesajlarının iki yıllık tahvil faizini sıçrattığını ve altını aşağı çektiğini belirtmişti. (World Gold Council)
Dolayısıyla Fed daha şahinleşirse altındaki düzeltmenin devam etmesi şaşırtıcı olmaz.
Ancak orta vadede tablo tersine dönebilir.
Çünkü petrolün 100 dolar üzerinde kalması yalnızca enflasyon yaratmaz.
Aynı zamanda:
büyümeyi yavaşlatır, tüketicinin reel gelirini azaltır, şirketlerin maliyetlerini yükseltir, bütçeleri zorlar ve merkez bankalarının hareket alanını daraltır.
İşte o noktada altın yeniden yalnızca “faiz getirmeyen metal” olarak değil, parasal ve mali rejim riskine karşı rezerv varlık olarak fiyatlanmaya başlayabilir.
Bence bugün altın konusunda en önemli sonuç bu.
Piyasa şu anda altını satıyor çünkü savaşın ilk ekonomik sonucu enflasyon ve daha yüksek faiz oldu.
Fakat savaş ve enerji şoku uzarsa ikinci ekonomik sonuç daha düşük büyüme, daha ağır borç servisi ve merkez bankalarının giderek zorlaşan politika tercihi olabilir.
Birinci aşama altının aleyhine.
İkinci aşama altının lehine olabilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca ons altına bakmak yerine şu üçlü birlikte izlenmeli:
Brent petrol + ABD 10 yıllık tahvil faizi + Fed’in beklenen nihai faizi.
Bugün Brent yaklaşık 107 dolar, ABD 10 yıllığı %5,02, altın yaklaşık 4.302 dolar. (Financial Times)
Bu üçlü aynı anda yükselmeye devam ederse altın üzerindeki kısa vadeli baskı sürebilir.
Fakat petrol yükselmeye devam ederken tahvil faizleri artık daha fazla yükselememeye başlarsa, çok daha önemli bir sinyal almış oluruz:
Piyasa artık enflasyondan değil, yüksek faizin ekonomik ve mali sonuçlarından korkmaya başlamış demektir.
Altında bir sonraki büyük hareketin başlangıç noktası tam olarak burası olabilir.