

ABD, dünya ekonomisindeki gücünü dolar üzerinden inşa ederken, Çin farklı bir kartla masada yer alıyor: nadir toprak elementleri (REE – Rare Earth Elements). Elektrikli araçlardan savaş uçaklarına, rüzgâr türbinlerinden cep telefonlarına kadar uzanan bu stratejik elementler, sadece teknolojinin değil jeopolitik hesaplaşmaların da merkezinde. Dünya, bir yandan enerji dönüşümüyle mücadele ederken, diğer yandan savaş ve kriz dönemlerinde bu elementlerin kıtlığı geleceğin en kritik kırılma noktalarından biri olarak şekilleniyor.
Çin, dünya genelinde:
Bu hâkimiyet yalnızca çıkarılan cevher miktarına değil, karmaşık ayrıştırma ve saflaştırma süreçlerine de dayanıyor. Örneğin, ABD’nin Kaliforniya’daki Mountain Pass madeni, cevheri Çin’e gönderip işlettikten sonra geri alıyor. Çin’in bu zinciri baştan sona kontrol etmesi, onu yalnızca üretici değil, stratejik oyuncu haline getiriyor.
2010 yılında Çin ile Japonya arasında yaşanan Senkaku Adaları krizi, Çin’in nadir elementleri bir jeopolitik koz olarak nasıl kullanabileceğini net şekilde gösterdi. Çin, Japonya’ya REE ihracatını fiilen durdurdu. Bu ani kesinti:
Bu hamle, Çin’in nadir topraklar üzerinden nasıl siyasi ve ekonomik baskı aracı yaratabileceğini tüm dünyaya gösterdi.
2022’de başlayan Ukrayna-Rusya Savaşı, nadir toprak elementlerinin önemini daha da artırdı. Çünkü:
Örneğin Almanya, enerji dönüşüm planları için 2030’a kadar REE arzını garanti altına almaya çalışırken, ABD de Ukrayna’ya gönderdiği F-35 ve HIMARS sistemleri için stratejik maden rezervlerine yöneldi.
Bu elementler olmadan:
Yatırım açısından nadir topraklar “geleceğin petrolü” olarak tanımlanıyor. Kritik görülen elementler:
Bu elementlere dayalı ETF’ler, nadir toprak madenciliği yapan şirket hisseleri ve AR-GE fonları uzun vadede yüksek değer potansiyeli taşıyor.
Ukrayna Savaşı sonrası NATO ülkeleri, stratejik maden güvenliğini enerji güvenliği kadar kritik görmeye başladı.
Çin’in nadir toprak hâkimiyeti, dolar kadar güçlü bir silaha dönüşmüş durumda. ABD’nin para gücü ne kadar etkiliyse, Çin’in yer altı kaynaklarına dayanan tedarik zinciri hâkimiyeti de o kadar stratejik. 21. yüzyılın jeopolitik denklemi sadece diplomasiyle değil, element bazlı güç hesaplarıyla da yazılıyor.
Bu yüzden önümüzdeki yıllarda rekabet sadece ekonomik değil, stratejik madenleri kim kontrol ediyor? sorusuna verilen cevapla belirlenecek. Ve bu soruya şimdilik verilebilecek en net cevap şu: Çin.