
Dr. Artunç Kocabalkan
15 Eylül 2026 sabahında küresel piyasaların belki de en önemli rakamı petrolün 100 doların üzerinde olması bile değil.
ABD 10 yıllık tahvil faizi %5’in üzerinde.
Reuters’a göre gösterge 10 yıllık tahvil faizi %5,0266’ya kadar yükselerek 2007’den bu yana en yüksek seviyesini gördü. Financial Times da faizi yaklaşık %5,03, Brent petrolü ise 107,70 dolar civarında bildiriyor.
WTI yaklaşık 103 dolar, Brent ise 107 doların üzerinde.
Üstelik bunun arkasında tek bir neden yok.
Petrol şoku, kalıcı enflasyon, Fed’in yeniden faiz artıracağı beklentisi, ABD’nin borçlanma ihtiyacı ve Ortadoğu’daki jeopolitik risk aynı anda tahvil piyasasına yükleniyor.
Reuters’ın aktardığı son fiyatlamada piyasalar Fed’in bu hafta faiz artırmasına yaklaşık %93 ihtimal veriyor.
Reuters’ın ekonomist anketinde ise katılımcıların %85’i Fed’in 15-16 Eylül toplantısında faizi 25 baz puan artırarak %3,75-%4,00 aralığına çıkarmasını bekliyor. Dahası, ekonomistlerin önemli bölümü Mart 2027’ye kadar en az bir artış daha öngörüyor.
Bu nedenle yarınki Fed toplantısı sıradan bir merkez bankası toplantısı olmaktan çıktı.
Fed artık talep kaynaklı klasik bir enflasyonla değil, enerji arz şoku ile dirençli ekonomi arasında karar vermek zorunda.
Ve Kevin Warsh’ın problemi tam burada başlıyor.
Petrol 107 dolar.
10 yıllık tahvil %5.
Enflasyon hâlâ sorun.
Dolar güçleniyor.
Hisse piyasaları ise henüz gerçek anlamda teslim olmuş değil.
Fed bu ortamda ne yapacak?
Faizi artırırsa zaten yükselmiş olan finansman maliyetlerini daha da yukarı taşıyabilir.
Artırmazsa petrol şokunun enflasyon beklentilerine yerleşmesine izin verdiği algısını yaratabilir.
WSJ’nin dikkat çektiği bir başka boyut daha var: Kevin Warsh’ın Fed başkanlığı, Trump ile merkez bankası arasındaki gerilimi bir süre azaltmıştı. Fakat petrol ve enflasyon nedeniyle yapılacak yeni bir faiz artırımı, seçimler yaklaşırken bu siyasi ateşkesi de sınayacak.
Dolayısıyla Fed’in önündeki mesele yalnızca:
25 baz puan mı, sıfır mı?
değil.
Asıl mesele Fed’in enerji kaynaklı enflasyona ne kadar parasal sıkılaştırmayla cevap vermeye hazır olduğu.
Bu ayrım önümüzdeki ayların bütün varlık fiyatlamasını belirleyebilir.
Hafta sonu piyasaların önemli tartışmalarından biri yapay zekâydı.
AI yatırımlarının sürdürülebilirliği ve yapay zekâ şirketlerinin dev sermaye harcamalarının yavaşlama ihtimali teknoloji hisselerinde yeni soru işaretleri yarattı.
Ancak Ozan Tarman’ın 14 Eylül tarihli European Macro Call değerlendirmesindeki ifade çok daha kısa:
“Boss is Iran/oil here.”
Yani patron İran ve petrol.
Tarman’ın aktardığı toplantının ortak makro anlatısı üç gelişmeyi aynı zincirin parçaları olarak görüyor:
kalıcı enflasyon ve yükselen politika faizi beklentileri + Ortadoğu kaynaklı enerji şoku + AI sermaye harcamalarının sürdürülebilirliği tartışması.
15 Eylül fiyatları bu görüşü şimdilik doğruluyor.
Reuters’a göre Brent yaklaşık 107,37 dolar, WTI 103,24 dolar seviyesinde. Ortadoğu’daki gelişmeler küresel petrol arzının yaklaşık %4’ünü tehdit eden yeni bir risk yaratırken Körfez ülkeleri ile İran arasındaki görüşmelerin ertelenmesi de fiyatlamayı ağırlaştırıyor.
FT ise Suudi Arabistan üzerindeki baskının yalnız petrol sahalarıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiyor.
Husilerin Kızıldeniz hattındaki ilerleyişi, Bab el-Mandeb üzerindeki riskler, güneydeki enerji altyapısı ve Irak’taki İran yanlısı grupların petrol hatlarına yönelik baskısı aynı anda devrede.
Bu nedenle petrol fiyatını artık yalnızca Brent ekranındaki bir sayı olarak okumamak gerekiyor.
Petrol;
enflasyondur.
nakliye maliyetidir.
şirket marjıdır.
hanehalkının harcanabilir geliridir.
Ve sonunda:
merkez bankasının hareket alanıdır.
Piyasadaki yeni aktarım mekanizması burada kuruluyor.
Brent 100 doların üzerinde kalırsa enerji maliyetleri tüketici fiyatlarına yeniden sızıyor.
Enflasyon beklentileri yükseliyor.
Fed’in faiz indirim alanı ortadan kalkıyor.
Hatta bugün olduğu gibi faiz artırımı tartışılıyor.
Tahvil yatırımcısı daha yüksek getiri talep ediyor.
10 yıllık tahvil %5’i geçiyor.
Dolar güçleniyor.
Finansal koşullar sıkılaşıyor.
Fakat zincirin önemli bir parçası henüz tamamlanmadı:
Hisseler ve kredi piyasası yeterince kırılmadı.
European Macro Call’daki en önemli gözlemlerden biri tam olarak bu.
Katılımcılar yükselen enerji fiyatlarına ve faizlere rağmen ekonominin şaşırtıcı biçimde dirençli kaldığını, riskli varlıkların tahvillerde kalıcı bir ralliyi tetikleyecek ölçüde gerilemediğini düşünüyor.
Nicholas Trbovic’in görüşü daha da önemli:
Faizler, riskli varlıklar ciddi biçimde zayıflayana kadar yüksek kalabilir.
Tahvil rallisinin gerçek tetikleyicisi yalnız düşük enflasyon değil; muhtemelen zayıflayan kredi ve hisse piyasaları olacak.
Bence piyasanın yeni denklemi tam olarak burada.
%5’lik ABD tahvil faizi yalnızca tahvil yatırımcısının meselesi değildir.
Bu seviyede sermayenin alternatif maliyeti değişir.
Yatırımcı, risk almak için artık çok daha güçlü bir gerekçe ister.
Şirketlerin borç yenilemesi pahalılaşır.
Kaldıraçlı şirketler zorlanır.
Gayrimenkul finansmanı pahalılaşır.
Özel sermaye fonlarının değerleme modelleri değişir.
Yüksek büyüme beklentisine dayanan teknoloji şirketlerinin gelecekteki nakit akımlarının bugünkü değeri azalır.
Nitekim ABD’de 30 yıllık mortgage faizinin 10 Eylül itibarıyla yaklaşık %6,97’ye yükselmiş olması, tahvil piyasasındaki hareketin reel ekonomiye geçişinin somut örneklerinden biri.