
Alex Jones, Warren Buffett’in 348 milyar doları Japon yeni’ne taşıdığını öne sürdü.
İddia sosyal medyada hızla yayıldı ancak resmi finansal verilerle teyit edilemiyor.
Gerçek tablo, Berkshire Hathaway’in Japonya’daki uzun vadeli şirket yatırımlarına işaret ediyor.
https://twitter.com/i/status/2000649246127563226
Alex Jones’un sosyal medya hesabından paylaştığı “ekonomik alarm” notu, küresel piyasalarda yankı uyandırdı. Paylaşımda Warren Buffett’in, küreselcilerin piyasayı çökertmeye çalıştığı bir dönemde doların çöküşüne hazırlandığı ve bu nedenle 348 milyar doları Japon yeni’ne aktardığı iddia edildi. Mesaj, özellikle doların rezerv para statüsüne ilişkin tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde geniş bir etki alanı buldu.
Ancak mevcut ve doğrulanabilir finansal bilgiler bu anlatımı desteklemiyor. Berkshire Hathaway’in kamuya açık bilanço ve yatırım raporlarında, bu büyüklükte doğrudan bir yen pozisyonu bulunmuyor. Buffett’in Japonya hamlesi olarak bilinen adım, beş büyük Japon ticaret şirketine yapılan uzun vadeli hisse yatırımlarını kapsıyor. Bu yatırımların bir bölümü düşük faizli yen cinsi borçlanma ile finanse edildi; bu durum döviz tercihi değil, finansman maliyetini optimize etmeye yönelik bir yapı olarak öne çıkıyor.
Buffett’in bilinen yatırım yaklaşımı da bu tabloyla uyumlu. Uzun yıllardır doğrudan kur spekülasyonuna mesafeli duran Buffett, döviz hareketlerinden ziyade şirketlerin nakit akışı ve değerleme potansiyeline odaklanan bir strateji izliyor. Japonya yatırımları da, zayıf yen-düşük faiz ortamında güçlü bilanço ve istikrarlı temettü sunan şirketlere erişim olarak okunuyor.
Sonuç olarak, Alex Jones’un paylaşımı piyasa psikolojisini yansıtan çarpıcı bir anlatı sunsa da, “348 milyar dolarlık yen pozisyonu” iddiası teyit edilmiş bir veri değil. Bu tür söylemler, doların geleceğine dair küresel endişeleri beslese de, Buffett cephesinde görünen strateji bir para birimi kaçışı değil; disiplinli, uzun vadeli ve şirket odaklı bir portföy çeşitlendirmesi. Arşiv perspektifinden bakıldığında bu olay, piyasalarda algı ile gerçek veri arasındaki farkı gösteren tipik bir örnek olarak kayda geçiyor.