0,00TL 0

Sepet

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Alışverişe devam et
Manşet

2026 BÜTÇESİ GERÇEKTEN İYİ Mİ GİDİYOR? ASIL MESELE AÇIK DEĞİL, FAİZ FATURASI

2026 bütçesi ilk bakışta beklenenden daha iyi gidiyor. Ama rakamların biraz altına indiğimizde çok daha ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz: Türkiye bütçeyi faizden önce toparlıyor, fakat yarattığı mal...
Artunç Kocabalkan
Eylül 9, 2026
Paylaş

2026 bütçesi ilk bakışta beklenenden daha iyi gidiyor.

Ama rakamların biraz altına indiğimizde çok daha ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz:

Türkiye bütçeyi faizden önce toparlıyor, fakat yarattığı mali alanın önemli bölümünü faiz ödemelerine bırakıyor.

Dolayısıyla bugün tartışmamız gereken yalnızca “bütçe açığı ne kadar?” sorusu değil.

Asıl soru şu:

Faiz dışı tarafta sağlanan bu iyileşme kalıcı mı ve yüksek faiz faturası altında ne kadar sürdürülebilir?

2026 bütçesi hazırlanırken merkezi yönetim bütçe açığının 2,713 trilyon TL, yani milli gelirin yaklaşık yüzde 3,5’i olması öngörülmüştü.

Yeni Orta Vadeli Program ise yıl sonu açık tahminini yaklaşık 2,632 trilyon TL’ye ve GSYH’nin yüzde 3,1’ine çekiyor.

Daha önemlisi faiz dışı denge.

Başlangıçta yalnızca 29 milyar TL civarında faiz dışı fazla beklenirken yeni tahmin yaklaşık 193 milyar TL faiz dışı fazlaya işaret ediyor.

Yani ekonomi yönetiminin kendi tahminleri bile bize şunu söylüyor:

2026 mali performansı başlangıçta beklenenden daha iyi gidiyor.

İlk yedi aylık gerçekleşmeler de büyük ölçüde bunu destekliyor.

Ocak–Temmuz döneminde merkezi yönetim bütçesi yaklaşık 1,32 trilyon TL açık verirken faiz dışı denge yaklaşık 470 milyar TL fazla verdi.

Geçen yıl aynı dönemde faiz dışı fazla yaklaşık 242 milyar TL düzeyindeydi.

İş Bankası Araştırma’nın hesaplamasına göre ilk yedi ayda oluşan açık, başlangıçtaki yıllık bütçe açığı hedefinin yalnızca yüzde 48,7’sine ulaştı.

Dolayısıyla yılın ilk yedi ayının tamamına baktığımızda bütçenin hedeflerden koptuğunu söylemek mümkün değil.

Tam tersine, özellikle faiz dışı tarafta belirgin bir mali sıkılaşma görüyoruz.

Fakat burada bir uyarı var:

Temmuz.

Temmuz ayında bütçe harcamaları yıllık yaklaşık yüzde 60 artarak 1,79 trilyon TL’ye ulaşırken gelirler yaklaşık yüzde 29 artışla 1,41 trilyon TL civarında kaldı.

Sonuçta tek ayda 378,1 milyar TL bütçe açığı ortaya çıktı.

Daha önemlisi geçen yıl Temmuz ayında 110,7 milyar TL faiz dışı fazla verilirken bu yıl Temmuz’da 51,3 milyar TL faiz dışı açık oluştu.

Dolayısıyla 2026’nın hikâyesini “bütçe hızla düzeliyor” şeklinde düz bir çizgi olarak okumamak gerekiyor.

Ocak–Haziran güçlüydü. Temmuz ciddi bir uyarı verdi.

Peki ekonomistler bu tabloyu nasıl okuyor?

MAHFİ EĞİLMEZ: SORUN BORCUN MİKTARINDAN ÇOK FAİZİN MALİYETİ

Mahfi Eğilmez’in bütçe tartışmasına getirdiği en önemli katkılardan biri faiz giderlerine yaptığı vurgu.

Ocak 2026 bütçesini değerlendirirken faiz dışı denge fazla vermesine rağmen faiz giderlerinin geçen yılın aynı ayına göre yaklaşık yüzde 180 arttığına dikkat çekmişti.

Bu önemli.

Çünkü Türkiye’nin kamu borcunun milli gelire oranı uluslararası karşılaştırmalarda hâlâ oldukça düşük.

Fakat düşük borç stoku tek başına yeterli değil.

Borcu hangi faiz oranından çevirdiğiniz de en az borcun miktarı kadar önemli.

Hazine yüksek faizlerle borçlandığında geçmişte oluşturulan borç stoku giderek daha pahalı şekilde çevriliyor ve bunun faturası birkaç yıl boyunca bütçeye yayılıyor.

Nitekim yeni OVP’de 2026 için yaklaşık 2,8 trilyon TL faiz gideri öngörülürken 2027’de bu rakamın yaklaşık 4 trilyon TL’ye çıkması bekleniyor.

Bu nedenle Türkiye’nin mali sorununu yalnızca “bütçe açığı” üzerinden okumak eksik kalıyor.

Asıl soru giderek şuna dönüşüyor:

Bütçenin ne kadarı geçmiş borcun faizini ödemeye gidiyor?

FATİH ÖZATAY: MALİ DİSİPLİN VAR, AMA KALICI OLDUĞUNU SÖYLEMEK İÇİN ERKEN

Fatih Özatay bütçenin ilk aylardaki performansını görece olumlu okuyan ekonomistlerden.

Özellikle faiz dışı fazlanın büyümesini mali disiplin açısından önemli görüyor.

Türkiye’nin kamu borcunun milli gelire oranının hem tarihsel hem de uluslararası ölçekte düşük olması da kamu maliyesinin önemli avantajlarından biri.

Ancak Özatay’ın önemli bir uyarısı var:

Mali disiplin yalnızca bütçe açığının küçülmesi değildir.

Kamu kaynaklarının nasıl harcandığı, kamu ihalelerinin niteliği ve harcamaların verimliliği de mali disiplinin parçasıdır.

Bir başka risk ise seçim ekonomisi.

Bugün oluşturulan mali alanın ilerleyen dönemde harcamalar yoluyla yeniden kullanılması durumunda 2026’da sağlanan kazanımların önemli bir bölümü kaybedilebilir.

Dolayısıyla 2026 bütçesinin gerçek başarısını belki de 2026 sonunda değil, 2027’de anlayacağız.

HAKAN KARA: MERKEZ BANKASI BU YÜKÜ TEK BAŞINA TAŞIYAMAZ

Hakan Kara’nın uzun zamandır üzerinde durduğu konu ise para ve maliye politikalarının birlikte hareket etmesi gerektiği.

Türkiye enflasyonu yalnızca yüksek faiz yoluyla düşürmeye çalışırsa bütün yük Merkez Bankası’nın üzerine biniyor.

Bunun bedeli de yüksek reel faiz, daha pahalı kredi ve sonuçta Hazine’nin giderek yükselen borçlanma maliyeti oluyor.

Bu nedenle 2026’da görülen faiz dışı fazla aslında para politikası açısından da önemli.

Maliye politikası iç talebi frenlerse Merkez Bankası aynı dezenflasyon etkisini yaratabilmek için daha az faiz yükü taşımak zorunda kalabilir.

Ama burada önemli bir ayrım var.

Eğer bütçe iyileşmesi esas olarak vergi artışlarından ve enflasyon nedeniyle yükselen nominal vergi gelirlerinden geliyorsa bunun dezenflasyona katkısıyla, kamu harcamalarının reel olarak kontrol altına alınmasının katkısı aynı değil.

Gerçek mali sıkılaşmanın kalitesini belirleyecek nokta burası.

SELVA DEMİRALP: PETROL BÜTÇENİN YENİ SINAVI OLABİLİR

Selva Demiralp’in uzun süredir yaptığı temel uyarı da Hakan Kara’nın yaklaşımıyla kesişiyor:

Dezenflasyon yalnızca para politikasıyla yapılamaz. Maliye politikasının da aynı yönde çalışması gerekir.

Ancak 2026’da bu denkleme yeni ve önemli bir risk girdi:

Enerji.

Petrol fiyatlarının yüksek kalması Türkiye açısından aynı anda üç kanaldan baskı yaratıyor:

Enflasyon yükseliyor.

Cari açık büyüyor.

Ve bütçe dengesi bozulabiliyor.

Çünkü hükümet yükselen petrol fiyatlarının pompaya tamamen yansımasını engellemek için ÖTV mekanizmasını kullandığında devletin potansiyel vergi gelirinin bir bölümünden vazgeçmesi gerekiyor.

Temmuz bütçe gelirlerindeki yavaşlamada eşel mobil uygulamasının etkisine İş Bankası Araştırma da dikkat çekiyor.

Bu nedenle petrolün 2026’nın kalanındaki seyri yalnızca enflasyon ve cari açık açısından değil, bütçe açısından da izlenmeli.

ALİ ÇUFADAR VE TEPAV ÇİZGİSİ: ÖNEMLİ OLAN AÇIĞI DEĞİL, TALEBİ KISMAK

Ali Çufadar ve TEPAV çevresindeki maliye politikası tartışmalarında da önemli bir ayrım var.

Bir bütçe muhasebe olarak düzelebilir ama ekonomiyi yeterince soğutmayabilir.

Vergileri artırıp aynı anda kamu harcamalarını artırırsanız bütçe açığını kontrol edebilirsiniz fakat toplam talep üzerindeki dezenflasyonist etki sınırlı kalabilir.

Buna karşılık faiz dışı kamu harcamalarının reel olarak kontrol edilmesi doğrudan toplam talebi sınırlar.

Bu nedenle sadece “bütçe açığı yüzde kaç?” sorusuna bakmak yerine bütçenin kompozisyonuna bakmamız gerekiyor.

BANKALAR NE DİYOR?

İş Bankası Araştırma, Temmuz’daki kötü gerçekleşmeye rağmen ilk yedi aylık toplam performansı yıl sonu hedefleriyle uyumlu değerlendiriyor.

Garanti BBVA ise Temmuz ayındaki tahminlerinde daha ihtiyatlıydı.

Kurum 2026 bütçe açığının milli gelirin yaklaşık yüzde 3,8’i seviyesinde gerçekleşmesini ve küçük bir faiz dışı açık oluşmasını bekliyordu.

Yeni OVP ise artık yüzde 3,1 bütçe açığı ve faiz dışı fazla öngörüyor.

Dolayısıyla yılın kalanında önemli bir testimiz var:

Hükümetin yeni yüzde 3,1 hedefi mi, yoksa piyasanın daha ihtiyatlı tahminleri mi gerçekleşecek?

Şimdilik kamu maliyesinin seyri hükümetin yeni tahminini tamamen gerçek dışı göstermiyor.

Üstelik Ağustos’tan gelen ilk öncü gösterge de olumlu.

Hazine nakit dengesi Ağustos ayında yaklaşık 50 milyar TL fazla verdi.

Ancak burada çok önemli bir teknik ayrım yapmak gerekiyor:

Hazine nakit dengesi ile merkezi yönetim bütçe dengesi aynı şey değil.

Ağustos merkezi yönetim bütçe gerçekleşmesini 15 Eylül’de göreceğiz.

Dolayısıyla bugün itibarıyla “Ağustos bütçesi fazla verdi” demek yanlış olur.

PEKİ SONUÇ?

Bence 2026 bütçesi bize aynı anda üç farklı şey söylüyor.

Birincisi:

Mali disiplin şu ana kadar beklenenden daha iyi.

Faiz dışı fazla güçlü ve hükümet yıl sonu bütçe açığı tahminini yüzde 3,5’ten yüzde 3,1’e çekebilecek kadar kendisine güveniyor.

İkincisi:

Bütçenin kalitesi hâlâ tartışmalı.

Faiz dışı tarafta yarattığımız alanın çok önemli bir kısmını yüksek faiz giderlerine aktarıyoruz.

Dolayısıyla “bütçe açığı kontrol altında” demekle “kamu maliyesindeki yapısal sorun çözüldü” demek arasında büyük fark var.

Ve üçüncüsü:

Asıl sınav 2027 olabilir.

Yeni OVP’ye göre 2026’da yaklaşık 2,63 trilyon TL olan bütçe açığının 2027’de yaklaşık 3,87 trilyon TL’ye çıkması bekleniyor.

Faiz giderlerinin ise yaklaşık 2,8 trilyon TL’den 4 trilyon TL’ye yükselmesi öngörülüyor.

İşte burada Mahfi Eğilmez, Hakan Kara, Fatih Özatay ve Selva Demiralp’in farklı noktalardan başlayan değerlendirmeleri aynı yerde buluşuyor:

Türkiye’nin bugün klasik anlamda bir kamu borcu krizi yok.

Ama yüksek enflasyon → yüksek faiz → yüksek Hazine borçlanma maliyeti → yüksek faiz harcaması zinciri devam ettiği sürece bütçenin üzerinde giderek büyüyen bir faiz faturası var.

Bu nedenle 2026 bütçesini bugün için “beklenenden iyi” olarak değerlendirebiliriz.

Ama şimdiden “mali sorun çözüldü” diyemeyiz.

Çünkü asıl mesele 2026’da ne kadar açık vereceğimizden çok daha büyük:

Bugün faiz dışı tarafta yarattığımız mali alanı enflasyonu kalıcı olarak düşürmek için mi kullanacağız, yoksa 2027’ye yaklaşırken yeniden harcamaya mı başlayacağız?

Bütçenin gerçek sınavı işte bu olacak.

2013’te Dr. Artunç Kocabalkan tarafından kurulan İFM Medya, finansal iletişim, araştırma, stratejik iletişim ve medya alanlarında entegre hizmet sunan uluslararası bir ajanstır.
destek@bsekonomi.com
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin
© 2026 BS Ekonomi Tüm Hakları Saklıdır.
|
News & Media Platform, simplified
A Sound Fiction