
2025’te en büyük getiri hikâyesi ABD hisseleri değil, doların ve itibari paraların değer kaybı oldu
Altın, dolar bazında %65 getiriyle yılın en iyi büyük varlığı olurken ABD hisseleri altın karşısında sert biçimde geriledi
Küresel sermaye akımları ABD’den uzaklaşıp ABD dışı hisse senetleri ve reel varlıklara yöneldi
2025’e dönüp bakıldığında, piyasalarda anlatılan ana hikâye ile yaşanan gerçekler arasında ciddi bir fark olduğu görülüyor. Yıl boyunca kamuoyunda ABD borsaları ve özellikle yapay zekâ hisseleri “kazanan” olarak öne çıkarılırken, küresel makro açıdan bakıldığında asıl belirleyici unsur paranın değerindeki değişim oldu. Dolar ve diğer itibari para birimleri zayıflarken, sert varlıklar ve ABD dışı piyasalar öne çıktı.
Yıl genelinde dolar; yen karşısında sınırlı, renminbi karşısında %4, euro karşısında %12, İsviçre frangı karşısında %13 ve altın karşısında %39 değer kaybetti. Bu tablo, yatırım getirilerinin hangi para birimiyle ölçüldüğüne bağlı olarak tamamen farklı bir resim ortaya koydu. ABD borsaları dolar bazında %18 yükselmiş görünse de, altın bazında bakıldığında S&P 500 yaklaşık %28 değer kaybetti. Başka bir ifadeyle 2025’in gerçek kazananı hisse senetleri değil, altın oldu.
Bu ayrışma, paranın değerinin yatırımcı serveti üzerindeki etkisini bir kez daha ortaya koydu. Para birimi zayıfladıkça, o para cinsinden ölçülen varlıklar yapay biçimde daha güçlü görünürken, reel satın alma gücü geriledi. Aynı yatırım, dolar bazlı bir yatırımcı için pozitif getiri sunarken, euro, İsviçre frangı ya da altın bazlı yatırımcı için oldukça sınırlı hatta negatif sonuçlar doğurdu.
Tahvil ve nakit tarafında tablo daha da çarpıcıydı. ABD 10 yıllık tahvilleri dolar bazında %9 getiri sağlasa da, altın cinsinden bakıldığında yaklaşık %34 değer kaybetti. Nakit ise reel anlamda en zayıf varlıklar arasında yer aldı. Paranın değer kaybettiği bir ortamda, gelecekte sabit para ödemesi vadeden borçlanma araçlarının reel cazibesi belirgin biçimde azaldı. Önümüzdeki dönemde yüksek borç çevirme ihtiyacı ve faiz eğrisinde dikleşme riski, uzun vadeli tahviller açısından kırılganlığı artırıyor.
Hisse senedi piyasalarında da ABD’nin göreli performansı dikkat çekici biçimde zayıfladı. Avrupa hisseleri ABD hisselerinin %23, Çin %21, İngiltere %19, Japonya %10 üzerinde performans gösterdi. Gelişen piyasa hisseleri %34 getiriyle ABD’yi açık ara geride bıraktı. Bu tablo, küresel portföylerde sermaye akımlarının ABD’den uzaklaşıp daha dengeli ve çeşitlendirilmiş bir yapıya yöneldiğini gösterdi.
ABD borsalarındaki yükseliş ise büyük ölçüde güçlü kâr artışı ve değerleme genişlemesinden kaynaklandı. Şirket kârları %12 artarken, fiyat/kazanç oranları da yükseldi. Ancak bu büyümenin önemli bir kısmı verimlilik artışı ve teknoloji kaynaklı marj iyileşmelerinden gelirken, emek gelirlerinin aynı ölçüde pay alamadığı görüldü. Bu durum, gelir ve servet eşitsizliğini derinleştirerek siyasi gerilimleri besleyen bir unsur haline geldi.
Para politikası cephesinde Fed’in gevşek duruşu, varlık fiyatlarını desteklemeye devam etti. Faiz indirimleri ve likidite bolluğu, özellikle uzun vadeli varlıkları yukarı taşırken, değerlemeleri tarihsel olarak yüksek seviyelere çıkardı. Buna karşın girişim sermayesi, özel sermaye ve gayrimenkul gibi likit olmayan alanlar aynı desteği göremedi ve bu segmentlerde baskılar arttı.
2025 aynı zamanda küresel siyasi ve jeopolitik düzenin değiştiği bir yıl oldu. Çok taraflılıktan tek taraflılığa geçiş, yaptırımların artması, savunma harcamalarının yükselmesi ve ticarette korumacılık eğilimleri, hem borçlanma ihtiyacını artırdı hem de altına olan talebi güçlendirdi. ABD’nin dış politikası, bazı yabancı yatırımcıları tedirgin ederken, küresel portföylerde çeşitlendirme ihtiyacını hızlandırdı.
Bütün bu gelişmeler, 2025’in basit bir “borsa rallisi” yılı olmadığını gösteriyor. Asıl hikâye; borç, para, siyaset ve jeopolitiğin aynı anda devrede olduğu, paranın değerinin yeniden sorgulandığı bir dönemin başlangıcıydı. Önümüzdeki yıllarda piyasaların yönünü belirleyecek ana eksenler; para politikası, borç dinamikleri, siyasi kutuplaşma, jeopolitik riskler ve teknolojik dönüşüm olmaya devam edecek. Bu çerçevede 2025, daha büyük bir döngünün yalnızca ilk perdesi olarak okunuyor.