
ABD’nin borç faizi, her 1 dolar verginin 24 centini yutarak tarihsel eşiği aştı.
Son 12 ayda faiz ödemeleri 1,24 trilyon dolara çıkarak savunma ve sağlık harcamalarını geçti.
Washington’ın bilançosu, faiz indirimine en çok ihtiyaç duyan tarafın artık bizzat hükümet olduğunu gösteriyor.

ABD kamu maliyesi, grafiklerin de açıkça gösterdiği gibi kırmızı alarma geçmiş durumda. Son dört yılda borç faizi/vergiler oranının neredeyse ikiye katlanması, Amerikan hazinesinin yapısal bir mali baskı altında olduğunu teyit ediyor. 1 dolar verginin 24 centinin yalnızca faize gitmesi, federal bütçenin “faiz yükümlülüğü rejimine” girdiği anlamına geliyor.
Faiz giderleri son 12 ayda 1,24 trilyon dolara yükseldi ve bu rakam ABD tarihinde ilk kez savunma ve sağlık kalemlerinin üzerine çıktı. Yalnızca ekim ayında ödenen brüt faiz 104,4 milyar dolar ile rekor kırarken, faiz ödemeleri 1,6 trilyon dolara yaklaşarak Sosyal Güvenlik’in hemen arkasına yerleşti. Böylece borcun maliyeti, reel ekonomiyle bağlantısız şekilde büyüyen en büyük bütçe kalemlerinden biri hâline geldi.
Bu tablo Washington’ın içinde bulunduğu paradoksu netleştiriyor: Fed’in sıkı para politikası fiyat istikrarı adına gerekli olsa da, yüksek oranlar federal bütçeyi hızla tüketiyor. Enflasyon kontrol altına alınırken borç stokunun faizi patlıyor; “yüksek faiz–yüksek borç” etkileşimi mali sürdürülebilirliği zorluyor. Sonuç olarak, piyasaların faiz indirimine en duyarlı aktörü artık özel sektör ya da konut piyasası değil, ABD hükümetinin kendisi.
Yatırımcılar açısından kritik nokta şu: Eğer faiz gideri bu hızla büyümeye devam ederse, Hazine daha agresif bir borç çevirme takvimine ve daha uzun vadeli ihraçlara yönelebilir. Bu da tahvil eğrisinde volatiliteyi artırırken, küresel portföy akımlarında dolar likiditesinin yeniden fiyatlanmasına yol açabilir. ABD maliyesindeki bu tarihsel sıkışma, kısa vadeli bir haber akışından ziyade küresel varlık fiyatlarını etkileyebilecek yapısal bir kırılma sinyali veriyor.
