
Gazze için hazırlanan “Barış Kurulu” taslak kararında Türkiye, sahadaki en kritik yürütme halkalarından birine doğrudan dahil ediliyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Yürütme Kurulu’nda yer alarak güvenlik–diplomasi–sivil geçiş mimarisinde merkezi aktörlerden biri oluyor.
Ankara, bu yapı üzerinden hem Gazze’nin yönetim modelinde hem de bölgesel denge denkleminde fiili sorumluluk üstlenmiş görünüyor.


22 Ocak 2026 tarihli Barış Kurulu Taslak Kararı, Gazze’de uluslararası nitelikte bir geçiş yönetimi kurulmasını ve tüm yasama–yürütme yetkilerinin geçici olarak “Board of Peace” adlı merkezi yapıya devredilmesini öngörüyor. Belgede, güvenlikten yeniden inşaya, insani yardımdan sivil yönetime kadar tüm süreçlerin tek bir hiyerarşik çerçevede toplanacağı açıkça ifade ediliyor.
Bu kapsamda Türkiye açısından en dikkat çekici başlık, Gazze Yürütme Kurulu’nda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ismen yer alması. Taslak metne göre bu kurul, sahadaki uygulamalara ilişkin danışma ve yönlendirme organı olarak konumlanıyor ve fiili karar süreçleriyle doğrudan temas halinde çalışıyor. Yani Türkiye, sadece diplomatik gözlemci değil; sahadaki yönetim ve güvenlik mimarisine dokunan bir aktör pozisyonunda.
Gazze Yürütme Kurulu’nda yer alan isimler incelendiğinde, yapı net biçimde ABD merkezli ancak çok aktörlü bir uluslararası koalisyon karakteri taşıyor. Steve Witkoff, Susan Wiles ve Jared Kushner gibi ABD siyasi çevrelerine yakın isimlerin yanı sıra, Tony Blair, Nikolay Mladenov ve Reem Al-Hashimy gibi diplomatik ağırlığı yüksek figürler bulunuyor. Bu tabloda Hakan Fidan’ın varlığı, Türkiye’nin yalnızca bölgesel değil, uluslararası güvenlik ve geçiş yönetimi kurgusunda da söz sahibi olma iddiasını yansıtıyor.
Taslak karar, güvenlik başlığında ABD liderliğinde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü’nü (ISF) öngörürken; sivil yönetim, adalet, insani yardım ve yeniden inşa süreçlerinin Yüksek Temsilci ve NCAG üzerinden yürütülmesini planlıyor. Türkiye’nin adı bu başlıklarda doğrudan geçmese de, Gazze Yürütme Kurulu’ndaki pozisyonu nedeniyle bu alanlardaki stratejik yönlendirmelere dolaylı ama etkili biçimde temas etmesi mümkün görünüyor.
Özellikle Hamas ve silahlı gruplarla bağlantılı yapıların tamamen sistem dışına itilmesi, Gazze’nin silahsızlandırılması ve güvenlik reformunun uluslararası denetim altına alınması gibi maddeler, Türkiye açısından siyasi hassasiyeti yüksek başlıklar barındırıyor. Ankara’nın bu kurulda yer alması, hem sahadaki gelişmeleri içeriden izleme hem de karar süreçlerine müdahil olma imkânı yaratıyor.
Taslak kararın yürürlüğe girmesi halinde, belge Barış Kurulu Başkanı sıfatıyla Donald J. Trump tarafından imzalanacak. Bu da sürecin ABD’nin siyasi ve askeri ağırlığı altında şekilleneceğini net biçimde ortaya koyuyor. Ancak Türkiye’nin bu mimari içinde konumlanması, Gazze dosyasında dışlanan değil, oyun kurucu masada yer alan ülkelerden biri olma iddiasının somut bir yansıması olarak öne çıkıyor.
Kısacası bu taslak, Türkiye açısından yalnızca diplomatik bir metin değil; Gazze’nin geleceğinde sorumluluk, risk ve etki alanlarını birlikte barındıran yeni bir jeopolitik eşik anlamına geliyor.
