
Almanya ile Fransa arasındaki geleneksel uyum, 2025 sonunda yerini açık rekabete bırakmış durumda.
Ticaret, savunma, Ukrayna’nın finansmanı ve liderlik tartışmaları iki ülkeyi karşı karşıya getiriyor.
Berlin–Paris hattındaki bu kırılma, AB genelinde karar alma süreçlerini yavaşlatma riski taşıyor.
Avrupa Birliği’nin tarihsel motoru olarak görülen Almanya–Fransa mihveri, 2025 sona ererken ciddi bir uyum kaybı yaşıyor. Mercosur serbest ticaret anlaşmasından Ukrayna’nın nasıl finanse edileceğine, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile olası temaslardan ortak savaş uçağı projesi FCAS’a, Eurobond tartışmalarından AB’nin küresel rolüne kadar birçok başlıkta Berlin ve Paris artık aynı çizgide değil.
Geçmişte Almanya ile Fransa arasındaki koordinasyon, AB düzeyindeki kriz ve anlaşmazlıkların daha hızlı çözülmesini sağlıyordu. Ancak bugün bu uyumdan söz etmek zor. İki başkent arasında giderek belirginleşen farklar, yerini doğrudan rekabete bırakmış durumda.
Bu ayrışmanın kişisel ve siyasi boyutu da dikkat çekiyor. Almanya’da Friedrich Merz, ülkesinin uluslararası arenada daha görünür ve belirleyici bir liderlik rolü üstlenmesi için aktif bir strateji izliyor. Ancak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Brüksel’deki son AB zirvesinde bu rolü Almanya’ya bırakmaya niyetli olmadığını net biçimde ortaya koydu. Macron, AB içindeki liderlik iddiasını Fransa adına sürdürmek istiyor.
İç politik dengeler ise Paris’i daha kırılgan bir noktaya taşıyor. Macron, Almanya’daki muhatabına kıyasla çok daha sınırlı bir manevra alanına sahip. Fransa’da yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi –en geç 2027 baharında yapılacak– Macron’un hareket kabiliyetini kısıtlarken, bu belirsizliğin 2026 boyunca daha da derinleşmesi bekleniyor. Bu durum, Fransa’nın AB içindeki stratejik hamlelerini hem savunmacı hem de daha rekabetçi bir çizgiye itiyor.
BSEkonomi perspektifinden bakıldığında Almanya–Fransa hattındaki bu çözülme, yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı bir sorun değil. AB’nin genişleme politikaları, savunma entegrasyonu, ortak borçlanma ve Ukrayna dosyasında karar alma süreçleri, bu çekirdek uyumun zayıflamasıyla birlikte daha parçalı ve yavaş ilerleyebilir. 2026’ya girerken Avrupa’nın temel sorusu artık şu: AB’yi kim ve hangi önceliklerle yönlendirecek? Berlin ile Paris arasındaki rekabet, bu sorunun cevabını daha da karmaşık hale getiriyor.