
Japonya tahvil piyasasında son haftalarda yaşanan hareketlilik, hem Asya piyasalarını hem de küresel borçlanma maliyetlerini doğrudan etkileyen bir kırılma noktasına dönüşüyor. Uzun vadeli Japon devlet tahvili (JGB) getirileri, 40 yılın en yüksek seviyelerine yaklaşarak ülkenin ultra-gevşek para politikasının sürdürülebilirliğini yeniden gündeme taşıdı.
Yükselişin temel nedeni, Bank of Japan’ın (BoJ) artık enflasyonun “geçici olmadığı” yönündeki içsel kabulü. Ücret artışları kalıcılaştı, enerji sübvansiyonları azalıyor ve Japon şirketleri fiyat artırma alışkanlığını benimsedi. Bu tablo, BoJ’un neredeyse on yıldır uyguladığı sıfıra yakın faiz rejiminin sona yaklaştığına işaret ediyor.
Piyasa, BoJ’un gelecek toplantılarında politika faizini yeniden pozitif alana çekebileceğini fiyatlıyor. Bu beklenti, 10 yıllık JGB getirisini %1,3–1,4 bandına, 30–40 yıllık tahvilleri ise %2’nin üzerine taşıdı. Japonya gibi dev bir tasarruf ekonomisinin faiz yükseltmesi, küresel sermaye akışlarının yönünü etkiliyor: Japon fonlarının ABD tahvillerinden Avrupa şirket bonosuna kadar geniş bir alanda yeniden pozisyon aldığı görülüyor.
Küresel etki şu başlıklarda hissediliyor:
– ABD tahvilleri baskı altında: Japon yatırımcılar dünyanın en büyük dış tahvil alıcılarından biri. JGB getirileri yükseldikçe, ABD ve Avrupa tahvillerine talep azalıyor.
– Yen güçlenmeye çalışıyor: Getiri farkı daraldıkça dolar/yen kuru üzerindeki baskı hafifliyor.
– Carry trade dönüşü riski: Yıllardır düşük Japon faiziyle yapılan küresel kaldıraçlı pozisyonlar tehdit altında.
Sonuç olarak, Japon tahvil faizlerindeki yükseliş sadece yerel değil; küresel borçlanma maliyetlerini yeniden fiyatlayan sistemik bir hareket haline geliyor. BoJ’un atacağı her adım artık yalnızca Tokyo’nun değil, Wall Street ve Frankfurt’un da en kritik gündemi.