“Kurallara dayalı düzen” vurgusu geri plana itildi
Müttefiklere daha fazla savunma yükü çağrısı yapıldı
Panama Kanalı, Grönland ve Hint-Pasifik öne çıktı
Pentagon, dört yılda bir yayımlanan Ulusal Savunma Stratejisi belgesini kamuoyuyla paylaştı. Yeni strateji, ABD’nin son yıllarda askeri üstünlüğünü zayıflatan yaklaşımın “kurallara dayalı uluslararası düzen” gibi soyut kavramlara aşırı bağlılık olduğunu savunuyor. Belgede, bu tür kavramsal çerçevelerin Washington’un sert güç kapasitesini ikinci plana ittiği açık bir dille ifade ediliyor.
Stratejinin merkezinde, ABD anavatanının güvenliği ve Batı Yarımküre’deki çıkarların korunması yer alıyor. Bu kapsamda Panama Kanalı ve Grönland gibi “kritik alanlara” erişimin Amerikan ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanıyor. Pentagon, bu bölgelerin sadece ticari değil, askeri ve jeopolitik açıdan da hayati öneme sahip olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.
Belgede müttefiklere yönelik ton da dikkat çekici biçimde sertleşiyor. ABD, NATO başta olmak üzere tüm ortaklarından kendi savunmalarında daha fazla sorumluluk üstlenmelerini talep ediyor. Washington’un güvenlik şemsiyesinin süreceği belirtilirken, bunun koşulsuz ve sınırsız olmayacağı mesajı veriliyor. Savunma harcamalarının artırılması ve bölgesel tehditlere karşı daha bağımsız kapasite geliştirilmesi beklentisi açıkça dile getiriliyor.
Çin başlığı ise önceki stratejilere kıyasla daha seçici ama hâlâ kritik bir yerde duruyor. Pentagon, Pekin’i caydırma hedefinden vazgeçmezken, bunun ana sahnesi olarak Hint-Pasifik’i işaret ediyor. ABD’nin bölgede askeri varlığını güçlendireceği, deniz ve hava unsurlarının daha kalıcı şekilde konuşlandırılacağı belirtiliyor. Bu yaklaşım, Çin’le küresel ölçekte ideolojik bir rekabetten ziyade, somut güç dengeleri üzerinden bir caydırıcılık stratejisine geçildiğini gösteriyor.
Yeni Ulusal Savunma Stratejisi, ABD’nin dış politika ve güvenlik mimarisinde daha dar, daha sert ve daha çıkar odaklı bir döneme girildiğine işaret ediyor. Washington, hem müttefiklerine hem de rakiplerine, güvenlik anlayışının artık soyut ilkelerden ziyade doğrudan güç ve kontrol alanları üzerinden şekilleneceği mesajını veriyor.
