
21 Ağustos 2026 | BS Ekonomi – FT Full Throttle
Sabah ekranına yalnız üç fiyat yazın:
ABD 30 yıllık tahvil faizi: %5,25 civarı.
Brent: 93–95 dolar bandı.
Altın: 4.500 doların üzerinde.
Bence bugün dünyadaki bütün piyasa tartışmasını bu üç fiyatın birbirleriyle ilişkisi anlatıyor.
ABD Hazinesi birkaç gün önce uzun vadeli Treasury geri alımlarını iki katına çıkararak piyasaya açık bir mesaj verdi:
“Uzun taraftaki likiditeyi destekleyeceğim.”
İlk reaksiyon güçlüydü.
Tahviller yükseldi.
Faizler düştü.
Dolar geriledi.
Altın sıçradı.
Fakat cuma sabahı 30 yıllık Treasury faizi yeniden %5,25 civarında. 10 yıllık faiz de yaklaşık %4,71. Wall Street Journal’ın Tradeweb verileri de aynı tabloyu gösteriyor.
Yani sorun şu:
Bu çok önemli.
Çünkü artık yalnız “Fed ne yapacak?” sorusunu konuşmuyoruz.
ABD devlet borcunun fiyatını konuşuyoruz.
ABD Hazine Bakanlığı’nın resmî açıklamasına göre 10–20 yıl ve 20–30 yıl vadeli nominal tahvillerde likidite desteği amaçlı geri alım operasyonlarının azami büyüklüğü 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara çıkarıldı. Yeni büyüklükler 9 Eylül’den itibaren geçerli olacak.
Bu Fed QE’si değil.
Hazine para yaratmıyor.
Dolayısıyla operasyonun finansmanı başka Hazine ihraçlarıyla sağlanmak zorunda.
Financial Times’ın bugünkü detaylı analizinde tam olarak bu nedenle hamlenin Operation Twist benzeri bir etki yaratabileceği tartışılıyor: uzun vadeli tahviller geri alınırken daha kısa vadeli borçlanmanın ağırlığı artabilir.
Bu teknik olarak önemli.
Çünkü Washington aslında iki farklı problemi ayırmaya çalışıyor:
Likidite sorunu
ve
mali sürdürülebilirlik sorunu.
Bessent birincisine müdahale ediyor.
Ama piyasanın korktuğu şey ikincisi olabilir.
Çünkü uzun vadeli faiz Amerikan finans sisteminin temel iskonto oranlarından biri.
30 yıllık faiz yükseldiğinde yalnız Hazine etkilenmez.
Mortgage yükselir.
Kurumsal tahvil maliyetleri artar.
Altyapı finansmanı pahalanır.
Private credit maliyeti artar.
Gayrimenkul iskonto oranı yükselir.
Uzun-duration teknoloji hisselerinin bugünkü değeri aşağı gelir.
Dolayısıyla %5,25’lik 30 yıllık faiz:
bir tahvil haberi değil.
Reuters’ın cuma sabahı küresel piyasa analizindeki ana tema da tam bu: Asya hisseleri haftalık düşüşe giderken yüksek petrol ve yüksek tahvil faizleri risk iştahını baskılıyor.
“ABD borcu 40 trilyon dolar oldu” cümlesi tek başına dramatize edilmemeli.
Amerika dolar basabiliyor.
Treasury hâlâ dünyanın en derin devlet tahvili piyasası.
Fakat mesele borcun nominal büyüklüğü değil.
Borcu hangi faizle çevirdiğiniz.
%1,5–2 faiz dünyasında 40 trilyon dolar başka.
%5 civarı uzun faiz dünyasında bambaşka.
Financial Times bugün uzun tahvil satışının arkasında yalnız İran savaşı olmadığını; yükselen borç, yüksek açıklar ve piyasanın ABD mali politikasına duyduğu artan rahatsızlığın da etkili olduğunu vurguluyor.
Wall Street Journal’ın bugün kullandığı kavram ise daha çarpıcı:
“safe haven premium” azalıyor olabilir.
Gazete, bazı ekonomistlerin Treasury piyasasında artık bir “absorption premium” oluştuğunu düşündüğünü aktarıyor. Yani yatırımcı Amerikan tahvilini yalnız güvenli olduğu için düşük getiriyle almak istemiyor; dev arzı absorbe etmek için daha yüksek getiri talep ediyor olabilir.
Bu küçük bir semantik değişiklik değil.
Bu gerçekleşiyorsa:
Normal denklem şöyle olmalı:
ABD uzun faizi yükselir.
Dolar güçlenir.
Ama bu hafta dolar zayıfladı.
Reuters, Hazine’nin geri alım kararının ardından döviz piyasasında “dollar debasement” ve finansal baskılama tartışmalarının yeniden güçlendiğini yazıyor.
Burada kritik ayrım şu:
Yüksek faiz iki şekilde oluşabilir.
Birincisi:
Güçlü ekonomi → yüksek reel getiri.
Bu dolar için pozitiftir.
İkincisi:
Daha yüksek mali risk primi → daha fazla borç arzı → daha yüksek enflasyon/risk primi.
Bu dolar için aynı derecede pozitif değildir.
Piyasa yavaş yavaş ikinci ihtimali konuşmaya başlıyor olabilir.
Bu nedenle asıl soru artık:
“ABD faizi ne kadar yüksek?”
değil.
Altın klasik olarak yüksek reel faizden hoşlanmaz.
Çünkü altın faiz ödemez.
ABD tahvili %5 civarında getiri veriyorsa yatırımcı neden altın alsın?
Eskiden denklem daha kolaydı.
Ama bugün altın 4.500 doların üzerinde.
ABD 30Y yaklaşık %5,25.
Ve ikisi aynı anda güçlü kalıyor.
Bu bize altının artık yalnız faiz fonksiyonuyla açıklanamadığını söylüyor.
Reuters, Hazine geri alım açıklamasının ardından altının bir günde %3’ün üzerinde yükseldiğini bildirdi.
Daha önemlisi Reuters’ın cuma günü çıkan analizinde, Hazine’nin tahvil piyasasına müdahalesinin doların değer kaybı ve finansal baskılama/debasement endişelerini yeniden canlandırdığı belirtiliyor.
Yani altın şu anda en az dört şeyi aynı anda satın alıyor:
Jeopolitik risk.
Dolar riski.
Mali sürdürülebilirlik riski.
Politika hatası riski.
Bu nedenle:
Temmuz Fed toplantısının tutanakları önemli bir ayrıntı gösterdi.
Fed politika faizini %3,50–3,75 bandında sabit tuttu.
Ama üç üye 25 baz puan artış istedi.
Reuters’a göre birçok üye, enflasyon %2 hedefine doğru yeterince gerilemezse daha fazla sıkılaşmanın gerekli olabileceğini düşünüyor.
İşte politika tuzağı burada.
Trump düşük faiz istiyor.
Hazine uzun vadeli faizleri sakinleştirmek istiyor.
Fed ise enflasyon nedeniyle gerekirse faiz artırmaktan söz ediyor.
Aynı anda İran savaşı petrolü yukarı itiyor.
Bu dört kuvvet aynı yönde değil.
Ve eğer Brent 100 dolara giderse:
Fed’in işi daha da zorlaşır.
Brent cuma sabahı yaklaşık 93,5 dolar civarında. WTI yaklaşık 86 dolar.
Petrol biraz gevşedi ama risk primi bitmiş değil.
WSJ, Orta Doğu’dan çıkan ham petrol akışının Hürmüz sorunu nedeniyle ciddi ölçüde azaldığını ve Morgan Stanley tahminlerine göre kaybın yaklaşık 2,2 milyon varil/gün olabileceğini aktarıyor.
Bu fiziksel piyasa açısından kritik.
Çünkü Hürmüz’de yaşanan sorun yalnız “savaş haberi” değildir.
Şunları yükseltir:
Navlun.
Sigorta primi.
Teslim süresi.
Rafineri marjı.
Alternatif rota maliyeti.
Stok taşıma maliyeti.
Bu nedenle petrol 90 doların üzerinde kaldıkça ABD enflasyonunun aşağı gelmesi zorlaşıyor.
Amerika’nın askerî kapasitesi İran’dan çok daha büyük.
Bu tartışmalı değil.
Ama modern savaşın sonucu yalnız savaş alanında ölçülmüyor.
İran’ın Washington’a stratejik zarar vermesi için bir Amerikan uçak gemisini batırması gerekmiyor.
Yeterince uzun süre:
Hürmüz riskini yüksek tutması
yeterli olabilir.
Zincir:
Hürmüz riski ↑
→ Petrol ↑
→ Enflasyon ↑
→ Fed’in hareket alanı daralır
→ Tahvil satışı artar
→ Uzun faiz ↑
→ Mortgage / bütçe faizi / teknoloji iskonto oranı ↑
Bu nedenle İran savaşının gerçek ekonomik cephesi:
Trump aynı anda şunları istiyor:
İran üzerinde maksimum baskı.
Ucuz petrol.
Düşük faiz.
Güçlü dolar.
Ucuz mortgage.
Güçlü Wall Street.
Ama İran’a baskı arttıkça:
Petrol yükseliyor.
Petrol yükseldikçe:
Enflasyon yükseliyor.
Enflasyon yükseldikçe:
Fed gevşeyemiyor.
Fed gevşeyemedikçe:
Trump’ın düşük faiz hedefi zorlaşıyor.
Ve Hazine uzun tarafı rahatlatmak için piyasaya giriyor.
Bu yüzden Washington’un problemi artık tek bir politika hatası değil.
Bu çok önemli.
Geri alımlar uzun tahvil faizlerini düşürmeyi başarırsa:
Mortgage rahatlar.
Riskli varlıklar desteklenir.
Dolar zayıflayabilir.
Altın güçlenebilir.
Ama piyasa geri alımı şöyle okursa:
“Washington piyasa fiyatlamasından rahatsız oldu ve faizi idari olarak bastırmaya çalışıyor.”
o zaman tam tersi olabilir.
Yatırımcı daha yüksek risk primi ister.
FT’nin bugün dikkat çektiği tehlike bu: Bessent’in hamlesinin “daha derin sorun var” sinyali olarak yorumlanması halinde müdahale, sakinleştirmek yerine güven sorununu büyütebilir.
Bu yüzden Bessent put’ın gücü sınırsız değil.
Burada İran’dan bağımsız ikinci bir problem var.
Wall Street Journal bugün büyük teknoloji şirketlerinin AI altyapısını finanse etmek için artan tahvil ihracına dikkat çekiyor.
Bu bize klasik bir kavramı yeniden getiriyor:
crowding out.
Yani devlet büyük miktarda borçlanıyor.
Teknoloji şirketleri de dev veri merkezleri ve enerji yatırımları için büyük miktarda borçlanıyor.
Aynı sermaye havuzundan para istiyorlar.
Sonuç:
Uzun vadeli sermayenin fiyatı yükseliyor.
Bu, AI rallisinin ironik tarafı.
AI büyümesi hisse senetlerini desteklerken AI finansmanı uzun tahvil faizini yukarı itebilir.
Ve yüksek tahvil faizi tekrar teknoloji değerlemelerini baskılayabilir.
Nasdaq bir duration trade’idir.
Bugün büyük teknoloji şirketlerinin çoğunda piyasa değerinin önemli bölümü gelecekteki nakit akımlarına dayanır.
İskonto oranı yükselirse bu gelecekteki nakit akımlarının bugünkü değeri düşer.
Bu yüzden:
Brent 100
30Y %5,50
kombinasyonu Nasdaq açısından tehlikelidir.
Fed faiz artırmasa bile.
Asıl mesele bu.
Bu piyasa rejimi 2020–2021 döneminden tamamen farklıdır.
Burada rezerv tarafını unutmayalım.
World Gold Council’ın Q2 2026 raporunda merkez bankalarının net altın talebi 289 ton. Bu yıllık bazda yaklaşık %62 artış anlamına geliyor. Çin, Polonya ve diğer merkez bankalarının alımları altın talebinin yapısal bölümünü destekliyor.
Burada altının ana hikâyesi:
ABD tahvili tamamen terk ediliyor değil.
Ama merkez bankaları:
marjinal rezervlerini çeşitlendiriyor.
Bu çok farklı.
Dolar sisteminin çökmesine gerek yok.
Altının yükselmesi için yalnızca:
yeni rezerv dolarının daha küçük bir kısmının Treasury’ye, daha büyük bir kısmının altına gitmesi
yeterli olabilir.
Altın 4.500 dolar civarındaysa 5.400 yaklaşık %20 yukarıda.
Normal bir piyasa için büyük hareket.
Ama bugünkü sistemik değişkenler için imkânsız değil.
Ben 5.400’ü klasik hedef fiyat olarak kullanmıyorum.
Bunun için gereken kombinasyon:
Brent 100–110 dolar.
ABD 30Y %5,50 veya üzeri.
Hazine daha fazla müdahale ediyor.
Fed enflasyon yüzünden gevşeyemiyor.
Dolar zayıflıyor.
Merkez bankası altın talebi devam ediyor.
Bu olursa fiyat yolu:
4.500 → 4.650 → 4.800 → 5.000 → 5.200 → 5.400
artık fantastik değil.
Ama altının 5.400 olduğu dünya yatırımcı açısından iyi dünya değildir.
Türkiye için bu küresel tablo iki taraflı.
Doların zayıflaması ve küresel likidite hikâyesi BIST için olumlu olabilir.
Ama 90–100 dolar petrol Türkiye açısından negatiftir.
Çünkü Türkiye enerji ithalatçısı.
Yüksek petrol:
Cari açığı artırabilir.
Enflasyonu yukarı itebilir.
Kur üzerindeki baskıyı artırabilir.
TCMB’nin gevşeme alanını daraltabilir.
Bu nedenle BIST’te “endeksi al” piyasası yerine:
oluşabilir.
Elektrifikasyon, enerji altyapısı, şebeke, enerji verimliliği ve ihracat temaları stratejik olarak daha değerli hale gelirken enerji yoğun şirketlerde maliyet baskısı yeniden hesaplanmalı.
Hürmüz açılır.
Brent 80–85 dolara geriler.
ABD 30Y %5 altına iner.
Dolar stabilize olur.
Altın: 4.250–4.500.
Nasdaq: Güçlü.
BIST: Risk-on.
Brent 90–100.
ABD 30Y %5,10–5,40.
Hazine dönem dönem piyasa desteği verir.
Fed bekler.
Dolar hafif zayıf.
Altın: 4.500–5.000.
Nasdaq: Dalgalı.
BIST: Seçici.
Bu benim mevcut ana senaryom.
Hürmüz yeniden kötüleşir.
Brent 110+.
ABD 30Y %5,50+.
Hazine müdahaleyi büyütür.
Fed enflasyon nedeniyle gevşeyemez.
Dolar üzerindeki güven primi azalır.
Altın: 5.000–5.400+.
Nasdaq: ciddi değerleme riski.
BIST: volatilite ve hisse ayrışması.
Bence bugün piyasanın en önemli rakamı altının 4.500 olması değil.
ABD 30 yıllık tahvilinin %5,25 olması.
Çünkü Bessent daha iki gün önce piyasaya müdahale etti.
Tahvilleri geri aldı.
Faiz düştü.
Dolar düştü.
Altın fırladı.
Şimdi faiz yeniden yukarı.
Piyasa çok net bir soru soruyor:
“Sorun gerçekten likidite miydi?”
Eğer sorun yalnız likiditeyse Bessent çözebilir.
Ama sorun:
40 trilyon dolar borç,
yüksek bütçe açığı,
İran savaşı,
95 dolarlık petrol,
Fed’in enflasyon sorunu
ve artan tahvil arzıysa…
o zaman 4 milyar dolarlık geri alım yalnız aspirin olur.
Ve işte bu yüzden altın 4.500’ün üzerinde.
Çünkü altın bence artık:
enflasyonu değil yalnızca; politika hatasını da fiyatlıyor.
Ben bugün dört rakamı izliyorum:
ALTIN 4.500
BRENT 95
ABD 30Y %5,25
DOLAR
Petrol 95’i geçerken 30 yıllık faiz de %5,30 üzerine gidiyor ve dolar buna rağmen güçlenemiyorsa:
Çünkü bu, yüksek faizin “güçlü Amerika” fiyatı değil,
daha yüksek Amerikan risk primi fiyatı olabilir.
Ve o zaman altındaki 5.400 dolar senaryosu gerçekten hayal olmaktan çıkar.
Asıl soru altının kaç dolar olacağı değil.
Altını oraya hangi dünyanın götüreceği.