
Çin’de perakende satışlar ve sabit yatırımlar beklentilerin belirgin şekilde altında kaldı
İç talep zayıflığı ve yatırım iştahsızlığı ekonomik yavaşlamanın derinleştiğine işaret ediyor
Veriler, 2026’ya girerken Çin kaynaklı küresel büyüme risklerini yeniden gündeme taşıdı


Çin’de bu sabah açıklanan makroekonomik veriler, dünyanın ikinci büyük ekonomisinde toparlanmanın hâlâ kırılgan olduğunu net biçimde ortaya koydu. Hem tüketimi gösteren perakende satışlar hem de büyümenin ana taşıyıcılarından biri olan sabit varlık yatırımları beklentilerin altında kaldı.
Perakende satışlardaki zayıf artış, Çinli hanehalkının harcamada temkinli duruşunu koruduğunu gösteriyor. Konut fiyatlarındaki düşüş, gelir beklentilerindeki bozulma ve iş güvencesine ilişkin endişeler, iç talebin canlanmasını engelleyen temel faktörler olarak öne çıkıyor. Hükümetin teşvik adımlarına rağmen tüketici davranışında kalıcı bir dönüşüm sağlanabilmiş değil.
Sabit yatırımlar cephesindeki yavaşlama ise daha yapısal bir soruna işaret ediyor. Özellikle gayrimenkul sektöründeki daralma ve yerel yönetimlerin borç yükü, yeni yatırımların önünde ciddi bir engel oluşturuyor. Özel sektör yatırımlarındaki isteksizlik, Çin ekonomisinin “yatırım öncülüğünde büyüme” modelinin artık aynı hızda çalışmadığını gösteriyor.
Bu tablo, ihracatın tek başına büyümeyi sürükleyemediği bir dönemde Çin ekonomisinin iç dinamiklerinde ciddi bir boşluk oluştuğunu ortaya koyuyor. Küresel talebin zayıf seyrettiği bir ortamda, Çin’in iç talep üzerinden denge kuramaması küresel büyüme görünümü açısından da risk yaratıyor.
Piyasalar açısından bakıldığında, zayıf Çin verileri risk iştahını baskılayan bir unsur olarak öne çıkıyor. Özellikle emtia fiyatları, gelişen ülke varlıkları ve küresel büyüme beklentileri bu verilerle birlikte yeniden sorgulanmaya başlandı. Çin’in beklenen toparlanmayı sağlayamaması, 2026’ya girerken küresel ekonomide aşağı yönlü risklerin hâlâ masada olduğunu hatırlatıyor.
Özetle, bugünkü veriler Çin ekonomisinde geçici bir dalgalanmadan ziyade, tüketim ve yatırım tarafında süregelen bir soğumanın devam ettiğine işaret ediyor. Bu durum, yalnızca Çin için değil, Çin’e bağlı büyüme hikâyesi kuran tüm küresel ekonomi için önemli bir uyarı niteliği taşıyor.