0,00 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
Emtia - Manşet

Dijital Çağda Altın Neden Hâlâ Güçlü

Altın, itibari para ve dijital varlık çağında parasal bir çıpa olmaktan çıkıp jeopolitik ve psikolojik bir güven varlığına dönüştü. Merkez bankalarının hızlanan alımları ve küresel parçalanma, altını ...
Hülya Kocaer
Aralık 18, 2025
Paylaş

Altın, itibari para ve dijital varlık çağında parasal bir çıpa olmaktan çıkıp jeopolitik ve psikolojik bir güven varlığına dönüştü.
Merkez bankalarının hızlanan alımları ve küresel parçalanma, altını stratejik bir rezerv ve yaptırım sigortası haline getiriyor.
Altının değeri teknolojiden değil, kıtlık, dayanıklılık ve kolektif güvenin yüzyıllar boyunca inşa edilmiş bileşiminden besleniyor.

WhatsApp Gorsel 2025 12 18 saat 12.13.58 af9ccc3b

Beş bin yılı aşkın süredir altın, yalnızca bir metal değil; para, iktidar ve güven fikrinin somut karşılığı olarak insanlık tarihinin merkezinde yer aldı. Tapınakları süsleyen, imparatorlukları taçlandıran ve modern finansal sistemlerin temelini oluşturan altın, bugün kripto varlıkların, yapay zekânın ve merkez bankası dijital paralarının hızla yayıldığı bir dönemde yeniden tartışmanın odağına yerleşmiş durumda. Soru basit ama derin: Dijital soyutlamalar çağında altın neden hâlâ değerini koruyor?

Altının parasal tarih içindeki rolü, modern finanstan çok daha önce şekillendi. MÖ 7. yüzyılda Lidyalılar tarafından basılan altın sikkeler, ticarette standardizasyonu mümkün kıldı. Antik Mısır ve Roma’da altın, bozulmaz yapısı nedeniyle kutsallık ve sonsuzlukla özdeşleştirildi. Ekonomik açıdan bakıldığında, paslanmaması, kolay bölünebilmesi ve sınırlı arzı, onu benzersiz bir değer saklama aracı haline getirdi.

Ondokuzuncu yüzyılda klasik altın standardı, küresel finansal düzenin omurgasıydı. İngiliz sterlini, Bank of England kasalarındaki altına çevrilebilirken, bu sistem hükümetlere mali disiplin dayattı ve uluslararası ticarete istikrar sağladı. Ancak aynı katılık, Büyük Buhran sırasında deflasyonist sarmalları derinleştirerek sistemin kırılganlığını ortaya çıkardı. 1944 Bretton Woods düzeni, doları altına bağlayarak geçici bir uzlaşma sundu; fakat ABD’nin artan bütçe açıkları bu sistemi de sürdürülemez kıldı. 1971’de altınla bağın kopması, itibari para çağını başlatırken altının rolünü ortadan kaldırmadı, yalnızca dönüştürdü.

Bu dönüşümle birlikte altın, resmi para standardı olmaktan çıkıp kriz dönemlerinin varsayılan güvenli limanı haline geldi. 1970’lerin enflasyonist şoklarında fiyatı katlanarak arttı. 2008 küresel finans krizinde ons başına 1.000 dolar eşiğini aştı. Pandemiyle sarsılan 2020’de ise 2.000 dolara yaklaşarak rekorlar kırdı. Daha dikkat çekici olan, merkez bankalarının 2023 ve 2024’te faiz artırımlarına rağmen altına olan talebin zayıflamamasıydı.

Çin, Hindistan, Türkiye ve Polonya öncülüğünde merkez bankaları 1.100 metrik tonu aşan net alımlarla rezervlerini çeşitlendirdi. Bu eğilim, dolar merkezli sistemin jeopolitik kırılganlığına karşı bir sigorta arayışını yansıtıyor. Son dönemde bu alımların hızlanması, altın fiyatlarını ons başına 4.000 doların üzerine taşıdı. 2025 yılında fiyatlardaki yaklaşık yüzde 40’lık artış, 1979’dan bu yana en güçlü yıllık performans olarak kayda geçti. ABD merkezli altın ETF’lerindeki varlıklar da yüzde 40’ı aşan artışla 200 milyar dolara yaklaştı.

Altının ekonomik temeli üç sütuna dayanıyor: kıtlık, dayanıklılık ve güven. Küresel madencilik üretimi, yer üstü toplam altın stokuna yılda yalnızca yaklaşık yüzde 1,5 ekliyor. Şimdiye kadar çıkarılan yaklaşık 210.000 metrik ton altının neredeyse tamamı hâlâ varlığını sürdürüyor. Bu fiziksel kalıcılık, dijital ya da finansal hiçbir varlıkla kıyaslanamıyor. Ancak altının değeri yalnızca jeolojik bir gerçeklikten değil, toplumsal bir uzlaşıdan kaynaklanıyor. Ekonomist Robert Mundell’in ifadesiyle altın, içsel faydasından çok “işe yaramazlığına duyulan güven” sayesinde değerli.

Enflasyona karşı koruma tartışmalarında da altın sıklıkla yanlış yorumlanıyor. Altın, her zaman enflasyon yükseldiğinde değil, para politikasına olan güven zayıfladığında öne çıkıyor. Reel faizlerin negatif olduğu dönemlerde, nakit ve tahvilin cazibesi azalırken altın göreli olarak güç kazanıyor. Bu nedenle altın, refahın aracı değil; refahın kaybolmasına karşı bir sigorta olarak işlev görüyor.

Yatırımcı psikolojisi açısından bakıldığında altın, portföylerde bir denge unsuru. Genellikle yüzde 5–10’luk bir pay öneriliyor; amaç yüksek getiri değil, kriz anlarında istikrar sağlamak. ETF’ler, dijital altın hesapları ve devlet altın tahvilleri gibi araçlar, özellikle finansal kurumlara güvenin sınırlı olduğu gelişmekte olan ekonomilerde altına erişimi genişletti.

Kültürel boyut ise altının piyasa mantığının çok ötesine geçtiğini gösteriyor. Hindistan’da hanehalklarının elinde bulunan altın miktarının 25.000 metrik tonu aştığı tahmin ediliyor; bu rakam, dünyanın en büyük merkez bankalarının toplam rezervlerinden daha fazla. Altın, düğünlerde, festivallerde ve tasarruf alışkanlıklarında hem geleneksel hem de ekonomik bir rol üstleniyor. Çin’de ise altın, erdem ve istikrarın sembolü olarak kriz dönemlerinde bireysel talebi artırıyor.

Kripto varlıkların yükselişi, altınla yeni bir karşılaştırmayı da beraberinde getirdi. Bitcoin sıklıkla “dijital altın” olarak tanımlansa da, iki varlık arasındaki fark belirgin. Bitcoin algoritmik kıtlığa dayanıyor; ancak volatil, dijital altyapıya ve düzenleyici çerçevelere bağımlı. Altın ise binlerce yıllık güvenin somutlaşmış hali. Fiziksel varlığı, onu teknik arızalara ve politik müdahalelere karşı daha dayanıklı kılıyor.

Jeopolitik düzlemde altın, yeniden stratejik bir tampon işlevi kazanmış durumda. Döviz rezervlerinin yaptırımlarla dondurulabildiği bir dünyada, altın hiçbir ülkenin doğrudan kontrolünde olmayan nadir varlıklardan biri. Çin’in 2.300 metrik tonu aşan, Hindistan’ın ise yaklaşık 800 metrik tona ulaşan rezervleri bu eğilimin göstergesi. Altın artık bir para standardı değil; çok kutuplu ve gerilimli bir dünya düzeninde egemenlik kalkanı.

Sonuçta altın, değerin ne olduğu sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Sınırlı faydasına rağmen emek yoğun üretimi ve güçlü algısal değeriyle, maddi gerçeklik ile kolektif inancı birleştiriyor. Keynes’in “barbarca bir kalıntı” olarak tanımladığı altın, dijital soyutlamalarla dolu bir çağda bile kalıcılığını koruyor. Çünkü güven kırılgan; altın ise bu kırılganlığın karşısında yüzyıllardır ayakta duran nadir sabitlerden biri.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
destek@bsekonomi.com
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2025 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction