
ABD siyasetinde ve ekonomi yönetiminde taşlar yerinden oynuyor. Beyaz Saray’ın piyasa dostu ancak bir o kadar da agresif söylemleri, küresel finans sisteminde yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. İşte baş döndüren hızdaki bu yeni ekonomik ajandanın yatırımcı perspektifiyle analizi:
ABD Başkanı Trump’ın Dow Jones endeksi için 100.000 puanlık bir “psikolojik sınır” çizmesi, sadece bir tahmin değil, ekonomi yönetiminin tüm araçlarını bu yönde kullanacağının ilanıdır. Dow 50.000 seviyesini henüz aşmışken telaffuz edilen bu rakam, özellikle gümrük vergilerinden elde edilecek gelirin doğrudan halka (2.000 dolarlık çekler) ve finansal piyasalara aktarılacağı bir modeli işaret ediyor.
Fed tarafında ise değişim sancılı ancak kaçınılmaz görünüyor. Mevcut yönetimin Kevin Warsh gibi “faiz indirimi” odaklı isimleri aday göstermesi, Trump’ın “düşük faiz, güçlü borsa” denklemini kurmak için Fed’in bağımsızlığını ikinci plana itmeye hazır olduğunu gösteriyor. 200 milyar dolarlık mortgage tahvil alımı talimatı ise konut piyasasını canlandırırken, piyasadaki dolar miktarını artıracak bir tür “hükümet eliyle parasal genişleme” (QE) niteliği taşıyor.
Yatırımcılar için en kafa karıştırıcı açıklama ise doların değer kaybına verilen destekten geldi. Dolar endeksinin (DXY) %10 düşüş kaydetmesine rağmen Trump’ın “Dolar çok iyi gidiyor” çıkışı, ABD’nin ihracat avantajını korumak için bilinçli bir “zayıf dolar” politikası izlediğinin kanıtıdır. Bu durum, dolar bazlı varlıklardan çok, doların değer kaybından beslenen emtia ve hisse senedi piyasalarını parlatıyor.
1,2 trilyon dolarlık yeni finansman paketinin yürürlüğe girmesi, kamu harcamalarının artacağı ve bütçe açığının genişleyeceği bir dönemi tescilliyor. Bu kadar büyük bir nakit enjeksiyonunun olduğu ortamda nakitte kalmak, enflasyon karşısında erimeyi kabul etmek demektir. “Varlık sahibi olun ya da geride kalın” mottosu, bu devasa para basım operasyonunda gerçek değerin kağıt paralarda değil; hisse senedi, gayrimenkul ve sınırlı arza sahip varlıklarda olduğunu hatırlatıyor.
Bu tablo bize şunu söylüyor: ABD yönetimi, büyüme uğruna enflasyonu ve borçluluğu göze almış durumda. Faizlerin indirilmesi için Fed üzerindeki baskının artması, piyasada ucuz paranın devam edeceği beklentisini güçlendiriyor. Yatırımcılar için “güvenli liman” kavramı yer değiştiriyor; artık risk almamak, portföyün reel değerini kaybetmesi riskini doğuruyor.
