0,00TL 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
Fibayatırım
Analiz - bülten - Dünya - Manşet - Siyaset

Erdoğan, İran Savaşı ve Yeni Küresel Düzen: Türkiye’nin Jeopolitik Gücü Ekonomik Güce Dönüşecek mi?

İran savaşı sonrası Türkiye’nin artan jeopolitik önemi, Erdoğan’ın iç politikadaki hamleleri, NATO dengeleri, savunma sanayii ihracatı ve küresel yatırımcıların Türkiye algısı. Financial T...
Artunç Kocabalkan
Mayıs 31, 2026
Paylaş

The Telegraph ın ilgili yazısından alıntı .

İran-İsrail savaşı başladığında dünya finans piyasalarının dikkati petrol fiyatlarına, Hürmüz Boğazı’na ve Amerikan bombardıman uçaklarına çevrilmişti. Ancak küresel jeopolitiğin temel kuralı değişmedi: Büyük krizler yaşanırken en önemli gelişmeler çoğu zaman başka yerlerde olur.

Bu kez o yer Ankara olabilir.

İngiliz basınında yayımlanan dikkat çekici bir analizde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İran savaşı sırasında oluşan uluslararası dikkat dağınıklığını içeride siyasi alanı yeniden şekillendirmek için kullandığı öne sürülüyor.

Bu yorumun tamamına katılmak mümkün olmayabilir. Ancak ortaya attığı temel soru oldukça önemli:

İran savaşı sadece Ortadoğu’nun güç dengelerini mi değiştirdi, yoksa Türkiye’nin iç ve dış politika pozisyonunu da yeniden tanımlayan bir dönüm noktası mı oldu?


Tarihin Tekrarlanan Kuralı

Uluslararası ilişkiler literatüründe buna “dış şok avantajı” denir.

Tarih boyunca liderler büyük jeopolitik kriz dönemlerinde içeride daha geniş hareket alanı elde etmiştir.

  • 2001 sonrası ABD’de Patriot Act
  • 2015 sonrası Avrupa’da güvenlik yasaları
  • Covid döneminde birçok ülkede olağanüstü yetkiler
  • Rusya-Ukrayna savaşı sırasında Moskova’nın iç konsolidasyonu

Şimdi benzer bir dinamik Türkiye için de tartışılıyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşlarından uzmanlar, NATO’nun, Avrupa’nın ve ABD’nin önceliğinin şu anda İran, Çin, Rusya ve enerji güvenliği olduğunu belirtiyor. Bu nedenle demokrasi ve hukuk tartışmalarının ikinci plana düştüğünü savunuyorlar.


Piyasaların Dikkat Ettiği Yer

Finans piyasaları siyasi tartışmalardan çok sonuçlarla ilgilenir.

Bugün Londra’daki fon yöneticilerinin masasında üç soru bulunuyor:

  1. Türkiye enerji koridoru olabilir mi?
  2. Savunma sanayii ihracatı büyümeye devam edecek mi?
  3. Şimşek-Karahan programı korunacak mı?

Aslında son haftalarda yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilişkin değerlendirmelerinde en dikkat çekici nokta tam da bu ayrışma oldu.

Bir tarafta siyasi risk primi.

Diğer tarafta ise:

  • Savunma sanayii ihracatındaki yükseliş
  • Doğu Akdeniz enerji projeleri
  • Avrupa’nın güvenlik harcamalarındaki patlama
  • NATO içindeki stratejik önem

Bu nedenle CDS yükselirken bazı sektörlerde yabancı ilgisinin devam ettiğini görüyoruz.


Asıl Kazanan Savunma Sanayii mi?

İran savaşı sonrası ortaya çıkan en önemli sonuçlardan biri savunma harcamalarının küresel ölçekte yeniden hızlanması oldu.

Türkiye burada kritik bir konuma sahip.

Son yıllarda:

  • Bayraktar TB2
  • Akıncı
  • Kızılelma
  • Hisar
  • Siper

gibi sistemlerin sahada test edilmesi Ankara’ya önemli bir ihracat avantajı sağladı.

The Telegraph analizinde Irak’ın Türk hava savunma sistemlerine yönelmesi ve Endonezya’nın Kızılelma ilgisi özellikle vurgulanıyor.

Bu durum aslında Goldman Sachs, JPMorgan ve Morgan Stanley’nin son yıllardaki savunma sanayii temasını doğruluyor:

Yeni küresel düzende savunma artık sadece güvenlik değil aynı zamanda büyüme politikasıdır.


Martin Wolf’un Muhtemelen Soracağı Soru

Financial Times’ın efsanevi yazarı Martin Wolf benzer durumlarda her zaman aynı soruyu sorar:

“Ekonomik başarı ile kurumsal yapı arasındaki ilişki ne kadar sürdürülebilir?”

Türkiye bugün tam olarak bu kavşağa gelmiş durumda.

Bir tarafta:

  • Savunma ihracatı
  • Enerji koridoru olma hedefi
  • NATO içindeki ağırlık
  • Bölgesel diplomatik güç

Diğer tarafta:

  • Yüksek enflasyon
  • Hukuk devleti tartışmaları
  • Sermaye maliyetleri
  • Uzun vadeli yatırımcı güveni

Piyasalar kısa vadede ilk gruba odaklanabilir.

Ancak uzun vadeli sermaye ikinci gruba bakar.


Yeni Dünya Düzeninde Türkiye

İran savaşı aslında daha büyük bir hikâyenin parçası.

ABD’nin küresel sistemdeki rolü değişiyor.

Avrupa savunmasını yeniden inşa ediyor.

Çin alternatif ticaret ağları kuruyor.

Rusya yaptırımlara rağmen yeni enerji koridorları geliştiriyor.

Bu tablo içinde Türkiye;

  • Karadeniz’de
  • Kafkasya’da
  • Ortadoğu’da
  • Doğu Akdeniz’de

aynı anda etkin olan az sayıdaki ülkeden biri haline geliyor.

Bu nedenle Ankara’nın stratejik önemi son yılların en yüksek seviyesine ulaşmış durumda.


Sonuç: Sessiz Güç Dönemi

İran savaşı başladığında birçok yatırımcı petrolün 150 dolara gideceğini düşünüyordu.

Gitmedi.

Bazıları küresel resesyon bekliyordu.

O da gerçekleşmedi.

Ancak gözden kaçan başka bir gelişme yaşandı:

Türkiye’nin jeopolitik değeri yeniden fiyatlanmaya başladı.

Bu yeniden fiyatlama olumlu da olabilir, riskli de.

Çünkü jeopolitik güç ile ekonomik güç her zaman aynı şey değildir.

Tarih bize gösteriyor ki kalıcı başarı ancak ikisinin dengelenmesiyle mümkündür.

Bugün Ankara’nın önündeki temel soru da budur:

Türkiye yeni küresel düzende yalnızca vazgeçilmez bir stratejik ortak mı olacak, yoksa bu jeopolitik avantajı kalıcı ekonomik güce dönüştürebilecek mi?

İran savaşı sona erdiğinde yatırımcıların cevap arayacağı asıl soru büyük ihtimalle bu olacak.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
destek@bsekonomi.com
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction