Ortadoğu’nun enerji ve finans merkezlerinde dün gece eş zamanlı yaşanan hareketlilik, küresel piyasaların odağına oturdu. Katar ve Suudi Arabistan makamlarının, ülkelerinde bombalı eylem hazırlığında olduğu öne sürülen Mossad ajanlarını yakaladığına dair raporlar, bölgesel ittifakların sınırlarını zorluyor. Gazeteci Tucker Carlson’ın kamuoyuna duyurduğu bu gelişme, İsrail’in stratejik hedeflerinin sadece Tahran ile sınırlı olmadığını, BAE, Bahreyn ve Umman gibi ülkeleri de kapsayan geniş bir istikrarsızlaştırma ajandasını içerdiğini savunuyor. Bu iddiaların hemen öncesinde Suudi Arabistan’ın enerji devi Aramco’ya ait tesislerin vurulması ve İran’ın bu saldırıyla bir ilgisi olmadığını resmen açıklaması, bölgedeki “kimin eli kimin cebinde” sorusunu daha yakıcı hale getiriyor.
Veriler ışığında bakıldığında, enerji koridorlarının güvenliğine yönelik bu tehditler petrol fiyatlarında doğrudan volatiliteyi tetikliyor. Geleneksel olarak birbirine yakın duran veya normalleşme süreci yürüten aktörlerin arasındaki bu derin güven bunalımı, yatırımcılar için risk priminin yeniden hesaplanmasını zorunlu kılıyor. Eğer bu tutuklamalar ve saldırıların arkasındaki fail ilişkisi kanıtlarla desteklenirse, İbrahim Anlaşmaları ile başlayan normalleşme dalgasının yerini sert bir bloklaşmaya ve ekonomik yaptırım senaryolarına bırakması kaçınılmaz görünüyor. Mevcut tablo, sermayenin daha güvenli limanlara çekilme eğilimini artırırken, Körfez’deki devasa yatırım projelerinin finansman maliyetlerini yukarı yönlü baskılayabilir.
