0,00TL 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
Manşet

FON TASFİYESİNDE İKİNCİ DALGA RİSKİ: BORSADAKİ SORUN TEMİNAT KRİZİNE DÖNÜŞÜR MÜ?

SPK’nın yatırım fonlarına yönelik kararları sonrasında piyasanın dikkati tasfiye edilecek fonlara ve bu fonların portföylerindeki hisselere çevrildi. Ancak satışların yaratabileceği daha geniş bir ris...
Artunç Kocabalkan
Eylül 18, 2026
Paylaş

SPK’nın yatırım fonlarına yönelik kararları sonrasında piyasanın dikkati tasfiye edilecek fonlara ve bu fonların portföylerindeki hisselere çevrildi. Ancak satışların yaratabileceği daha geniş bir risk var: Hisse fiyatlarındaki sert düşüş, bu hisseleri teminat olarak kullanan şirket ve yatırımcıların finansmanını nasıl etkileyecek?

Türkiye sermaye piyasalarında son günlerde yaşanan gelişmeleri yalnızca yatırım fonlarının tasfiyesi ve Borsa İstanbul’daki sert fiyat hareketleri üzerinden değerlendirmek eksik kalabilir.

Çünkü fonlarda başlayan süreç, hisse fiyatları → teminat değerleri → kredi ilişkileri → yeni zorunlu satışlar üzerinden ikinci bir dalga yaratma potansiyeli taşıyor.

SPK, 18 Eylül’de yaptığı açıklamada, özellikle bazı serbest yatırım fonları ve para piyasası fonlarının düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini bildirdi.

Kurul, yapılan düzenlemelerin fonlar üzerinden olağandışı fiyat hareketlerinin ve ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanmanın yaratabileceği sistemik riskin finansal istikrara etkisini önlemeyi amaçladığını açıkladı.

Ancak şimdi piyasanın önünde başka bir soru bulunuyor:

Tasfiye süreci nedeniyle oluşabilecek satışlar, fonlarla doğrudan ilişkisi bulunmayan şirketleri ve finansman sistemini nasıl etkileyecek?

MESELE ARTIK SADECE FONLAR DEĞİL

Fonların portföylerinde çok sayıda Borsa İstanbul şirketinin hissesi bulunuyor.

Bu şirketlerin bir bölümünde fonlardan kaynaklanan satış baskısının artması, fiyatların şirketlerin faaliyetlerinden veya bilançosundaki değişikliklerden bağımsız biçimde hızla gerilemesine neden olabilir.

Buraya kadar yaşanan zarar sermaye piyasasının kendi içinde kalıyor gibi görülebilir.

Fakat hisse senetlerinin başka bir işlevi daha var:

Teminat.

Şirketler, ortaklar ve yatırımcılar sahip oldukları hisseleri çeşitli finansman işlemlerinde teminat olarak kullanabiliyor.

Hisse fiyatı düştükçe verilen teminatın piyasa değeri de düşüyor.

Basit bir örnekle:

Bir şirket veya yatırımcının 100 milyon TL değerindeki hisseyi bir finansman işlemi karşılığında teminat olarak verdiğini düşünelim.

Hissenin fiyatının yüzde 50 gerilemesi halinde teminatın piyasa değeri de yaklaşık 50 milyon TL’ye iner.

Ancak borç aynı hızla azalmaz.

Finansman sağlayan kuruluş bu durumda ilave teminat veya borcun bir bölümünün kapatılmasını talep edebilir.

Ve kritik zincir burada başlayabilir:

Hisse düşer.

Teminat değeri azalır.

Ek teminat ihtiyacı doğar.

Nakit bulunamazsa hisse satılır.

Yeni satış fiyatı daha da aşağı çeker.

Daha düşük fiyat yeni teminat açıkları yaratır.

Böylece başlangıçta belirli fonların tasfiyesiyle ortaya çıkan problem, kendi kendisini besleyen bir satış döngüsüne dönüşebilir.

BORSA SORUNU REEL SEKTÖRE TAŞINABİLİR Mİ?

Takip edilmesi gereken nokta tam olarak burası.

Bir şirketin faaliyetlerinde hiçbir bozulma olmamasına rağmen hissesi fon satışları nedeniyle sert biçimde değer kaybedebilir.

Ancak şirketin büyük ortağı bu hisseleri başka bir finansman ilişkisinde teminat olarak kullanmışsa fiyat düşüşü artık yalnızca borsadaki yatırımcının zararı değildir.

Finansman koşullarını da değiştirmeye başlar.

Şirket veya ortak yeni teminat bulmak, nakit yaratmak veya borç azaltmak zorunda kalabilir.

Bu durumda finansman ihtiyacını karşılamak için başka varlıkların satılması, yatırımların ertelenmesi veya nakit pozisyonunun korunmaya çalışılması gündeme gelebilir.

Dolayısıyla izlenmesi gereken risk zinciri şöyle:

Fon tasfiyesi → hisse satışı → fiyat düşüşü → teminat değerinin düşmesi → ek teminat talebi → yeni satış → finansman koşullarının sıkılaşması.

Bu zincirin hangi büyüklüğe ulaşacağı ise hisselerin ne ölçüde teminat olarak kullanıldığına, borç veren kuruluşların uygulayacağı iskonto oranlarına, tasfiye satışlarının hızına ve piyasadaki likiditeye bağlı.

Bu nedenle bugün itibarıyla bunun sistemik bir krize dönüşeceğini söylemek için yeterli veri bulunmuyor.

Nitekim Finansal İstikrar Komitesi yaşanan sorunların sınırlı ve yönetilebilir olduğu değerlendirmesinde bulundu.

OTORİTELER TEMİNAT VE LİKİDİTE KANALINA MÜDAHALE EDİYOR

Son alınan kararlar ekonomi yönetiminin bu aktarım mekanizmasını yakından takip ettiğini gösteriyor.

Reuters’ın aktardığı bilgilere göre TCMB, haftalık repo fonlamasını 300 milyar TL’ye yükseltti ve bankaların borçlanma imkanlarını artırdı.

Aynı süreçte kredili işlemlerde uygulanan özkaynak koruma oranı geçici olarak yüzde 35’ten yüzde 20’ye indirildi.

Bu düzenleme özellikle sert fiyat düşüşlerinin otomatik biçimde yeni teminat tamamlama taleplerine ve zorunlu satışlara dönüşmesini sınırlamak açısından önemli.

Tasfiye kararlarının kapsadığı fonların toplam büyüklüğünün yaklaşık 891 milyar TL, yatırımcı sayısının ise yaklaşık 353 bin olduğu bildiriliyor.

Bu rakamlar sürecin neden yakından yönetilmesi gerektiğini de ortaya koyuyor.

PİYASAYI YUKARI TAŞIMAK İLE TEMİNAT ZİNCİRİNİ KORUMAK AYNI ŞEY DEĞİL

Türkiye Varlık Fonu’nun piyasadaki alımları da fiyat istikrarı ve güven açısından önemli bir destek oluşturuyor.

Ancak bundan sonraki aşamada yalnızca endeksin seviyesi değil, piyasanın altında çalışan teminat mekanizması da izlenmeli.

Çünkü birkaç büyük hissenin yükselmesi endeksi hızla toparlayabilir.

Fakat çok sayıda orta ve küçük ölçekli hissede yaşanan sert değer kayıpları, bu hisselerin finansal sistemde teminat olarak kullanıldığı durumlarda farklı sonuçlar doğurabilir.

Bir hissenin fiyatı düştüğünde yalnızca yatırımcının serveti azalmıyor.

Finansal sistemde kullanılabilen teminatın değeri de azalıyor.

Bu nedenle önümüzdeki günlerde piyasanın sağlığını değerlendirirken yalnızca BIST 100 endeksine bakmak yeterli olmayacak.

Tasfiye kapsamındaki fonların hangi hisselerde ne büyüklükte pozisyon taşıdığı, bu hisselerdeki satışların ne hızda gerçekleştiği, kredili pozisyonların büyüklüğü ve ek teminat taleplerinin yaygınlaşıp yaygınlaşmadığı çok daha önemli hale gelecek.

SPK’nın 18 Eylül tarihli açıklamasında düzenlemelerin amacının finansal istikrarı tehdit edebilecek sistemik riskleri önlemek olduğunun özellikle vurgulanması da bu açıdan dikkat çekici.

Türkiye şu anda fon piyasasındaki sorunu temizlemeye çalışıyor.

Bundan sonraki kritik aşama, bu temizliğin sağlıklı şirketlerin hisselerinde kontrolsüz fiyat hareketlerine ve buradan da teminat-finansman zincirine taşınmasını engellemek.

Çünkü sermaye piyasasında başlayan bir likidite problemi, yeterince büyüdüğünde yalnızca sermaye piyasasında kalmayabilir.

Borsadaki fiyat düşüşü serveti azaltır.
Teminat değerindeki düşüş ise kredi mekanizmasını etkileyebilir.

Önümüzdeki günlerde yakından izlenmesi gereken risk tam olarak bu aktarım kanalı olacak.

Kaynaklar: Sermaye Piyasası Kurulu’nun 18 Eylül 2026 tarihli Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber Düzenlemesine Dair Açıklaması; SPK’nın 28 Ağustos 2026 tarihli Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber düzenlemesi; Reuters, 17 Eylül 2026.

Buradaki 891 milyar TL, 353 bin yatırımcı, 300 milyar TL repo ve %35→%20 özkaynak koruma oranını ayrıca güncel kaynaklardan kontrol ettim. Reuters bu rakamları doğruluyor; SPK da bugünkü açıklamasında düzenlemelerin amacını açıkça “sistemik riskin finansal istikrara etkisini önlemek” olarak tanımlıyor. 

SPK’nın 18 Eylül açıklaması⁠ · Reuters’ın piyasa müdahaleleri haberi⁠

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
destek@bsekonomi.com
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction