
Dr. Artunç Kocabalkan | BS Ekonomi
Bir piyasa yorumcusunun performansını yükselen piyasada söylediği birkaç doğru cümleyle ölçmek kolaydır.
Daha zor olanı arşivi açmaktır.
Yılın başına dönmek, o gün elimizde olmayan bilgileri unutmak ve şu soruları sormaktır:
Ne söylemiştik?
Hangi fiyattan söylemiştik?
Sonra ne oldu?
Nerede haklı çıktık?
Nerede erken davrandık?
Nerede görüşümüzü değiştirdik?
BS Ekonomi ve Economist TV’de 2026 boyunca yaptığımız yayınları, yazıları ve piyasa raporlarını bu kez bugünün bilgisiyle yeniden yorumlamak yerine tarihleriyle birlikte masaya koyduk.
Ortaya oldukça ilginç bir sonuç çıktı.
2026’nın bugüne kadarki en başarılı tahmini tek bir fiyat hedefi değildi.
Bir rejim tahminiydi.
Yılın başında temel çerçevemiz şuydu:
2026 kolay para yılı olmayacak. Seçicilik artacak. Enerji, AI altyapısı, elektrik şebekeleri, madenler ve reel varlıklar önem kazanacak. Sermayenin maliyeti yeniden piyasanın merkezine gelecek.
Dokuz ay sonra Brent 100 doların çok üzerinde, ABD 10 yıllık tahvil faizi %5’in üzerinde, bakır yıl içinde tarihi zirve gördü ve teknoloji şirketlerinin devasa AI yatırımlarını finanse etmek için tahvil piyasasına giderek daha fazla başvurduğu bir dünyadayız.
Fakat bütün tahminlerimiz doğru çıkmadı.
Bazıları çok iyi çalıştı.
Bazıları doğru yönde ama erken geldi.
Bazıları henüz sonuçlanmadı.
Bazılarında ise piyasa değişince biz de görüş değiştirdik.
İşte 1 Ocak’tan 29 Eylül’e BS Ekonomi’nin piyasa karnesi.
2026’ya girerken BS Ekonomi ve Economist TV’deki özel yayınlarımızda özellikle birkaç yatırım temasını öne çıkardık:
AI altyapısı.
Enerji.
Elektrik şebekeleri.
Bakır ve madenler.
Uranyum.
Gelişmekte olan piyasalar.
Buna karşılık yüksek ABD hisse değerlemelerinin ve sermaye maliyetinin risk yaratabileceğini söyledik.
Bu, tek bir hisse veya endeks tahmini değildi.
2026’nın sermaye harcamaları rejimine ilişkin bir görüştü.
Ocak sonunda bakır 14.000 dolar/tonun üzerine çıktı ve 29 Ocak’ta LME’de 14.527,50 dolarla tarihi zirve gördü. Reuters rallinin arkasındaki ana temalar arasında altyapı, data center yatırımları ve enerji dönüşümünü gösteriyordu.
Ağustosta bakır yeniden 14.343 dolara kadar çıkarak tarihi zirvenin hemen altına geldi.
Yani yılbaşındaki:
AI + elektrik + enerji + bakır
teması 2026’nın ana yatırım hikâyelerinden biri haline geldi.
15 Ocak’taki Economist TV/BS Ekonomi yayınında Bitcoin rallisinin kalıcılığını, “dijital altın” tartışmasını ve tokenleştirilmiş hisse senetlerini konuşuyorduk.
Daha o tarihte asıl hikâyenin tek başına Bitcoin fiyatı değil, finansal altyapının zincir üzerine taşınması olabileceğini tartıştık.
Bu görüş hâlâ açık.
Fakat Bitcoin fiyatı konusunda yıl boyunca aynı görüşü korumadık.
Bu ayrım önemli.
20 Ocak’ta yayınladığımız yazının başlığı şuydu:
“Altın ve Bitcoin, Japon Tahvillerindeki Kırılmayı Fiyatlıyor.”
Japon devlet tahvillerindeki yükselişin artık Japonya’ya özgü olmadığını; küresel reel faiz, carry trade ve alternatif parasal varlık fiyatlamasını etkileyebileceğini yazdık.
Eylül ayında Japon 10 yıllık tahvil faizi %3’e ulaştı.
ABD 10 yıllık faiz de aynı dönemde önce %4,80’i, ardından %5’i geçti.
1 Eylül’deki FT Full Throttle raporunun başlığı artık:
“Tahvil piyasası rejim değiştiriyor.”
idi.
Ocakta konuştuğumuz tahvil problemi eylülde küresel piyasanın merkezine oturdu.
10 Şubat’taki Economist TV yayınının başlığı oldukça açıktı:
“Borsalara Yakın, BTC’ye Uzak; Altına Yakın, Gümüşe Uzak Dur.”
Burada geriye dönüp sonuçları ayırmak gerekiyor.
12 Şubat’taki “2026’da Kim Kazanacak, Kim Kaybedecek?” değerlendirmesinde Bitcoin’in daha yılın ilk haftalarında %25’in üzerinde değer kaybettiğini kayda geçirdik. Altın ve Brent ise çift haneli performans üretmişti.
Dolayısıyla şubat ayındaki:
BTC’ye uzak
çağrısı ilk aşamada güçlü biçimde çalıştı.
Ancak bu “Bitcoin 2026 boyunca düşecek” demek değildi.
Haziranda Bitcoin 61.300 dolara kadar indi. Ekim 2025 zirvesinden kayıp %50’yi aşmıştı ve iki günlük kaldıraç tasfiyesi yaklaşık 3 milyar dolara ulaşmıştı.
Sonrasında Bitcoin yeniden 80 bin doların üzerine çıktı.
Dolayısıyla doğru olan Bitcoin’i sonsuza kadar bearish görmek değil, rejim değiştiğinde pozisyonu değiştirmekti.
Altın konusunda 2026 boyunca stratejik olarak olumlu kaldık.
Fakat burada da sürekli “al” demedik.
Bu ayrımı özellikle kayda geçirmek gerekiyor.
8 Mayıs’taki yayın başlığımız:
“Tarım Dışı İstihdam Verisi Öncesinde ve Sonrasında Altın Alın!”
idi.
Yayında yalnız yön konuşulmadı.
4.725 dolar seviyesi, stagflasyon riski ve haziran-temmuz döneminde realizasyon ihtimali de tartışıldı.
Dolayısıyla bu, geriye dönüp “altını seviyorduk” deme kolaycılığı değil.
Tarihli ve seviyeli bir çağrıydı.
13 Haziran’da BS Ekonomi’de tamamen farklı bir başlık kullandık:
“Altın Neden Düşüyor? Fidelity’nin Likidite Grafiği Kritik Uyarı Veriyor.”
Fidelity’den Jurrien Timmer’in küresel likidite analizini kullanarak altının para arzının ima ettiği seviyenin fazla üzerine çıkmış olabileceğini tartıştık.
Daha önemlisi başka bir mekanizmaya dikkat çektik:
Petrol → enflasyon → tahvil faizi → altın.
Yani enerji şoku kalıcı hale gelirse, Fed ne yaparsa yapsın uzun vadeli tahvil faizlerinin yükselmesinin altın üzerinde baskı yaratabileceğini söyledik.
Bugün yaşanan tam olarak bu.
28 Eylül’de altın 4.110 dolar civarına kadar gerileyerek yedi haftanın dibini gördü. 29 Eylül’de yaklaşık 4.144 dolara toparlandı. Reuters satışın temel nedenleri arasında yükselen petrol, güçlenen dolar, artan tahvil faizleri ve yeniden yükselen Fed faiz artırım beklentilerini gösteriyor.
Bu nedenle altın hikâyemizin özeti:
Stratejik olarak olumlu.
Taktik olarak kör değil.
10 Haziran’daki yazımız:
“Çin’den Dev Altın Hamlesi!”
başlığını taşıyordu.
PBOC’nin 19 ay boyunca aralıksız altın rezervi artırmasının basit bir fiyat trade’inden daha büyük anlam taşıdığını savunduk.
Tezimiz:
Dolar rezervlerinden kademeli çeşitlendirme + ABD tahvili bağımlılığının azaltılması + altının rezerv varlığı olarak yeniden yükselişi.
Bu nedenle altının uzun vadeli tezini sadece “Fed faiz indirecek” üzerine kurmadık.
Bu ayrım 2026’da çok değerli oldu.
Çünkü Fed yeniden faiz artırırken bile merkez bankası altın talebi tamamen ortadan kalkmadı.
21 Temmuz’da bu kez altının kendisinden çok madencileri inceledik.
“Altın Madencileri Patlamaya Hazır mı? 12 Yıllık Konsolidasyon Sonrası Tarihi Fırsat”
başlıklı analizde GDX/Gold oranının yaklaşık 12 yıllık konsolidasyonunu ve madencilerin fiziki altına göre tarihsel iskontosunu değerlendirdik.
Bu fikir önemliydi çünkü 2026 boyunca giderek daha fazla:
“Varlığı almak mı, o varlığı üreten şirketi almak mı?”
sorusunu sorduk.
Bu tema yıl sonu değerlendirmesinde ayrıca ölçülmeli; çünkü relatif performans hâlâ devam eden bir tez.
11 Ağustos’taki başlığımız:
“Altın Petrole Rağmen 4.500 $’a Gidiyor! Sıradaki Hedef 5.400 $ mı?”
idi.
Burada iki hedefi birbirinden ayırmak gerekiyor.
Gerçekleşti.
26 Ağustos sabahı spot altın 4.642,74 dolar seviyesindeydi.
Dolayısıyla 4.500 hedefi yalnız test edilmedi, belirgin biçimde aşıldı.
Gerçekleşmedi.
Bugün altın yaklaşık 4.144 dolar.
Dolayısıyla 5.400 dolar hedefini başarı hanesine yazmak doğru olmaz.
Statü: açık tez.
Bu performans muhasebesinin temel kuralı da bu olmalı:
Hedef görülmediyse görülmüş gibi davranmayacağız.
14 Mayıs’taki Economist TV değerlendirmesinde Türkiye’deki parasal sıkılığın yalnız politika faizinden ibaret olmadığını söyledik.
Faiz + likidite + kur yönetimi
birlikte çalışıyordu.
Merkez Bankası’nın temel stratejisinin kur geçişkenliğini kontrol ederek dezenflasyona destek vermek olduğunu savunduk.
2026’nın ilk dokuz ayında TL’de nominal değer kaybı devam etti ancak kontrolsüz bir kur kopuşu yaşanmadı.
Dolayısıyla:
“Kur patlaması değil kontrollü nominal değer kaybı”
çerçevesi şu ana kadar çalıştı.
Ancak petrolün 100 doların üzerine çıkması Türkiye açısından bu tezin maliyetini yükseltiyor.
Çünkü enerji ithalatı, cari denge ve enflasyon kanalı yeniden baskı altında.
27 Nisan’da BIST 100 yaklaşık 14.400 civarındayken:
14.124 seviyesini trendin geleceğini belirleyecek kritik eşik
olarak belirledik.
O tarihte mart diplerinden yaklaşık %9–10 yükseliş yaşanmıştı ancak piyasanın altında kırılgan bir yapı bulunduğunu yazdık.
Sonraki aylarda BIST yükselmeye devam ederek 15 binin üzerine çıktı.
Dolayısıyla burada önemli bir ayrım var:
14.124 uyarısı “BIST çökecek” çağrısı değildi.
Trend filtresiydi.
Eylül ayında Türkiye piyasasında artık yalnız faiz konuşmuyorduk.
Fon likiditesi, düşük halka açıklık oranı ve piyasa yapısı doğrudan fiyatlama unsuru haline geldi.
Reuters 17 Eylül’de bazı fonların yatırımcı çıkışlarını karşılamakta zorlanmasının ardından düzenleyicilerin finansal istikrar önlemleri aldığını bildirdi.
22 Eylül’de Reuters, sorunun özellikle likit olmayan ve düşük halka açıklıklı hisselerde yoğunlaşan fonlarla ilişkili olduğunu yazdı.
Aynı dönemde Borsa İstanbul BIST 100 bileşenlerinin dörtte birinden fazlasını değiştireceğini açıkladı.
Bu gelişmeler üzerine BS Ekonomi işlem masasında görüşümüzü değiştirdik.
Artık “BIST alınır mı?” sorusundan çok:
“Likidite nereye kaçar?”
sorusunu sorduk.
Buradan:
fikri çıktı.
Tez basitti:
Fon kaynaklı satış ve likidite sıkışıklığı varsa yatırımcı küçük ve düşük likiditeli hisselerden çıkarken büyük ve işlem derinliği yüksek hisselere relatif olarak yönelir.
Bu işlem şu ana kadar çalışıyor.
Ama henüz kapanmış bir trade değil.
Eylül ayına geldiğimizde BS Ekonomi’nin bütün piyasa okumasının merkezine petrol yerleşti.
31 Ağustos sabahı Brent 90 doların üzerine çıkmıştı.
1 Eylül’de Brent 94,65 dolar olurken ABD 10 yıllık tahvil %4,80’e yaklaştı.
O gün şu cümleyi yazdık:
“Bugünün en önemli haberi petrol değil: tahvil.”
9 Eylül:
Brent 100 doları geçti.
10 Eylül:
Brent 102 dolar, ABD 10 yıllık %4,85.
15 Eylül:
Brent gün içinde 108,43 dolar gördü; ABD 10 yıllık faiz %5’i test etti.
24 Eylül:
Brent 105 dolar, ABD 10 yıllık %5,12, BIST 13 binin altında, Bitcoin 84 bin dolar.
29 Eylül:
Reuters’a göre Brent yeniden 107 dolar civarında ve ABD 10 yıllık getirisi %5,27’nin üzerine çıkarak 19 yılın zirvesini gördü.
Bu artık tek başına petrol trade’i değil.
2026’nın en önemli makro zinciri haline geldi:
PETROL
↓
ENFLASYON
↓
FED
↓
TAHVİL FAİZİ
↓
DOLAR
↓
ALTIN / NASDAQ / BITCOIN / EM / BIST
Yılın ikinci yarısındaki FT Full Throttle raporlarının giderek daha fazla petrol ve tahvile dönmesinin nedeni tam olarak buydu.
14 Eylül’de ABD 10 yıllık faizi %5’i geçtiğinde şu başlığı kullandık:
“Bugünün asıl hikâyesi güvenli liman değil, sermayenin yeniden fiyatlanması.”
Bu görüş bugün daha da önemli.
29 Eylül itibarıyla ABD 10 yıllık getirisi %5,27’nin üzerine çıktı.
Reuters küresel hisse piyasalarındaki baskının artık petrol ve uzun vadeli faizlerin ortak etkisinden geldiğini bildiriyor.
Dolayısıyla eylüldeki temel tezimiz doğrulandı:
Fed politika faizi piyasanın tek iskonto oranı değildir.
Uzun vadeli tahvil faizi şirketlerden devletlere, mortgage’dan teknoloji değerlemelerine kadar bütün finansal sistemin fiyatını değiştirebilir.
25 Eylül’deki FT Full Throttle raporunda:
ABD 10Y %5,2
30Y yaklaşık 20 yılın zirvesi
Brent 105 dolar
Altın 4.291 dolar
ekranıyla karşı karşıyaydık.
Fakat çok daha önemli bir ayrışmaya dikkat çektik:
Tahvil piyasası bağırırken Wall Street hâlâ ayaktaydı.
Bu hafta Ozan Tarman’ın aktardığı Avrupa makro toplantısında da aynı tartışma var:
Tahvil bütün makro ayarlamanın yükünü tek başına taşıyabilir mi?
Yoksa stres krediye ve hisse senedine mi geçecek?
Reuters 28 Eylül’de bu bulaşmanın ilk izlerinin şirket tahvillerinde görülmeye başladığını; AI hyperscaler şirketlerinin bu yıl yaklaşık 220 milyar dolar tahvil ihraç ettiğini ve bazı şirketlerin borçlanma maliyetlerinin yükseldiğini bildirdi.
Bence 2026’nın ikinci yarısında geliştirdiğimiz en önemli yeni fikir bu:
AI yalnız teknoloji hikâyesi değil. Aynı zamanda devasa bir sermaye talebi hikâyesi.
Data center, enerji şebekesi, çip fabrikası ve AI altyapısı finanse edilecekse birilerinin sermaye sağlaması gerekiyor.
Aynı anda ABD Hazinesi de trilyonlarca dolar borçlanıyor.
Enerji yatırımları da sermaye istiyor.
Sonuç:
Sermayenin fiyatı yükseliyor.
Bitcoin’deki görüşümüz yıl boyunca en fazla değişen görüşlerden biri oldu.
Ocakta alternatif parasal varlık ve tokenizasyon temasını konuştuk.
Şubatta BTC’den uzak durduk.
Haziranda Bitcoin 61 bin dolara kadar düştüğünde bunun tek bir kripto haberi olmadığını; güçlü ABD istihdamı, ETF çıkışları, Fed beklentileri ve kaldıraç tasfiyelerinin birleşimi olduğunu yazdık.
Eylülde ise Bitcoin’i artık giderek daha fazla:
Nasdaq + reel faiz + DXY + global likidite
çerçevesinde okumaya başladık.
Bugün BTC yaklaşık 83 bin dolar bölgesinde ve aynı anda ABD tahvil faizleri 19 yılın zirvesinde.
Bu nedenle 2026 Bitcoin dersimiz:
Bitcoin bazı dönemlerde dijital altın gibi davranabilir.
Ama yüksek faiz ve kaldıraç şoklarında:
yüksek beta teknoloji varlığı gibi de davranabilir.
Bu iki rejimi birbirine karıştırmak pahalıya mal olur.
Burada kendi hatamızı da yazalım.
FT Full Throttle işlem masasında ABD 10 yıllık tahvilinde:
%5,23–5,30 bölgesinden duration long
fikrini “En Sevdiğim 5” içine aldık.
Tez:
%5’in çok üzerindeki nominal faiz ve yaklaşık %2,8 civarındaki reel faizin sonunda büyümeyi ve risk varlıklarını yavaşlatacağıydı.
Fakat bugün getiri hâlâ yaklaşık %5,25–5,27.
Dolayısıyla bu işlemi “bildik” diye yazamayız.
Stop/invalidasyon seviyemiz %5,42 üzeri kapanış.
AÇIK — karşı trend — erken olabilir.
Eğer petrol 110–115 dolara gider, enflasyon beklentileri yeniden yükselir ve term premium artmaya devam ederse bu trade yanlış çıkabilir.
Bunu yıl sonunda tekrar ölçeceğiz.
Aynı durum 5.400 dolar altın hedefi için geçerli.
4.500 dolar görüldü ve aşıldı.
5.400 görülmedi.
Dolayısıyla:
4.500: gerçekleşti.
5.400: açık tez.
Performans muhasebesi ancak böyle anlamlı olur.
| Tarih | Görüş / İşlem | Sonuç |
|---|---|---|
| Yılbaşı | 2026 kolay para değil, seçicilik yılı | Tez güçlendi |
| Yılbaşı | AI altyapısı / enerji / elektrik | Güçlü tema |
| Yılbaşı | Bakır ve madenler | Bakır tarihi zirve gördü |
| 15 Ocak | Tokenizasyon / yeni finans altyapısı | Devam eden yapısal tez |
| 20 Ocak | Japon tahvilleri küresel risk | Eylülde çok daha görünür hale geldi |
| 10 Şubat | BTC’ye uzak | İlk aşamada güçlü çalıştı |
| 10 Şubat | Borsalara yakın | ABD endeksleri yıl içinde yükseldi |
| 10 Şubat | Altına yakın | İlk aşamada çalıştı |
| 10 Şubat | Gümüşe uzak | Stratejik olarak savunmacı çağrı çalıştı; taktik ralliler kaçtı |
| 27 Nisan | BIST 14.124 trend filtresi | Risk yönetimi seviyesi olarak çalıştı |
| 8 Mayıs | NFP çevresinde altın al | Çalıştı, ardından yüksek volatilite geldi |
| 14 Mayıs | TL’de kontrollü değer kaybı | Şimdilik çalıştı |
| 10 Haziran | Çin altın alımları yapısal | Tez güçlendi |
| 13 Haziran | Altında likidite/petrol riski | Sonraki düzeltmeler tezi destekledi |
| 21 Temmuz | Altın madencileri relatif değer | Açık tez |
| 11 Ağustos | Altın 4.500 | Gerçekleşti |
| 11 Ağustos | Altın 5.400 | Gerçekleşmedi / açık |
| Ağustos-Eylül | Petrol → enflasyon → tahvil | Çok güçlü biçimde gerçekleşti |
| 1 Eylül | Tahvil piyasası rejim değiştiriyor | 10Y daha sonra %5,27’yi geçti |
| Eylül | BTC’nin Nasdaq/reel faiz betası | Güçlendi |
| Eylül | BIST30/BIST100 relatif long | Şimdilik çalışıyor |
| Eylül | USD/JPY 157,6–158 short/hedge | Şimdilik çalışıyor; açık trade |
| Eylül | ABD10Y %5,23–5,30 duration long | Açık / erken olabilir |
Tek tek hedeflerden daha önemlisi üç büyük mekanizmayı erken yakaladığımızı düşünüyorum.
Petrolün fiyatı sadece petrol şirketlerini değiştirmez.
Enflasyonu, merkez bankasını, tahvili, doları ve bütün risk varlıklarının iskonto oranını değiştirir.
Eylül 2026 bunun canlı örneği oldu.
Brent bugün 107 dolar civarında ve Reuters’a göre yükselen enerji maliyetleri tahvil faizleri ile birlikte küresel hisse piyasalarını baskılıyor.
AI:
elektrik + bakır + data center + enerji + borçlanma + sermaye maliyeti
hikâyesidir.
Yılbaşında ilk yarısını gördük.
Şimdi ikinci yarısını görüyoruz.
2026’nın en önemli derslerinden biri bu olabilir.
Fed’in politika faizi düşse bile:
term premium, enerji, kamu borçlanması ve sermaye talebi
uzun vadeli faizleri yüksek tutabilir.
Ağustos ayında şu cümleyi yazmıştık:
Fed faiz artırmayabilir. Ama bu, faizin düşeceği anlamına gelmiyor.
O gün ABD 10 yıllık yaklaşık %4,72 idi.
Bugün %5,27’nin üzerini gördü.
Belki de 2026’nın en önemli cümlelerinden biri buydu.
Performans raporunun bu bölümü olmazsa gerisinin anlamı yok.
Şubat ayındaki temkin çok iyi çalıştı.
Fakat Bitcoin 61 bin dolar sonrasında toparlanırken yeni rejime geçişin tamamını yakalamadık.
“Gümüşe uzak” büyük resimde savunmacı bir yaklaşım olarak işe yaradı; ancak yıl içindeki sert yükselişlerde daha esnek olmak mümkündü.
Altının uzun vadeli merkez bankası/de-dollarisation hikâyesi ile %2,8 reel faiz altında birkaç haftalık fiyat davranışı aynı şey değil.
Son FT Full Throttle raporlarında bu ikisini daha net ayırmaya başladık.
%5,23–5,30 seviyesi değer sunuyor olabilir.
Ama “ucuz” bir varlık daha da ucuzlayabilir.
Piyasanın clearing level’ını bulduğuna dair henüz kesin kanıt yok.
Dokuz ay önce yatırımcının temel sorusu şuydu:
Fed ne zaman faiz indirecek?
Bugün sorumuz tamamen farklı:
Dünya bu kadar yatırım, enerji dönüşümü, AI altyapısı ve kamu borçlanmasını hangi faizden finanse edecek?
Aradaki fark 2026’nın hikâyesini anlatıyor.
Petrol 100 doların üzerinde.
ABD 10 yıllık faiz %5’in üzerinde.
Altın 4.000 doların üzerinde ama yüksek reel faizle mücadele ediyor.
Bitcoin kurumsal talebe rağmen tahvil ve Nasdaq’tan kopamıyor.
BIST’te artık sadece endeks değil likidite kalitesi önemli.
Avrupa’da enerji maliyeti yeniden sovereign riskle buluşuyor.
Çin ise bir taraftan altın rezervini büyütürken diğer taraftan elektrikleşme için devasa miktarda metal ithal ediyor. Reuters’ın son verilerine göre Çin’in toplam metal ithalatı yıllık %11 artarken enerji dönüşümü için kullanılan birçok metalde çift haneli ithalat artışları var.
Bütün bunları tek cümlede toplarsak:
Yılbaşında enerji, maden ve AI altyapısına bakıyorduk.
Bugün hâlâ aynı varlıklara bakıyoruz.
Ama artık başka bir soruyla:
Bunların hepsini kim finanse edecek ve hangi faizden?
Belki de yılın kalan üç ayını belirleyecek soru bu.
Ve bundan sonra her ay bu performans tablosunu güncelleyeceğiz.
Bir tahmin tuttuğunda yazacağız.
Tutmadığında da yazacağız.
Çünkü piyasalarda önemli olan her seferinde haklı çıkmak değil.
Yanlış çıktığında fikrini ne kadar hızlı değiştirebildiğin ve haklı çıktığında hangi mekanizmayı doğru okuduğunu anlayabilmek.