
Paul Krugman, 20 Eylül tarihli “Why Does Everyone Hate Trump’s Tariffs?” başlıklı yazısında Trump tarifelerinin hem destekçilerin hem de karşıtların öngörülerinden farklı sonuçlar doğurduğunu savunuyor.
Trump yönetimi, 2 Nisan 2025’te açıkladığı ve ülkelere göre yüzde 10 ile yüzde 48 arasında değişen tarifelerle ABD öncülüğünde kurulan kurallı ticaret düzeninden büyük ölçüde uzaklaştı. Tarifelerin önemli bir bölümü mahkemeler tarafından hukuka aykırı bulunsa da yönetim farklı yasal yetkilere dayanarak bunları yeniden yürürlüğe soktu.
Krugman’ın ana tespiti dört başlıkta toplanıyor:
En şaşırtıcı gelişme ise siyasi alanda yaşandı. Klasik iktisat yaklaşımına göre tarifeler belirli sektörleri koruduğu için bu sektörlerde çalışan şirketler ve işçiler güçlü bir siyasi destek grubu oluşturabilirdi. Oysa Krugman’a göre Trump tarifeleri, Trump’ın her politikasını destekleyen yaklaşık yüzde 20’lik tabanın dışına taşan güçlü bir toplumsal destek üretemedi.
Bunun üç temel nedeni var:
Birincisi, günümüz üretimi artık “ABD’de üretilen Amerikan malı” ile “Çin’de üretilen Çin malı” şeklinde ayrılmıyor. Bir Amerikan şirketinin üretimde kullandığı parça, ara malı, yazılım, makine veya maden farklı ülkelerden geliyor. İthal ürüne uygulanan tarife, Amerikan fabrikasının maliyetini de artırıyor.
İkincisi, ABD bir hizmet ekonomisi. Tarifeler belirli üreticileri korurken hizmet sektöründe çalışan çok daha geniş bir nüfusun satın alma gücünü düşürüyor.
Üçüncüsü, tarifeler fiyatların zaten siyasi bir sorun olduğu dönemde devreye girdi. Tüketici tarifeyi fabrika yatırımıyla değil, mağaza fiyatı ve azalan alım gücüyle görüyor.
Krugman’ın ulaştığı sonuç oldukça açık: Trump’ın korumacılığı, üretimi ülkeye geri getiren bir sanayi politikası olmaktan çok, üretim zincirlerini pahalılaştıran ve siyasi destek yaratamayan bir vergi düzenine dönüştü. Paul Krugman’ın yazısı
Trump’ın tarifeleri dünyayı 1930’lardakine benzer karşılıklı tarife artışlarına sürüklemedi. ABD dışındaki ülkelerin önemli bölümü Washington’a aynı büyüklükte karşılık vermek yerine kendi aralarındaki ticareti artırmaya yöneldi.
Avrupa Birliği yeni ticaret anlaşmalarına hız verdi. Hindistan ile yıllardır ilerlemeyen görüşmeler sonuçlandı. Kanada, ABD’ye olan ekonomik bağımlılığını azaltmak amacıyla Avrupa ile daha yakın ilişki aramaya başladı. Çin ise Asya, Avrupa, Körfez ülkeleri, Latin Amerika ve Afrika’daki ticari bağlarını büyüttü.
Dünya Ticaret Örgütü’nün son değerlendirmesi bu ayrışmanın uzun vadede ağır bir bedel yaratabileceğini gösteriyor. Kurallı ticaret sisteminin zayıflaması, dünya üretimini 2050’ye kadar yüzde 5’e, ihracatı ise yüzde 20’ye yakın azaltabilir. Buna karşılık daha güçlü iş birliği dünya üretimini yaklaşık yüzde 3, ihracatı yüzde 17,9 artırabilir. DTÖ’nün tarife çerçevesi
Ancak 2026 ticaret rakamlarında dikkatli olunması gereken önemli bir ayrıntı bulunuyor. Yapay zekâ bağlantılı yarı iletken, veri merkezi donanımı ve sanayi ekipmanı ticareti yılın ilk çeyreğinde yüzde 42 artarken, yapay zekâ dışındaki mallardaki artış yüzde 7 civarında kaldı. DTÖ Başkanı Ngozi Okonjo-Iweala’ya göre yapay zekâ yatırımları, tarifelerin ve jeopolitik parçalanmanın ticaret üzerindeki olumsuz etkilerini şimdilik örtüyor. Financial Times’ın DTÖ değerlendirmesi
Bu nedenle “ticaret hâlâ büyüyor, tarifeler zarar vermedi” sonucu yanıltıcı olabilir. Büyümeyi taşıyan birkaç teknoloji alanı çıkarıldığında dünya ticaretinin tabanı çok daha kırılgan görünüyor.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng’in New York’taki hazırlık görüşmelerinin ardından Donald Trump ile Şi Cinping’in 24 Eylül Perşembe günü Washington’da bir araya gelmesi bekleniyor.
Hazırlık temasları olumlu geçti ancak geniş kapsamlı bir ticaret anlaşmasından çok, mevcut ateşkesin korunmasına yönelik sınırlı bir uzlaşma ihtimali öne çıkıyor.
Masadaki başlıklar şunlar:
Reuters’a göre iki taraf, yaklaşık 30 milyar dolarlık mal grubunda karşılıklı tarife indirimi üzerinde çalışıyor. Çin’in Amerikan sıvılaştırılmış doğal gazına uyguladığı yüzde 15 vergiyi indirmesi veya kaldırması da gündemde. Çin’in bu vergiyi 2025’te devreye sokmasının ardından iki ülke arasındaki sıvılaştırılmış doğal gaz ticareti neredeyse durmuştu. Reuters’ın enerji ve tarife haberi
Taraflar ayrıca siyasi bakımdan daha az hassas ürünlerin ticaretini kolaylaştıracak ortak bir “Ticaret Kurulu” oluşturuyor. Tüketim malları, tarım, enerji ve tıbbi cihazlar ilk aşamada bu kurulun kapsamına girebilir.
Yapay zekâ alanında ise büyük bir serbestleşme beklenmiyor. Görüşülen düzenleme, ciddi bir yapay zekâ güvenlik olayı yaşandığında iki ülkenin birbirine bilgi vermesini sağlayacak bir uyarı düzeneği. Bu, çip ve ileri teknoloji kısıtlamalarının kaldırılması anlamına gelmiyor. Financial Times’ın görüşme haberi
Çin tarafı görüşmeleri “açık, kapsamlı ve yapıcı” olarak nitelendiriyor. Fakat nadir toprak elementleri ihracatı, ileri çipler ve stratejik teknoloji başlıklarında tarafların konumları hâlâ uzak.
En olası sonuç, mevcut ticaret ateşkesinin uzatılması ve sınırlı ürün gruplarında tarife indirimi yapılması.
Bu durumda:
Bu sonuç küresel piyasalar açısından olumlu olur fakat kalıcı bir ABD–Çin barışı anlamına gelmez.
Karşılıklı yaklaşık 30 milyar dolarlık ürün grubunda vergi indirimi, enerji anlaşması, tarım alımları, Boeing siparişleri ve nadir toprak güvencesinin aynı pakette açıklanması risk iştahını belirgin biçimde güçlendirebilir.
Çin yuanı görüşme öncesinde dolar karşısında 6,6957’ye kadar güçlenerek üç buçuk yılın en yüksek seviyesine çıktı. Çin Merkez Bankasının değerlenmeyi sınırlayan tutumunu gevşetmesi, Pekin’in zirve öncesinde daha istikrarlı bir kur istediğini gösteriyor. Ancak bu hareketin kalıcı bir politika değişikliği olduğu henüz söylenemez. Reuters’ın yuan analizi
Nadir toprak elementleri, teknoloji kısıtlamaları veya Çin’in İran ile ilişkileri nedeniyle görüşmelerin sertleşmesi halinde taraflar yalnızca müzakereleri sürdürme kararı alabilir.
Bu durumda ilk piyasa tepkisi sınırlı satış olabilir. Mevcut tarifeler artırılmadığı sürece uzun süreli bir sarsıntı beklenmez.
Yeni tarife tehdidi, Çin’in kritik maden ihracatını yeniden sınırlandırması veya ABD’nin çip ve teknoloji yaptırımlarını genişletmesi halinde:
Şimdilik bu senaryonun ihtimali düşük görünüyor. Her iki ülkenin de yüksek enerji fiyatları ve enflasyon ortamında yeni bir ticaret şokundan kaçınmak için güçlü gerekçeleri var.
Tarifeler kısa vadede ithalatı azaltabilir fakat büyümeyi üç kanaldan sınırlar:
Üretimin ABD’ye geri taşınması yıllar alan, altyapı ve nitelikli iş gücü gerektiren bir süreç. Tarife birkaç ay içinde fiyatı yükseltirken yeni fabrikanın kurulması birkaç yıl sürüyor. Bu süre farkı, korumacılığın kısa vadede büyümeyi neden destekleyemediğini açıklıyor.
Buna karşılık ABD ekonomisinin yapay zekâ yatırımları, yüksek kamu harcamaları ve verimlilik artışı sayesinde dirençli kalması, tarifelerin büyüme üzerindeki zararını şimdilik perdeledi.
Tarife teknik olarak ithalatçı tarafından gümrükte ödeniyor. İthalatçı şirket maliyeti fiyatlara, tedarikçilerine veya kâr payına yansıtıyor.
Bu nedenle yük:
arasında dağılıyor.
Krugman’ın vurguladığı ithalat fiyatlarındaki artış, “tarifeyi yabancı ülke ödüyor” iddiasını desteklemiyor. ABD’de kişisel tüketim harcamaları fiyat göstergesinin yüzde 3,7 civarında seyretmesi ve hizmet enflasyonunun yüksek kalması, ticaret politikasının para politikası açısından önemini artırıyor.
Fed’in politika aralığı yüzde 3,75–4,00 seviyesine yükselmiş durumda. Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari enflasyonun yalnızca enerji ve gıdada değil, ekonominin geniş bölümünde yüksek olduğunu söylüyor. Reuters’ın Fed değerlendirmesi
Tarifelerin yüksek kalması:
Çin ile sınırlı da olsa tarife indirimi yapılması ise enflasyonun mal grubundaki baskısını azaltır. Ancak petrol fiyatları ve hizmet enflasyonu yüksek kaldığı için bu gelişme tek başına Fed’i hızlı faiz indirimine yöneltmez.
Sonucun dolar üzerindeki etkisi iki yönlü olabilir.
Olumlu bir ticaret anlaşması ilk aşamada risk iştahını artırarak doları zayıflatabilir; yuanı ve Asya paralarını güçlendirebilir. Ancak anlaşmanın ABD büyümesini desteklemesi ve Fed’in faizleri yüksek tutması doların düşüşünü sınırlayabilir.
Görüşmelerin bozulması halinde güvenli liman talebi ve yüksek faiz beklentisi doları güçlendirir. Bu senaryo gelişen ülkeler için daha tehlikelidir.
ABD–Çin uzlaşmasının en doğrudan kazananları Asya piyasaları olur:
Risk iştahının genişlemesi halinde gelişen ülke tahvillerine ve hisse fonlarına para girişi artabilir.
Buna karşılık anlaşmanın Çin’in Amerikan LNG’si ve tarım ürünleri alımını artırması, başka tedarikçilerin Çin pazarındaki payını azaltabilir. Brezilya tarımı, Avustralya enerji ihracatı ve bazı Körfez üreticileri bu nedenle aynı ölçüde olumlu etkilenmeyebilir.
Borsa İstanbul üzerindeki etki doğrudan ticaretten çok dolar, küresel faizler, enerji fiyatları ve gelişen ülkelere para akışı üzerinden oluşacak.
BIST 30 ve özellikle bankalar, yabancı para girişine daha duyarlı olduğu için küçük ve düşük işlem hacimli hisselerden daha fazla yararlanabilir. Holdingler de hem varlık değerleri hem döviz finansman maliyetindeki olası gerileme sayesinde olumlu ayrışabilir.
Sanayi tarafında ise sonuç şirket bazında değişir. Çin’den ara malı ithal eden şirketler daha sakin tedarik zincirinden yararlanabilir. Buna karşılık Çin’in fazla üretimini Avrupa ve Türkiye gibi pazarlara yöneltmesi, Türk üreticiler üzerindeki fiyat baskısını artırabilir.
Demir-çelik, beyaz eşya, otomotiv yan sanayi, kimya ve güneş enerjisi ekipmanlarında Çin rekabeti yakından izlenmeli.
Görüşmelerin bozulması ve doların yükselmesi halinde:
İhracatçı şirketler kur artışından destek alsa bile Avrupa ve küresel talepteki yavaşlama bu avantajı sınırlayabilir.
Çin’in Amerikan LNG’sine yeniden yönelmesi küresel LNG akışlarını değiştirebilir. İlk aşamada ABD kaynaklı gazın Çin’e gitmesi Avrupa piyasasında arzı daraltabilir. Fakat üretim ve ihracat kapasitesinin artması orta vadede küresel gaz arzını büyütebilir.
Türkiye açısından belirleyici unsur, anlaşmanın enerji fiyatlarını mı düşüreceği yoksa Çin’in ek alımları yoluyla LNG fiyatlarını mı yükselteceğidir. Enerji ithalatçısı Türkiye için düşük petrol ve gaz fiyatı;
bakımından ticaret anlaşmasının kendisinden bile daha önemli olabilir.
Trump tarifeleri fabrikaları Amerika’ya döndürmedi. İmalat istihdamı canlanmadı, fabrika yatırımları hızlanmadı, ithalat fiyatları düşmedi. Tarifeyi Çin değil, Amerikan şirketleri ve tüketicileri ödedi.
Buna rağmen dünya 1930’ların ticaret savaşına sürüklenmedi. ABD’nin duvar ördüğü yerde Avrupa, Hindistan, Kanada ve Asya yeni ticaret yolları açtı. Korumacılık dünyayı tamamen kapatmak yerine ticaretin yönünü değiştirdi.
Şimdi Washington’da yapılacak Trump–Şi görüşmesi bu yeni düzenin sınavı olacak. Büyük bir barış anlaşması beklenmiyor. Enerji, tarım, tüketim malları ve tıbbi cihazlarda sınırlı tarife indirimi; nadir toprak elementlerinde sevkiyat güvencesi ve ticaret ateşkesinin uzatılması daha gerçekçi.
Böyle bir sonuç piyasaları rahatlatır. Yuan güçlenir, doların baskısı azalır, Asya ve gelişen ülke hisselerine para girişi hızlanabilir. BIST’te bankalar, holdingler ve BIST 30 şirketleri bundan yararlanır.
Ancak teknoloji savaşı devam edecek. Çipler, yapay zekâ, batarya, kritik madenler ve savunma teknolojileri artık yalnızca ticaret konusu değil; devletlerin güvenlik alanı.
Dünyanın önündeki yeni dönem serbest ticaret ile korumacılık arasında bir tercih dönemi değil. Stratejik ürünlerin korunduğu, diğer ürünlerde ticaretin devam ettiği kontrollü bir ayrışma dönemi.
Trump tarifeleri Amerika’ya yeni fabrikalar kazandırmadı. Fakat şirketlere çok daha önemli bir ders verdi: Artık en ucuz tedarikçi yetmiyor; siyasi olarak güvenli tedarikçi gerekiyor.
Trump tarifeleri fabrikaları ABD’ye döndürmedi. İmalat istihdamı artmadı, yatırımlar geriledi, ithalat fiyatları yükseldi. Tarifeyi Çin değil Amerikan şirketleri ve tüketicileri ödedi. Dünya da misillemeyle kapanmadı; ABD’nin ördüğü duvarın etrafından yeni ticaret yolları kurdu. Şimdi Trump–Şi masasında büyük barış değil, enerji, tarım, nadir toprak elementleri ve yaklaşık 30 milyar dolarlık mal grubunu kapsayan kontrollü bir ateşkes aranıyor. Anlaşma çıkarsa yuan ve gelişen ülke piyasaları güçlenir; BIST’te banka, holding ve BIST 30 öne çıkar. Masa dağılırsa dolar, faiz ve enerji faturası yeniden konuşulur. Tarifeler üretimi korumadı; maliyeti ve belirsizliği büyüttü.