
ABD’de paranın maliyeti yeniden %5,3’ün üzerinde, Nasdaq rekor kırıyor. BIST yükseliyor ama 131 fon ve 455 bin yatırımcıyı içine alan tasfiye süreci devam ediyor. Aynı anda birbirine ters görünen bu fiyatlamalar aslında bize yeni piyasa düzenini anlatıyor.
Dr. Artunç Kocabalkan | BS Ekonomi
Piyasalarda bugün önüme koyduğum iki ekran var.
Birinde ABD 10 yıllık tahvil faizi %5,32.
Diğerinde Nasdaq rekor seviyelerde.
Normal şartlarda bu ikisinin uzun süre yan yana gitmesini beklemem.
Çünkü %5,3’ün üzerinde risksiz dolar faizi varsa gelecekte elde edeceğiniz teknoloji şirketi kârlarının bugünkü değeri düşer. Finansmanın maliyeti artar. Şirket değerlemelerinin aşağı gelmesi gerekir.
Ama gelmiyor.
Nasdaq yükseliyor.
Üstelik cuma günü ABD’den oldukça zayıf bir istihdam verisi geldi. Tarım dışı istihdam yalnızca 29 bin arttı. İşsizlik yükseldi, ücret artışı yavaşladı.
İlk tepki beklendiği gibiydi. ABD 10 yıllık faizi geriledi.
Sonra döndü.
Bugün yeniden %5,32 civarına geldik.
Benim açımdan haftanın ilginç tarafı tam olarak burada başlıyor.
Hisse senedi piyasasının okuması oldukça açık.
Ekonomi yavaşlıyor, Fed’in yeniden faiz artırma ihtimali azalıyor, AI yatırımları devam ediyor ve büyük teknoloji şirketlerinin kârları güçlü kalabilir.
Tahvil piyasası ise başka şeylerle uğraşıyor.
Petrol hâlâ yüksek.
Enflasyon riski tamamen ortadan kalkmış değil.
ABD’nin finansman ihtiyacı büyüyor.
Piyasaya çıkacak tahvil miktarı artıyor.
Dolayısıyla kısa vadede Fed’in ne yapacağı ile uzun vadeli paranın maliyeti birbirinden ayrışıyor.
Bu ayrışma devam ettiği sürece benim ekranda yalnızca Nasdaq olmayacak.
Nasdaq’ın yanında ABD 10 yıllık faizini de tutacağım.
Çünkü bir noktada ikisinden birinin diğerine yaklaşması gerekecek.
Son günlerde petrol tarafında da benzer bir durum görüyoruz.
OPEC+ kasım üretim hedeflerini değiştirmedi. G7 ise fiyatları aşağı çekebilmek için stratejik rezervleri devreye sokuyor.
Petrol geri çekiliyor ama enerji krizinin maliyeti yalnızca Brent fiyatından ibaret değil.
Tanker maliyetleri, sigorta, lojistik, rafineri marjları ve Hürmüz üzerinden yapılan sevkiyatın güvenliği artık denklemin içinde.
Türkiye açısından bunun anlamı çok açık.
Petrolün 100 dolar civarında kalması cari dengeyi, enflasyonu ve Merkez Bankası’nın faiz indirim alanını doğrudan etkiliyor.
Bu nedenle Brent birkaç dolar düştü diye enerji başlığını kapatmıyorum.
Dolar güçlenirken euro 17 ayın en düşük seviyelerine kadar geriledi.
EUR/USD 1,116 seviyesini gördü.
Burada da yalnızca “dolar güçleniyor” demek bana yeterli gelmiyor.
Avrupa’da özellikle Fransa’nın bütçe ve borçlanma problemi tahvil piyasasına taşınıyor. Fransız tahvilleri ile Alman tahvilleri arasındaki fark büyüyor.
Yani ABD’de tahvil sorunu başka, Avrupa’da başka biçimde karşımıza çıkıyor.
Japonya’da da BOJ normalleşmesi tartışılıyor.
Bütün bunları yan yana koyduğunuzda aslında aynı yere geliyoruz:
Dünyada paranın eskisi kadar ucuz olmadığı ve yakın zamanda da kolay kolay ucuzlamayabileceği bir dönemden geçiyoruz.
Ve bunun Türkiye tarafında çok önemli bir karşılığı var.
BIST 100 bugün %1,42 yükselerek 12.443,92 puanda kapandı.
Güzel.
Ama buradan “fon krizi bitti” sonucunu çıkarmıyorum.
Çünkü rakamlar hâlâ masada.
SPK’nın açıkladığı verilere göre 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiye sürecinde.
Bu fonlarda 455.758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Reuters’ın hesaplamasına göre söz konusu fonların büyüklüğü 20 milyar doların üzerinde.
Tasfiye süresi gerektiğinde altı aya kadar uzayabiliyor.
Dolayısıyla BIST’in birkaç gün yükselmesi ile bu bilanço ortadan kalkmış olmuyor.
Krizin şekli değişiyor.
İlk aşamada panik vardı.
Fonlardan çıkış talepleri, likidite problemi, zorunlu satışlar ve bazı hisselerde arka arkaya tabanlar gördük.
Şimdi başka bir döneme giriyoruz.
Tasfiye edilen varlıklar hangi fiyatlardan satılacak?
Yatırımcı ne kadarını geri alabilecek?
Ara ödemeler ne zaman yapılacak?
Satılması gereken hisseler piyasada ne kadar ilave arz yaratacak?
Ve devam eden soruşturmalar nereye kadar uzanacak?
Bunların hiçbiri tamamen cevaplanmış değil.
SPK’nın açıkladığı yeni mekanizmayla mutabakatı tamamlanan bazı yatırımcılara nihai tasfiye beklenmeden ara ödeme yapılabilecek.
Her yatırımcı için her fonda ayrı ayrı azami 1 milyon TL sınırı bulunuyor.
Fakat burada çok önemli bir ayrım var:
Bu, yatırımcı zararının 1 milyon liraya kadar devlet tarafından karşılanması anlamına gelmiyor.
Yapılan ödeme nihai tasfiye sonunda yatırımcının hak kazanacağı tutardan mahsup edilecek bir ara ödeme.
Bunu özellikle ayırmak gerekiyor.
Fon krizini artık yalnızca Borsa İstanbul problemi olarak da görmüyorum.
455 binden fazla yatırımcının parasının bir bölümüne belirli bir süre ulaşamamasının reel ekonomi üzerinde de sonuçları olabilir.
Tüketim ertelenebilir.
Servet etkisi bozulabilir.
Yatırımcı güveni azalabilir.
Kredi ve tasarruf davranışları değişebilir.
Nitekim JPMorgan da fon krizinin dördüncü çeyrekte ekonomik aktivite üzerinde baskı yaratabileceğini ve Türkiye için %3 olan 2026 büyüme tahmini açısından aşağı yönlü risk oluşturduğunu belirtiyor.
Bu yüzden mesele artık yalnızca “hangi hisse taban oldu?” meselesi değil.
Eylülde:
BIST 100 yaklaşık %16,7 düştü.
BIST 30 yaklaşık %9,8 düştü.
BIST 100 dışındaki hisselerdeki kayıp ise yaklaşık %35 oldu.
Aynı ülke.
Aynı borsa.
Aynı ay.
Ama büyük ve likit şirketlerle küçük hisseler arasında yaklaşık 25 puanlık fark oluştu.
Ben fon krizinin bize bıraktığı en değerli grafiklerden birinin bu olduğunu düşünüyorum.
Çünkü yatırımcının sorusu değişti.
Bir süre önce:
“Hangisi daha fazla yükselir?”
diye bakılıyordu.
Şimdi çok daha basit bir soru soruluyor:
“İstersem satabilir miyim?”
Bu nedenle son model portföy değişikliğinde küçük ve likidite riski yüksek hisselerden uzaklaşıp büyük şirketlere geçtik.
Mevcut model portföyümüz:
AKBNK – BIMAS – KCHOL – TCELL – TTKOM – GARAN – MPARK – SAHOL – TUPRS – MGROS – MAVI
11 hisse.
Eşit ağırlık.
Buradaki düşünce “BIST 30’daki her şeyi alın” değil.
Aradığım kombinasyon şu:
Likidite.
Güçlü bilanço.
Makul değerleme.
Kurumsal yatırımcı ilgisi.
Ve BIST’e karşı relatif güç.
ASTOR, YEOTK ve GLRMK’yi de izlemeye devam ediyorum.
Fakat iki gün taban oldu, çok düştü diye geri almıyorum.
Satış baskısının bitmesini görmek istiyorum.
Likiditenin normale dönmesini görmek istiyorum.
BIST 100’e karşı relatif momentumun yeniden güçlenmesini görmek istiyorum.
Ondan sonra tekrar bakarız.
Fon krizinin ilk günlerinde herkes doğal olarak en fazla düşen hisselere baktı.
Ben giderek başka bir ihtimal üzerinde daha fazla duruyorum.
Bu kriz sırasında iyi bilançosu olan, likit, büyük ve kurumsal yatırımcı tarafından izlenen şirketler de genel satış dalgasından etkilendi.
Belki önümüzdeki fırsat en fazla düşmüş küçük hissede değildir.
Belki fon krizinin yarattığı genel satış içinde gereğinden fazla ucuzlayan büyük şirketlerdedir.
Bugünkü %1,42’lik BIST yükselişine bu nedenle seviniyorum ama peşinden koşmuyorum.
Önce paranın nereye gittiğine bakıyorum.
ABD’de tahvil faizi %5,32.
Nasdaq rekor seviyede.
Avrupa’da euro 17 ayın dibini gördü.
Petrol hâlâ 100 dolar civarında.
Türkiye’de BIST yükseliyor ama 131 fonun tasfiye süreci devam ediyor.
İlk bakışta bunların hepsi birbirinden ayrı hikâyeler.
Bence değil.
Hepsi bize aynı şeyi anlatıyor:
Paranın fiyatının yükseldiği bir dünyada artık yalnızca ne kadar kazanabileceğinize değil, aldığınız risk karşılığında ne kadar likit kalabildiğinize de bakmak zorundasınız.
Borsa İstanbul’da da önümüzdeki dönemin büyük sorusu belki “hangi küçük hisse patlayacak?” olmayacak.
Benim baktığım soru daha basit:
Fon krizinden sonra para geri dönerse ilk olarak nereye gidecek?
Şimdilik cevabım değişmedi:
Büyük. Likit. Sağlam bilanço. Makul değerleme.
Bu yazı yatırım tavsiyesi değildir. Burada yer alan değerlendirmeler piyasa gelişmelerine ilişkin kişisel görüşlerdir.