İspanya’dan Arjantin’e uzanan 500 yıllık tarih… Endülüs, Yahudi diasporası, Nazi kaçış ağları, Perón, Milei ve İsrail ilişkilerinin perde arkası.

Artunç Kocabalkan
Dünya siyasetinde bazı ülkeler vardır ki tarihleri yalnızca kendi sınırları içinde yaşanan olaylarla açıklanamaz. Arjantin bunlardan biridir. Bugün Javier Milei yönetimiyle İsrail’e verdiği güçlü destek, Batı dünyasındaki yeni konumu ve uluslararası siyasette üstlendiği rol nedeniyle yeniden gündemdedir. Aynı Arjantin, II. Dünya Savaşı sonrasında Adolf Eichmann, Josef Mengele ve Erich Priebke gibi Nazi savaş suçlularının saklandığı ülkelerden biri olarak da tarihe geçmiştir.
İlk bakışta bu iki olgu çelişkili görünür. Ancak Arjantin’in yaklaşık iki yüzyıllık devlet tarihi incelendiğinde, ülkenin göç politikaları, Avrupa ile bağları ve değişen siyasi yönelimleri bu tabloyu daha anlaşılır hâle getirir.
Bu yazının amacı, komplo teorileri üretmek değil; tarihsel belgeler, akademik çalışmalar ve doğrulanabilir bilgiler ışığında Arjantin’in bugün geldiği noktayı anlamaktır.
1492 yılı yalnızca Kristof Kolomb’un Amerika’ya ulaşması açısından değil, İspanya’nın siyasi ve dini dönüşümü açısından da bir dönüm noktasıdır.
Aynı yıl:
Bugünkü Arjantin toprakları başlangıçta İspanyol İmparatorluğu’nun uzak ve ikincil bölgelerinden biriydi. Peru kadar zengin altın ve gümüş yataklarına sahip olmadığı için uzun süre ikinci planda kaldı.
1776 yılında İspanya, Río de la Plata Genel Valiliği’ni kurdu. Buenos Aires hızla gelişti ve Atlantik ticaretinin önemli merkezlerinden biri hâline geldi.
1810 Mayıs Devrimi ve 1816 bağımsızlık ilanıyla modern Arjantin’in temelleri atıldı.
Yeni devletin en büyük problemi nüfus eksikliğiydi.
Çözüm ise Avrupa’dan kitlesel göç almaktı.
İtalyanlar,
İspanyollar,
Almanlar,
Fransızlar,
Doğu Avrupalılar,
Yahudiler,
milyonlarca kişi olarak ülkeye geldi.
Bu politika yalnızca ekonomik değil aynı zamanda ideolojikti.
Dönemin Arjantin elitleri Avrupa kültürünü “medeniyet” olarak görüyor, ülkeyi Avrupa’nın bir uzantısı hâline getirmek istiyordu.
Bugünkü Buenos Aires’in Paris’e benzemesinin nedeni de budur.
Modern tartışmalarda Endülüs sıklıkla ya tamamen idealize edilir ya da tamamen reddedilir.
Gerçek ise ikisinin arasındadır.
Emeviler döneminde Yahudiler Avrupa’nın büyük bölümüne kıyasla daha geniş haklara sahipti.
Devlet yönetiminde görev aldılar.
Ticaret yaptılar.
Bilim insanı oldular.
Tıp ve felsefede önemli eserler verdiler.
İbn Meymun bunun en bilinen örneklerinden biridir.
Ancak bütün dönem aynı değildi.
Bazı hanedanlar daha hoşgörülü olurken özellikle Muvahhidler döneminde ciddi baskılar yaşandı.
Dolayısıyla “kesintisiz hoşgörü” kadar “kesintisiz zulüm” anlatısı da tarihsel gerçekliği tam olarak yansıtmaz.
Katolik Krallar Ferdinand ile Isabella’nın yayımladığı Elhamra Fermanı, Yahudilere iki seçenek sundu:
Yüz binlerce kişi İspanya’dan ayrıldı.
Bir kısmı Osmanlı’ya geldi.
Bir kısmı Kuzey Afrika’ya geçti.
Bir kısmı Hollanda’ya yerleşti.
Bu sürgün, Sefarad Yahudilerinin dünya çapındaki diasporasının başlangıcı oldu.
Osmanlı Sultanı II. Bayezid’in Yahudi göçmenleri kabul etmesi tarihsel kaynaklarda geniş biçimde yer alır.
Sık yapılan hatalardan biri 1492 ile modern Siyonizmi aynı tarihsel bağlama koymaktır.
Modern siyasi Siyonizm 19. yüzyıl sonlarında Theodor Herzl tarafından şekillendirildi.
Dolayısıyla Endülüs dönemi Yahudileri ile modern İsrail devleti arasında doğrudan tarihsel süreklilik kurmak doğru değildir.
Arada yaklaşık dört yüz yıllık büyük bir zaman farkı vardır.
1880’lerden itibaren özellikle Rus İmparatorluğu’ndaki pogromlardan kaçan binlerce Yahudi Arjantin’e yerleşti.
Baron Maurice de Hirsch’in desteklediği kolonizasyon projeleri sayesinde tarım yerleşimleri kuruldu.
Arjantin kısa sürede Amerika kıtasındaki en büyük Yahudi nüfuslarından birine sahip oldu.
Buenos Aires bugün hâlâ dünyanın önemli Yahudi kültür merkezlerinden biridir.
Bu nedenle Arjantin ile Yahudiler arasındaki ilişki yalnızca Milei dönemine ait değildir.
Yaklaşık 140 yıllık geçmişe sahiptir.
Okullar kurdular.
Şirketler açtılar.
Kültürel dernekler oluşturuldu.
1930’lu yıllarda Almanya’da Nazi Partisi yükselirken Arjantin’deki Alman topluluğunun bir kısmı Berlin ile bağlarını sürdürdü.
Ancak bütün Alman göçmenlerini Nazi olarak görmek doğru değildir.
Toplum kendi içinde farklı siyasi görüşlere sahipti.
Juan Domingo Perón Arjantin tarihinin en tartışmalı liderlerinden biridir.
Faşist İtalya’yı yakından incelemişti.
Devletçilik,
sendikalar,
milliyetçilik,
gibi unsurları kendi modeline uyarladı.
II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’dan çok sayıda uzmanı ülkeye davet etti.
Bunların arasında mühendisler de vardı.
Bilim insanları da.
Ne yazık ki savaş suçluları da.
Ratlines adı verilen kaçış ağları bugün tarihçiler tarafından büyük ölçüde belgelenmiştir.
Sahte pasaportlar,
Kızılhaç belgeleri,
kaçış rotaları,
bazı din adamlarının yardımları,
ve çeşitli Avrupa bağlantıları kullanılarak çok sayıda Nazi Güney Amerika’ya ulaştı.
Arjantin bu ağın en önemli duraklarından biri oldu.
Holokost’un lojistik organizasyonunda görev alan Eichmann 1950 yılında Arjantin’e kaçtı.
Ricardo Klement adıyla yaşamaya başladı.
1960 yılında Mossad tarafından Buenos Aires yakınlarında yakalandı.
Gizlice İsrail’e götürüldü.
1962 yılında idam edildi.
Bu operasyon modern istihbarat tarihinin en dikkat çekici operasyonlarından biri kabul edilir.
Auschwitz’in “Ölüm Meleği” olarak bilinen Josef Mengele de Arjantin’e geldi.
Daha sonra Paraguay ve Brezilya’ya geçti.
1979 yılında Brezilya’da boğularak öldü.
Uzun yıllar kimliği kesinleşmedi.
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur.
Muhtemel nedenler:
Avrupa’dan nitelikli insan çekme isteği,
Soğuk Savaş dengeleri,
zayıf uluslararası denetim,
bürokratik eksiklikler,
ve Perón yönetiminin siyasi tercihleri.
Tarihçiler bu faktörlerin birlikte etkili olduğunu belirtmektedir.
İlginç olan nokta şudur:
Nazi kaçaklarının bulunduğu aynı ülkede Latin Amerika’nın en büyük Yahudi topluluklarından biri de yaşamaya devam etti.
Bu durum ilk bakışta çelişkili görünse de göç dalgalarının farklı dönemlerde gerçekleşmiş olması bunu açıklar.
Buenos Aires’te İsrail Büyükelçiliği saldırısı,
ardından AMIA Yahudi Kültür Merkezi saldırısı,
Arjantin tarihinin en ağır terör olayları arasında yer aldı.
Soruşturmalar yıllarca tartışıldı.
İran ve Hizbullah bağlantıları uzun süre gündemde kaldı.
2023 sonrasında Javier Milei dış politikada köklü değişiklik yaptı.
İsrail’e açık destek verdi.
Kudüs’ü ziyaret etti.
İsrail ile ekonomik ve güvenlik alanlarında ilişkileri güçlendirdi.
Bu yaklaşım, önceki yönetimlerden belirgin biçimde ayrıldı.
Bu ifade tarihsel olarak doğru değildir.
Ancak son dönemde:
yatırımcılar,
girişimciler,
bazı dini topluluklar,
ve İsrail ile yakın ilişki isteyen çevreler açısından Arjantin’in cazibesinin arttığı gözlenmektedir.
Bu artış, “kitlesel göç” anlamına gelmez.
Son yıllarda Gazze savaşı sonrasında İspanya hükümeti ile İsrail arasında ciddi diplomatik krizler yaşandı.
Bu durum güncel siyasetin ürünüdür.
Bunu bütün Yahudilerin İspanya’ya karşı tarihsel bir tutumu olarak yorumlamak doğru olmaz.
İspanya’da bugün de büyük Yahudi toplulukları yaşamaktadır.
İki ülke arasında diplomatik ilişkiler sürmektedir.
Arjantin yalnızca ideolojik nedenlerle değil;
nedeniyle de büyük güçlerin ilgisini çekmektedir.
Bu nedenle ülkenin jeopolitik değeri son yıllarda yeniden yükselmiştir.
“Arjantin’de Afrika kökenli nüfus neden diğer Latin Amerika ülkelerine kıyasla bu kadar az görünüyor?”
Bu, tarihçilerin de üzerinde çalıştığı meşru bir araştırma konusudur.
Bunun arkasında birkaç temel neden bulunur:
Dolayısıyla bu konu tarih, demografi ve sosyoloji açısından tamamen meşru bir araştırma başlığıdır.
Ancak bunu, makalendeki Nazi geçmişi, İsrail ilişkileri ve Milei dönemiyle nedensel olarak bağlamak için güçlü kanıtlar gerekir. Mevcut akademik literatürde “Arjantin’deki Afro nüfusun azlığı ile Nazi sığınmacıları veya İsrail’le yakınlaşma arasında doğrudan bir ilişki vardır” şeklinde kabul görmüş bir tez bulunmamaktadır.
“Arjantin’in dikkat çeken demografik yapısı da uzun yıllardır tartışma konusu. Peki, diğer Latin Amerika ülkelerine göre neden daha az Afrika kökenli nüfusa sahip? Bunun cevabı; 19. yüzyıl savaşları, salgınlar, Avrupa göçü ve asimilasyon politikalarında aranıyor.”
Arjantin’in hikâyesi tek bir ideolojiyle açıklanamaz.
Bu ülke aynı anda:
Avrupa göçünün merkezi,
Latin Amerika’nın en büyük Yahudi toplumlarından birinin evi,
Nazi savaş suçlularının kaçış noktalarından biri,
Soğuk Savaş’ın önemli aktörlerinden biri,
ve bugün İsrail’in en yakın diplomatik ortaklarından biri olmuştur.
Tarih bize siyah-beyaz cevaplar sunmaz. Aynı coğrafya farklı dönemlerde birbirine zıt görünen gelişmelere sahne olabilir. Arjantin bunun en dikkat çekici örneklerinden biridir.
Bu nedenle günümüzde Arjantin’in İsrail’le yakınlaşmasını anlamak için yalnızca II. Dünya Savaşı’na değil; 19. yüzyıl göç politikalarına, Sefarad tarihine, Avrupa’nın dönüşümüne, Soğuk Savaş’a ve modern jeopolitiğe birlikte bakmak gerekir. Ancak bu çok katmanlı perspektif, tarihsel gerçekleri efsanelerden ayırmamıza ve bugünkü gelişmeleri daha sağlıklı değerlendirmemize imkân verir.